3 Haziran 2009 Çarşamba

Olympos'tan aşşağı...

Beni üzen, kıran... O bencil, saygısız, insanlığını yitirmiş, çiğ, doyumsuz insanların yanından ayrılalı bir kaç gün oluyor. Hatta yarın bir hafta. 

Geçen hafta bugün gitmemem için ikna etmeye çalışmışlardı beni. Bir hafta mühlet vermişlerdi sözümona otoriteleriyle bana! O kadar kolaydı ki onlar için. O kadar çantada keklik, o kadar basit, o kadar düşünce yetisini yitirmiş gerizekalı bir insandım ki, derhal istifamı geri alır, onların bu 'cömert' tekliflerine gözüm kapalı 'tamam' derdim.. Dimi?

Onlar bulunmaz hint kumaşı, müşteriler tüm ajansların gıpta ile baktıkları müşterilerdi tabi ne de olsa. 

Parti organize etmekten müşterileri ancak ödeme zamanında arayabilen bu insanlar, ofisin temel ihtiyaçlarını karşılamadıkları gibi, karşıladığın zamanda sana 'vermeseydin/almasaydın' diyebilecek kadar pişkin, ama misafire kuşburnu ikram edilemediği zaman 'neden biten şeyleri haber vermiyosunuz arkadaşlar' diye çemkirebilecek kadar hayvani, ve ofisin muhtelif yerlerinde burunlarını temizleyecek kadar vahşi yaşamın bağrından kopamamışlardı ki... 

Bugün öğrendim. Arkamdan atıp tutmaya devam ediyorlar. Ben şaşırmıyorum aslında, her kayıplarında küfürler etmelerine, her kafasızlıklarının bedelini iş kaybetmekle ödediklerinden şahidim ve alışkınım. Ben onların atacakları yanlış adımı, henüz atmadan bilirken, onlar hala kabul edemiyorlar bir bok olmadıklarını. Aylardır o ajansı Derya  idare etti. Her müşteriye o miyavladı, her iş için saatlerini verdi, gecesini ve gündüzünü. Oğluyla geçirebileceği onun hakkı olan her dakikayı, o lanet ajansa (parti evi demek daha doğru) gömdü. 

Hala havalarda, hala uçuşlarda... Hala msn iletileri ile mesaj gönderme çabası. 

Bende bazı atasözleri veya deyimleri yazmak istiyorum ancak, çok basit bir Türkçe konuşmam bile bugüne kadar bir netice getirebilmiş değil. O yüzden mesaj vermiyorum. Cümle kurmaya çalışmıyorum.


Çünkü gerçekten işim var :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder