11 Nisan 2012 Çarşamba

Uygarlık, medeniyet.. Ne ola?


Birkaç ay evvel, hiç alakam olmadığı halde bir röportaj yapmış ve şöyle bir soru sormuştum muhattabıma;

"Ulaştırmaya verilen önemin, bir toplumun uygarlık düzeyine işaret ettiğini söyleyebilir miyiz?"

- Tabi ki... Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkeler var. Bunlara farklı açılardan baktığınız zaman ölçüyü görebilirsiniz. Ben şöyle bir örnek veriyorum; "zenginlik ölçüsü ne?" Milli gelir. 
.. şeklinde giden bir cevap vermişti.

Soruya ve cevaba konu olduğu üzere bu 'uygarlık' düzeyini belirleyen farklı kıstaslar var. Ulaşım ve ulaştırma bunlardan birisi mesela. Burada konu toplu ulaşım kültürü üzerine dönüyordu, ve Türkiye'de toplu ulaşımı kullanma kültürünün azlığı veya oluşmamışlığı, bilinçsizliği üzerine bir yere denk gelmişti bu soru.

Temelde 'uygarlık'; hakimiyet, merak ve keşifler, bir de bağımlılıktan ibarettir. Ve aslına bakılırsa uygarlık dediğimiz şey, bir coğrafyaya, bir topluma ait bütünleşik gelişme düzeyi değil, daha genel anlamda dünya üzerindeki insanların bütününün dolaylı yollardan birbirlerini etkileyerek ve yarattıkları seviyedir.

Ama genelden özele inecek olursak elbette toplumların uygarlık düzeyleri farklıdır, farklılıkları yaratan da iç kültürleri, bilime, sanata yakınlıkları, üretkenlikleri ve bunları yaşayışları ile ilgilidir.

Norbert Elias'a göre uygarlık kavramı; bir süreci veya sürecin sonunu anlatır. Sürekli hareket halinde olan, ileri doğru hareket eden bir şeye işaret eder. 

Zaten 'uygarlık' terimini, "uygarlık düzeyi" veya "uygarlık derecesi" gibi bütünlemeler halinde kullanmamız da buna bir örnektir. Uygarlık, bir yöne doğru hareket ettiği veya edemediği için derecelendirilir.

Dolayısıyla 'medeniyet' dediğimiz şeyle birdir. Çünkü medeniyet de bir gelişme veya ilerlemeyle sınıflandırılır. Ve medeniyet kesinlikle zenginlikler değildir! Lüks arabalar, alışveriş merkezleri, rezidanslar, eğlence hayatına sunulan alternatiflerin fazlalığı, finans falan değildir! Medeniyet bu maddesel şeylerin dışında tamamen düşünce biçimi ve yaşam tarzıdır. Kendine, çevrene, doğaya, kaynaklarına ve çevrendeki her türlü canlıya karşı bir davranış biçimi.

Medeni toplumların bazı tipik davranışları vardır; çok basit...

Maça gitme ve izleme alışkanlıkları bile farklıdır.

Trafik kurallarına uyarlar, çünkü trafik önemlidir. Dirlik ve düzeni sağlamak için uyulması gereken kurallara uyarlar. Toplum refahı için ön sıralardadır.

İnsana değer verilir; sosyal güvenceleri tam anlamıyla vardır. Çalışma koşulları, özellikle çalışan annelere tanınan özel haklar vardır.

Tercihlere saygı duyarlar. Kimse kimsenin dinine, imanına laf etmez. Her türlü inanca saygı duymanın yanında, inanmamanında gayet natürel bir tercih olduğunun farkındadırlar.

'Sosyal Devlet' ilkesi vardır; kendinde vatandaşına %100 hizmet vermek gerekliliğini gören devlet! Kamu harcamalarını vatandaşa doğrudan eğitim, sağlık gibi konularda dönecek şekilde yoğunlaştırır. 

Askeri harcamaları bize bakıldığında yok denecek kadar azdır belki. Kalkanmış, heronmuş ilgilenmezler. Bu tip olası savaşa karşılık malzemeleri fuzulidir, savaş anlamsız ve ilkeldir.

Başka ülkelerden oralara "eğitimin allahını" almak için gitmek ister insanlar.

Mitlere bağlı yaşamadıkları için ilim, bilim kaynar. Birçok alanda çalışmalar yapan ve insanlık için önemli buluşlara, gelişmelere, tedavilere imza atan bilim adamları vardır.

Sanata değer verirler, sanatın her türlüsü sanattır. Sanat deyince baktıkları tek şey art'tır, art niyet değil! Ucube deyip birşeyleri yıkmaz, 800 sene boyunca övündükleri ve pazarlayarak para kazanmaya çalıştıkları çini gibi bir sanat olmaz. Çünkü bilirlerki sanat satın alınamaz, sipariş üzerine yaratılamaz. Sanat üretkenlikle ilintili birşeydir ve sürekli üretilir, gelişir, akımlar doğurur.

Eğitimde büyük rol oynayan etkenleri iyileştirirler, pürüzleri kaldırırlar. Nedir bunlar; sosyal ve coğrafi koşulları iyileştirirler, engelleri kaldırırlar.

Ergenleri, gençleri bilinçli yetiştirmek için dinsel eğitim değil cinsel eğitimi zorunlu kılarlar.

Okuma-yazma oranları da yüksektir tabi ayrıca...

Bu liste uzayıp gider, dallandırılıp budaklandırılır ancak bugün önümüze tabldot tepsisinde sunulan 4+4+4 ve özellikle ilköğretime başlama alt limiti, kendi uygarlık düzeyimizi arttırmak isteğiyle yapılıyor ise ben söyleyeyim. Yanlış.

Uygarlık düzeyimizi;

%50'sinden fazlasının, cinselliği bilmeden evlenmiş, doğum kontrolü bilmeyen, çocuk yetiştirmeyi en basitinden karnını doyurmak olarak bilen, henüz aile olmak konusunda sıkıntılar yaşayan, maddi geçim zorluklarından, gelecek kaygılarından depresyona girmiş ebeveynlerin içinden çekerek

veya;

Erkek egemen bir toplumda her türlü baskıya maruz kalan, çalıştırılmayan, okutulmayan, şiddete maruz kalan, eğer çalışıyorsa ki bir çocuk doğurduğunda lanet kapitalist sistem yüzünden iş hayatına çomak sokulan annelerin koynundan alarak,

Büyük beton bir binada, nizami dizilmiş sıralara, bir örnek giyilen üniformalara soktuğun küçücük çocuklarla YÜK-SEL-TE-MEZ-SİN!

Zaten ezbere dayalı bir eğitim sistemi var, hiç haz etmememe rağmen P.Suda'nın sunduğu bir soru-cevap programında anlıyorum bunu. İnsanlar, daha da vahimi hali hazırda sistemin içinde eğitim gören gençler bir halt bilmiyor. "Bir yılda gece ve gündüzün eşit olduğu kaç gün vardır" veya "Gazze nerededir" gibi sorulara yanıt veremiyorlar. "Kaçıncı yüzyıldayız" diyor, bilmiyorlar!

Bu ezberci ve malesef bilgisiz genç güruhunu çoğaltmak mı, bunu yapmaya daha erken başlamak mı yükseltecek uygarlık düzeyini?


Another Brick in the Wall


Dolayısıyla kendi paçozluklarını görmezden gelip, AB ülkelerinin seninle alakası olmayan yaşam standartlarını göz ardı ederek, onların eğitim politikalarına ayak uydurmaya çalışmak aptallık!






* Çiniyle bir zorum yok, aklıma gelen ilk 'Türk El Sanatı' öğesiydi, darılmaca gücenmece yok,
* Dini eğitim zorunlu değil, seçmeli. Biliyorum. Ancak Cinsel Eğitim hala "konmalı mı, konmamalı mı, Türk Aile Yapısı'na uygun mu?" aşamasında..???

9 yorum:

  1. 2023 te nüfusun yüzde yüzü okuma yazma biliyor olacak deniyor. kargalar güler bu lafa. Azıcık mantık biraz da matematik sahibi olan insanı inandıramaz kimse.

    Yedi sene önce hızlı tren deneyinde ölenlerin cesetleri toprağa karıştı, Hatası olanlar zamana karıştı.

    Unutulut unutulur, acı da, yanlış da hepsi de unutulur. Bunları çıkarınca geriye kalan yalana bakar bakar seyrederiz.

    Çocuklar deneme tahtasına dönecek. bedelini kim ödeyecek?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 2023'e tek parça halinde girebilecek miyiz acaba, Cumhuriyet 100. yılında jübile yapacak diye korkuyorum ben.

      Çocucuğumu da hiçbiryere göndermiyorum, 7 yaşına kadar bekleyeceğim! Bu yaşa kadar hayal ettiğim gibi getirdim, kimseye denek olarak sunamam.

      Sil
  2. tekrar döneyim bu yazıya.
    henüz "Taare Zameen Par"ın etkisindeyim. çok fena çarpıldım da..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sen de mi çarpıldın Zihni Abi :))

      Sil
  3. 2023 konusunda benimde ciddi şüphelerim var...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şüphelenmeyenden şüpheleneceğiz zaten..

      Sil
  4. Allahın belası sınavlar yüzünden kalktım buraya geldim okumaya,kimsenin umrunda değliz pisikolojimizi geleceğimizi kim umursuyor ki ? :((

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir tek annen... Ama onun da kanun çıkarabilme yetisi yok malesef :S

      Sil
  5. Ulaştırmaya, su, sabun ve elektrik tüketimine, çoğalmaya ters orantılı olarak, çevreye verilen önem...
    uygarlık düzeyine işaret eden etkenlerden önemlileri....

    biraz daha çalışmalıyım hocam:)

    konunun ana fikrini dağarcığıma alıp, bir zaman sonra farklı açıdan işleme kararı aldım.

    YanıtlaSil