popüler saçmalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
popüler saçmalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ağustos 2013 Pazartesi

Anti Ares'e yakarış

Yazmakla ilgili görevleriniz veya sorumluluklarınız yoksa yazmak zorlaşabilir, hatta bir zaman sonra yüzsüzlük etmemek için yazılmayabilir bile...

31 Mayıs Cuma sabahı twitter sallanıyor. #occupygezi, #direngezi almış yürümüş. DHA'nın sitesinden kısmen canlı, kısmen bir kaç saat öncesini aktarır görüntüleri izliyorum. Gezi padişahın emriyle boşaltılmış, insanlar sağa sola savrulmuş, polis parkın girişlerine barikat kurmuş, Kızılkayalar'ın önündeki durakta 5 genç. Biri TOMA'ya dayılanıyor, tazyikli suyla durağa fışkırıyor. Bu görüntüleri izlerken ertesi günün cumartesi olduğunu farkettim, "yarın büyük olay olacak" dedim.

27 Aralık 2011 Salı

İnsanın aç gözlülüğüne karşı, hayvanların hakları



Victoria's Secret kozmetik ürünlerinin testlerini hayvanlar üzerinde gerçekleştirmiyor. -muş...

Bilemedim ben. Neden kimi ürünlerinde gerçek kürk kullanıyorlar ki acaba?


Bugün malesef (hala) 50-90 milyon arası hayvan, bilimsel araştırmalarda deneylerde kullanılarak çeşitli acılara maruz bırakıldığı tahmin ediliyor. Gerçi son 2 yıl içerisinde bu konuda çoğu firma politikasını değiştirerek testlerde hayvan kullanmaya son verdiklerini açıkladı. Ancak bitti mi, hayır bitmedi! Biyoloji, genetik, biyomedikal, kozmetik ve toksikoloji testlerinde hala hayvanları kullanıyorlar.

15 Aralık 2011 Perşembe

yerli malı yurdun malı, herkes onu yemeli!

"Yerli Malı Haftası"nı illa kutlamaya çalışırsanız böyle olur işte. Neden kutlamaya çalışıyosunuz oysa ki? Biliyorum sizin suçunuz değil 'sistem böyle' ama bu sistemi kim kurmuş böyle?

4 yıllık kreş/yuva yaşantımızda her sene illa ki bir yerli malı haftası etkinlikleri çerçevesinde açları hayrına doyuruyormuşçasına okula yiyecek gönderdik durduk. Çerez, meyve, ev yapımı hamurişleri...

13 Aralık 2011 Salı

Yavşaklık Senfonisi





Anlamaya çalışmak zordur bazen. İnsan, genel olarak herhangi bir konuda düşünmeyi, merak etmeyi, ona öğretileni ve dikte edileni yaşamayı seçmenin kolaylığından olsa gerek lüzumsuz görür.

Öyle ya, durup bir an düşününceye kadar tüm bireyler ailelerinden  ve çevrelerinden edindikleri gündelik bilgilerle hayatlarını sürdürebilirler. 'Acaba', 'nasıl' gibi soruları sorulmadığı vakit; edinilmiş bilgilerin temellerine inilmezse ve en önemlisi 'seçebilme' özgürlüğü kullanılmazsa kişiler büyük ihtimalle anne-baba hükümdarlığından çıktıklarında da öğrenmiş oldukları kurallarla yaşarlar.

17 Aralık 2010 Cuma

onun malı, bunun malı, herkes onu kullanmalı

Yerli malı haftasında çocukları yerli malına özendireceklerine, tutumlu olmayı öğreteceklerine abuk subuk yedirip "nasıl obez olunur"a giriş yaptırıyorlar insanlar acaba farkındalar mı?

1 hafta evvelinden evlere pusulalar geldi.

10 Kasım 2010 Çarşamba

baybi

- Aneeee?! kıjlar baybilerle oynay dimi, eykekley oynamaz?
- Aşkım bütün kızlar barbilerle oynamaz, çünkü sevmeyebilirler. Ayrıca isterlerse erkekler de oynayabilirler -belki-
- Sen baybileri seveysin dimi anneee (ve çok pis güldü, sarı yuvarlak smiley oldu resmen)
- Yok annem sevmem, nefret ederim hatta (fenayım bende)
- Ama kıjlar seveyler baybileri sende sev
- Yok bitanem bütün kızlar sevmez dedim ya, bende sevmiyorum mesela...


Dumur oldu çocuğum akşam akşam. Ama sevmiyorum, nefret ediyorum napıyım. Kızlarına böle kokoş bebek alanları da anlamıyorum. Sonra bütün yaşam gayeleri topuklu ayakakkabı üzerinde yürüyebilmek, kusursuz makyaj yapabilmek ve dipleri fazla uzamadan saçlarını sarıya boyatmak olacak o kızların.

Benim yoktu. Aslında vardı, ama küçükken meşhur bir 'oyuna giriş' ritüelim vardı ki; bebeklere yaşam alanı, oda, yatacak yer, mutfak, kapı gibi detaylarla uğraşırken 1 saat falan geçerdi ve bu işleri yaparken gerçekten sıkılır yorulurdum. Ama benim bebek Ken'im yoktu. Hani belki Ken olsa, samanlık seyran olurdu onlara, benimde böyle detaylarla uğraşmama gerek kalmazdı. 

Bir süre sonra annem, bende uygun potansiyeli göremediği için de herhalde, o bebeklerin hepsini kendi odasında şifonyerin üstüne oturtmuştu. Orda salak salak oturuyorlardı... Zaten hepsini babam almıştı, babamda benim dizinin dibinde oturmamı tercih ederdi büyük ihtimalle...

Olmayınca olmuyor.

İşte bu yüzden hala makyaj yapmayı beceremiyor, sarı saçımın dibi gelince baş edemeyeceğimi anlayıp yine gerisin geriye kahveye boyatıyorum....



23 Ağustos 2010 Pazartesi

Ben nerede yanlış yaptım?


Bu yaz tatildeyken, bizimle aynı yerde kalan bir familynin 6 yaşlarındaki çocuğu ve onların her yaz aynı koordinasyonlarda buluştukları kankalarının 7 yaşlarındaki anlama katsayısı düşük çocukları; akşam yemeğinden sonra (yedikleri de akşam yemeği değil yani, kavga dövüş, çocuğumu öpüp başıma koydum) yanlarında çuvalla getirdikleri oyuncaklarını piyasaya çıkartarak oynuyorlardı.

31 Mayıs 2010 Pazartesi

yeni hafta

Haftaya çok güzel başladığım söylenemez. Sabah haberlerde üzücü şeyler gördüm, yolda radyoda duydum falan.... yine askerlere yönelik saldırı ve gazze'ye giden konvoydaki gemimize saldırı falan oldu israilce..

ulan bi bok yedin, bu neden???? dil, din, ırk ve mezhep çatışmalarının kan davasına dönüşmesini anlamadığım gibi böylesine kural tanıyamayacak kadar gözleri kör eden, ahlaksız eden hırsı hiç anlamıyorum. Ya ama harbiden anlamıyorum. vaad edilen topraklara yayılıcam diye kan döküp duruyorlar. yüzyılca barış içinde yahudisi, müslümanı, hristiyanı bir arada yaşamış o topraklarda. bir tekini bırakmayana kadar kan dökünce başına ne gelmesini bekliyosun ki? dünya ekonomisini yönetiyosun, arkandan ımerika'nın sonsuz (!) desteği.. belki dünyanın en büyük askeri gücü.... yaw ne şerefsiz bi millettir ya?

o katledilen çocuklar....... offffff ay içim darlandı yine

zaten haftasonu da oğlumun başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmedi. heryerini yara bere içinde bıraktı, heryerden düştü, heryere vurdu kendini! günü sırtını orta sehpaya vurarak sonlandırdı ki kalp spazmı geçirecektim kanım dondu oraya çarpınca. Çok şükür ki birşey olmadı ama günün sonunda haftasonu işkencesine maruz kalmış bir çocuk görünümüne büründü ve tabi akşamın bir saati evin şeklini değiştirdik. 2 senedir tehlike arz etmeyen masum beyaz sehpa şu an tamamen görüş alanımızdan uzak, kuytu izbe bir köşede sürgüne gönderildi.

haftasonu yoruldum. akşam terasta tıkındık, yedik içtik. hatta bütün haftasonu yedik. her zamanki gibi oğlum bir kaç kare poz çekti :)) yavrım.

şimdi tabi bu günden itibaren günde 1 saat değil, 2-3 saat salonda tepişmem gerektiğini düşünüyorum...