Keşke herşey oyun kurmak gibi olsa....
yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Şubat 2012 Pazartesi
28 Kasım 2011 Pazartesi
İstem dışı refleksler
İhmalmi, gereksiz görmek mi, üşenmek mi adını koyamadım. Sanırım hepsinden biraz var. Ama sonunda geçmişime sadık bir insanım; döner dolaşır gelirim bloguma...
12 Mayıs 2011 Perşembe
Rom, roman, romen, rumen, çigan veya çingene...
Relax halkın üyeleri.. Tarih boyunca kimseyle polemiğe girmemiş, bir toprak parçasına kafayı takmamış dünyaya yayılmış fakat genelde yerleşik toplumlarca farklı sebeplerden dolayı dışlanmış, hor görülmüş ve ezilmiş insanlar malesef.
(Yazıya çingeneler tabirini kullanarak devam edeceğim.
(Yazıya çingeneler tabirini kullanarak devam edeceğim.
10 Mayıs 2011 Salı
Anılar üzerine...
Benim 3 yaşıma dair iyi kötü anılarım var. Söyleyince aptalca geliyor ama; erkek kardeşimle aramda 4 yaş olduğunu, ve hatırladığım anılarda henüz onun aramıza katılmamış olmasını hesaba katarsak o anılar benim 3 yaşıma ait.
3 Mayıs 2011 Salı
Ben iktidara gelirsem, herkese bir skutır verecem
Güneş kendini gösterip kaçtı ama, herkesin güneşi kendine..
Bende kendi güneşimi aldım çıktım dışarı
10 Kasım 2010 Çarşamba
baybi
- Aneeee?! kıjlar baybilerle oynay dimi, eykekley oynamaz?
- Aşkım bütün kızlar barbilerle oynamaz, çünkü sevmeyebilirler. Ayrıca isterlerse erkekler de oynayabilirler -belki-
- Sen baybileri seveysin dimi anneee (ve çok pis güldü, sarı yuvarlak smiley oldu resmen)
- Yok annem sevmem, nefret ederim hatta (fenayım bende)
- Ama kıjlar seveyler baybileri sende sev
- Yok bitanem bütün kızlar sevmez dedim ya, bende sevmiyorum mesela...
Dumur oldu çocuğum akşam akşam. Ama sevmiyorum, nefret ediyorum napıyım. Kızlarına böle kokoş bebek alanları da anlamıyorum. Sonra bütün yaşam gayeleri topuklu ayakakkabı üzerinde yürüyebilmek, kusursuz makyaj yapabilmek ve dipleri fazla uzamadan saçlarını sarıya boyatmak olacak o kızların.Benim yoktu. Aslında vardı, ama küçükken meşhur bir 'oyuna giriş' ritüelim vardı ki; bebeklere yaşam alanı, oda, yatacak yer, mutfak, kapı gibi detaylarla uğraşırken 1 saat falan geçerdi ve bu işleri yaparken gerçekten sıkılır yorulurdum. Ama benim bebek Ken'im yoktu. Hani belki Ken olsa, samanlık seyran olurdu onlara, benimde böyle detaylarla uğraşmama gerek kalmazdı.
Bir süre sonra annem, bende uygun potansiyeli göremediği için de herhalde, o bebeklerin hepsini kendi odasında şifonyerin üstüne oturtmuştu. Orda salak salak oturuyorlardı... Zaten hepsini babam almıştı, babamda benim dizinin dibinde oturmamı tercih ederdi büyük ihtimalle...
Olmayınca olmuyor.
İşte bu yüzden hala makyaj yapmayı beceremiyor, sarı saçımın dibi gelince baş edemeyeceğimi anlayıp yine gerisin geriye kahveye boyatıyorum....
Gurur, özlem ve saygıyla...
Bu sabah evden özellikle geç çıktım. 09:05'de yollarda ne olacaktı görmek için...
Bir okulda konuşma vardı, feryat figan bir kız konuşmasını okuyordu.
Birden sirenler duyulmaya başlandı.
Hiç ummuyordum ama araçlar durdu,
Kornalar çalındı,
Hatta yürüyen bazı insanlar durdu bile...
İnanılmaz gurur duydum.
"Demek ki" dedim, "Hala, Atamızı saygıyla anıyoruz"..
Bir okulda konuşma vardı, feryat figan bir kız konuşmasını okuyordu.
Birden sirenler duyulmaya başlandı.
Hiç ummuyordum ama araçlar durdu,
Kornalar çalındı,
Hatta yürüyen bazı insanlar durdu bile...
İnanılmaz gurur duydum.
"Demek ki" dedim, "Hala, Atamızı saygıyla anıyoruz"..
7 Haziran 2010 Pazartesi
ağlakım
Çok nötr
Gri
Tek ses, yağmurunki...
ne radyonun sesi, ne çalan telefon, ne araçların itici korna sesleri, ne en sevdiğim parfümün kokusu..
Hiçbiri tersine çevirmiyor bu günün kaderini. Hissediyorum.
Birşey var dilimin ucunda. Söyleyemedim bir türlü. İçime de dışıma da dert oldu!
Oysa başka birşey var beklediğim. Hani "sen şu köşesini kaldırsan ben alttan itip kaktıracağım.." cinsinden.
evet, tam öyle.
Yağmurlu, karanlık, karaktersiz silik bir gün. Son zamanların en kötü pazartesisi...
Bazen biliyorum neden böyle olduğunu, bazen ben de bilmiyorum. Yapamadıklarım yapmak istediğim herşeyi teker teker katlediyor.
Son derece gri, pis, soluk bu günün başından belliydi ne olacağı.

Turuncu bir renk öldü.
Küçük fanusunda.
Ölü bulundu.
Korunmasızız.
Ölüyoruz, yağmurda ıslanıyoruz, sözlerden etkileniyoruz, bakışlarla deliniyoruz, laf arasında büzüştürülüyoruz, buğulanıyoruz.
Dün miykleyen o kediyi, üşenmeyip inip bulsam, ısıtsam, mutlu etsem, küçük bir kutu içerisinde havlulardan bir ev versem bugün bu kadar kötü olmayacakmış gibi geliyor.
Bu gece de duyarsam sesini. Söz benimsin!
2 Haziran 2010 Çarşamba
durmak istiyorum....
bezgin bekir gibi.... hatta gözlerimi bile kısıp. ööööyle mal mal oturasım var.

genelde kışın doğan insanlar sıcak havalardan, sıcak havalarda doğanlarda soğuk havalardan pek haz etmezler. misal ben! gözünü yerim aralığın, ocağın, şubatın.. bu ne? 1 önceki gün yemekten sonra ölüyorum zannettim, dün de yemek yemedim ölmiyim diye ve kendime oturacak yer bulmakta güçlük çektim. sonra bi bakıyoruz bugün... son derece griiii, suratsız, rüzgarlı bir hava. bu ne peki ya? yaz mı bahar mı. ne yapmalı. yazlık giyin.. çünkü hava sıcak. ama ıslanma tehlikesine karşın önlemlerini al..
ıyy
1 haftadır tartılmadım gerçi, unutuyorum ayıptır söylemesi ama kilo veriyorum. yaklaşık 8-9 ay önce içine giremediğim, 1 ay önce de girdiğim ama önünü kapatamadığım caaanım bir adet pantolonumu bu sabah giydim hehe :) zaten kilo alınca nedense inadım tutuyor ve alışveriş yapasım, birşeyler alasım kalmıyor. çünkü alırken yeni hacmime göre almam lazım.. ama olmaz, önceki hale gelmeliyim. onların içine girebilmeliyim! bu arada içine girdiğim pantolonu gerisin geriye çıkardım. çünkü hatırladım ki geçen sene o pantolon bana aslında bol geliyordu.
bu durumda hedef değiştirdim. o pantolon bol gelinceye kadar depüşelecek! sonra ver elini tatil...
29 Haziran 2009 Pazartesi
Tok sebiyem!
Anne evde oturmaya başladı nihayet...
Artık eve Mercan'dan önce gidip ona yemek hazırlayabiliyorum :)) yupi! Birlikte yemek yiyip, oyun oynuyoruz, yıkanıyoruz, dolaşmaya çıkıyoruz. Tüm akşamlarım ve haftasonlarım sonuna kadar Mercan'ın artık.
Ancak bu seferde baba ortalıkta yok :( Onun işleri yoğun, ve gelemiyor, geç geliyor vs...
Mercan çok çok sevdiği babasına bu sesli mesajı kaydetti :))))
22 Ağustos 2007 Çarşamba
Başlıksız

Zamanın birinde (nasıl bir zaman anlatımıdır anlamam)bir varmış bir yokmuş (deeermişim)...
Tamam suyunu çıkarma!
Adamın biri boş boş oturmaktan baymış kendi kendini.. Hayatın anlamını bulmaya takmış.
Bulduğu (daha doğrusu bulamadığı) hiçbir cevap onu tatmin etmemiş ve başka cevaplar bulmak için herkese sormaya başlamış hayatın anlamını. Ama aldığı cevaplarda ona yetmemiş, ancak elbet bir cevabı vardır diye vurmuş kendini yollara ve köy köy, kasaba kasaba dolaşmış.
Umutlarını yitirecekken bir köyde konuştuğu insanlar ona bu sorunun yanıtını ancak bir kişininin verebileceğini söylemişler. Dağları tepeleri gösterip "aha bu tepenin arkasında" şeklinde biryeri işaret etmişler. Resmen posta koymuşlar.
Amcam söz konusu bilgenin evine vardığında içeri girmiş ve ona da hayatın anlamının ne olduğunu sormuş. Bilge de -bilge ya!- "sana bunun cevabını söylerim ancak önce bir sınavdan geçmen lazım" demiş...
Adam kabul etmiş.
Bilge bir çay kaşığı vermiş adamın eline, içine de silme zeytinyağı doldurmuş. Ne saçma!
"Şimdi çık bahçede bir tur at ve geri gel, yalnız zeytinyağımı dökme, bakıcam kontrol edicem" demiş.
Adam gitmiş geri gelmiş. Gerçekten de bir damla dahi eksilmemiş kaşıktan. Çünkü gözlerini kaşıktan ayırmadan yürümüş geri dönmüş..
Bilge bakmış. Zeytinyağı tam... "Bahçe nasıldı?" diye sormuş adama.
Adam bön bön bakmış tabi. "Ben kaşıktan gözümü ayırmadım..?!?!"
Bunun üzerine bilge; "o zaman tekrar bahçeye çık, bir tur at gel. Ancak bu kez bahçeyi gez, gör. Oradaki güzellikleri gör" demiş.
Adam gezmiş görmüş geri gelmiş biraz sonra. Bilge ona sormuş "bahçe nasıldı" diye.. Adam bahçede gördüğü güzelliklere duyduğu hayranlıktan bahsetmeye başlamış. Kaşığa bakmışlar. Zeytinyağından eser yok.
Bilge gülmüş..
"Hayat senin bakışınla anlam kazanır, ya sadece bir noktayı görürsün hayatın akıp gider sen farkına varmazsın, ya da görebileceğin tüm güzelliklerin ortasında hayatı yaşarsın, akıp giden zamanın da anlam kazanır" demiş.
"Hayatın anlamı senin bakışlarında gizli"
Ne yapmaya çalıştığımı, neler yaptığımı, neler yapapileceğimi sorguluyorum bazen. Yolu yürüsem mi, şuradan bir taksi mi çevirsem?...
ve anladım ki (daha önce de anlamıştım ancak karmaşadan unuttum, bir süreliğine unutmamak üzere yeniden hatırladım-herkese olur-) hayat acayip güzel. Hayat kocaman bir sürpriz, facia, fiyasko ve rüya...
Hayat hergün ayrı bir renk. Dün turuncu idi. Bugün yeşil, yarın mor... Ara sıra siyah, bazen gri. Ama neticede apayrı.
Hayatın anlamı bugün benim için Mercan'ın gülüşüydü. 1 sn. olsun ağlatmamak. Kaşınan diş etlerini kaşıyarak onu rahatlatmak, uykusunu alabilmesi için bu sıcakta koltuğa mıhlanıp 1,5 saat onu sallayarak uyutmak. Pilim bitene kadar...
Dün de hayatın anlamı "mutlu et kendini" idi. Omuzlarım her öne eğildiğinde, içim darlandığında omurgamı dikleştirip yüzüme iki şaplak attım. Canlan, uyuma!
İnsan harcadığı kadar enerji üretiyor. Biraz kestireyim dersen, bütün gün uyuklar durursun. Deli danalar gibi koşturup şarkılar söylersen günün öyle cıvıl cıvıl geçer.
Pozitif düşünmeye yöneldim. Kendimi kandırmaya, olumlu düşünerek mutlu olmaya sevk ettim.
Belki çakan olmuştur kişisel gelişime yönelik bir kitap okuyorum :) Nlp'ye sardım. Uygulama henüz sıfır, ancak okuyarak kendimi gaza getiriyorum. Belki farkına varmadan uyguluyorum.
Nlp yemek yapmıyor, Mercan'la oyun oynayamıyor.
Bu durumda Mercan'a nlp teknikleri öğretmek gerekiyor.
Anne de ağlayacak, biraz az ağla.
Anne top atsan uyanmaz hale geldi, en iyisi gece uyanma.
Anneye ihtiyacın yok, mama biberonda.
Anne agu egi demekten konuşmayı unutacak, tez vakitte anne veya baba de kadın paralanmasın.
Teknikleri öğrenmeli.
Şimdilik kullandığı yegane teknik ağlamak, nedenleri sayısız
a) Açım
b) Uykum var
c) Canım sıkıldı
d) Oyun oynamak istiyorum
e) Gezmek istiyorum
f) Dişlerim kaşınıyor
g) Çok sıcak bayılıcam, yelle beni
h) Ben cücük bir bebekim, kucağına al okşa beni
i) Gıcıklık olsun diye ağlıyorum
j) Emziğimi verin ulan!
k) Hepsi
l) Joker hakkımı kullanmak istiyorum
Yani hep o, hep o. Al işte nereden nereye.. Hayatın anlamı çocuuum. Çocuuumun günlük macera ve beklentileri. Bugünü, yarını.
Tutup ağzına sokmaya çalıştığı ayakları, meyve sularını afiyetle içerek beni mest etmesi.
Oysa ne yumuk, ne sessiz, ne sakin.. Ne bebek bir şeydin sen...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
