deryamercani.blogspot.com adresinin başkası tarafından alındığını görünce hüzünlendim. Salak kafam, madem blogu taşıdın adresi boşta bırakmasana!
Zaten deryamercanı'nın içeriğini taşıma işi sürekli oğlana dair yazamamaktan veya "velevki yarın öbür gün başka bir çocuğum olsa ona da ayrı blog mu açacağım yahu?" düşüncesinden çıkmıştı.
Kararsızım işte hala kararsız, o blog kalsaydı kendi saçmalamalarıma başka blogmu açaydım diye düşünür dururum. Sonra artık oturup yazamadığımı, nereye veya neden yazdığımı sorgular haldeki gidiş gelişlerimi hatırlar geçer giderdim.
iş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
31 Ekim 2013 Perşembe
20 Mart 2013 Çarşamba
Kuşlarım özgürlüğüm olsa...?
Günler deli gibi geçiyor. Ofis yaşantısını bırakalı beri biraz hengamenin altında biraz boşlukta hissettim kendimi. Hengamenin adı "ev"di. Okula çocuk teslimi, ev (yaşayan organizma)in gündelik işleri, az-çok kendi masa başı işlerim, okuldan çocuk teslimi, okulda doymamış çocuğu doyurma (eğitsel anlamda) girişimleri, etkinlik, deney vs. araştırmaları (arada okuma yazmayı öğrettim bu arada Mercan'a), yemek hazırla, ay orası tozlanmış vah burası lekelenmiş tripleri, her akşam minimum 3 hikaye okuma faslı ve nihayet 21:00 itibariyle sadece ben.
E ne yapayım ben?
8 Kasım 2012 Perşembe
Refresh üstüne refresh
Hislerim biraz karışık. 'Benim canım sıkıldı' şımarıklığımla Alaska'dan Himalaya'ya olan ani yolculuğumdandır herhalde.
İş yaşantımı birden değiştirdim. Oğlumu anaokulundan aldım; ki geçtiğimiz 1 hafta içinde kesinlikle iyi birşey yaptığımı düşünmeye başladık. Önceleri akşamdan akşama yemek yapmak gibi dünyanın en büyük sıkıntısı sandığım bir meşgalem varken; şimdi sabah öğle akşam farklı menüler hazırlamak, işimle ilgilenmek, Mercan'a çeşitli uğraşlar bulmak, oyun oynamak ve "höf yoruldum" diye kendimi bir kenara atmamak zorundayım.
1 Kasım 2012 Perşembe
Havadis
Sonuna gelmeden yazmadım, hatta herkese söylemedim bile; bir sürü "aaağ niye" sorusuna maruz kalmayayım diye.
Şimdi sonuna gelip, o eşikten atlamış bulunmaktayım. Bugün yeni hayatımın 1.günü..
Şimdi sonuna gelip, o eşikten atlamış bulunmaktayım. Bugün yeni hayatımın 1.günü..
9 Temmuz 2012 Pazartesi
Özentilik evresi / olası kısa devre
National'daki Tatlı Hayat, oradan fırlayıp evime giren en hafifi 2 kg'luk tencere tavalarımla hayatımın en özenti evresinden geçiyorum. İhtiyacım olan şey uzun çok uzun bir bağın/bahçenin gerisindeki taş evimin derme çatma mutfağında aileyi bir araya getiren yemek saatlerine mis kokulu lezzetler katmak. Rüzgarla gelen toprak kokusunun, kapının önündeki lavanta bağına dolanması, oradan öyle usulca eve girmesi.
19 Mart 2012 Pazartesi
İnsanın dini imanı para olmasın
Geçtiğimiz hafta bir tekstil firmasının katalog çekimleri için şehir dışına çıktık. 2 bayan ve 1 erkek modelle sahil şeridinde gerçekleştirilecek çekimler hava muhalefeti nedeniyle neredeyse azıcık faciaya dönüştü. Toparlandı, çekildi bitti, durum kurtarıldı... Ama keşke kurtarılmayaydı!
Benzer bir çekimde (dış mekanda ve zorlayıcı hava koşullarında) bir çekim limiti vardır.
8 Şubat 2011 Salı
7 Haziran 2010 Pazartesi
ağlakım
Çok nötr
Gri
Tek ses, yağmurunki...
ne radyonun sesi, ne çalan telefon, ne araçların itici korna sesleri, ne en sevdiğim parfümün kokusu..
Hiçbiri tersine çevirmiyor bu günün kaderini. Hissediyorum.
Birşey var dilimin ucunda. Söyleyemedim bir türlü. İçime de dışıma da dert oldu!
Oysa başka birşey var beklediğim. Hani "sen şu köşesini kaldırsan ben alttan itip kaktıracağım.." cinsinden.
evet, tam öyle.
Yağmurlu, karanlık, karaktersiz silik bir gün. Son zamanların en kötü pazartesisi...
Bazen biliyorum neden böyle olduğunu, bazen ben de bilmiyorum. Yapamadıklarım yapmak istediğim herşeyi teker teker katlediyor.
Son derece gri, pis, soluk bu günün başından belliydi ne olacağı.

Turuncu bir renk öldü.
Küçük fanusunda.
Ölü bulundu.
Korunmasızız.
Ölüyoruz, yağmurda ıslanıyoruz, sözlerden etkileniyoruz, bakışlarla deliniyoruz, laf arasında büzüştürülüyoruz, buğulanıyoruz.
Dün miykleyen o kediyi, üşenmeyip inip bulsam, ısıtsam, mutlu etsem, küçük bir kutu içerisinde havlulardan bir ev versem bugün bu kadar kötü olmayacakmış gibi geliyor.
Bu gece de duyarsam sesini. Söz benimsin!
3 Haziran 2010 Perşembe
başlık bulamadım valla

Dışarıdan çok büyük görünen ama içlerine girince dandikliklerini ve zaaflarını öğrendiğimiz bir müşterimiz.. seneler önce baba (kurucu) ölünce veraset davasına tutuşmuş 3 garip yavrucuk, bir acılı eş (!!?!)..
Ve geçen gün öğrendim, 50 yaşındaki adamların peşinde tabi bilmemne hanımcım, tabi efendiciğim diye yalakalık ettikleri o yavrucaklardan biri 86 doğumluymuş.
Allaaaaam. bizde diyoruz 40 falan vardır bu.
O kadar yorguuuun, suratı çökmüş, sempatinin s'sini ancak plakasında görür olmuş sevimsiz despot bi kadın tipi.
hiiiç öyle işte.
çok şaşırdım.
ne kadar kartingen!
*********************
dün akşam mikiyi kreşten aldım. yine elime bir kağıt verildi. "ıhın" dedim.. yine birşeyler isteyecekler..
yıl sonu gösterisinde 3 oyunda yer alıyormuş minik kuşum. 3 ayrı kostüm kiralıyormuşuz.. onu söylüyorlarmış...
ayrıca dün akşam miki benimle salatalık savaşı yaptı, çamaşırları katlamama yardım etti, mini mini konserler verdi sonra bize evde halay çektirdi. salonun ortasında 3ümüz el ele tutuşup haydaaa hop diye halay çektik. sonra elini matkap yapıp beni deldi, inek olup yanağımı yaladı, babasını at yaptı, merdivenlerden inerken ejderha yaptı kısa bir süreliğine, sonra kutu kutu pense oynadık.
tüm bunları yaparken aralarda kesinlikle boşluk bırakmadı mercan. halay çekmemiz bitiyor, dur iki dakka oturayım diyemeden "hadi şimdi dönüyoruz" diye başka bir oyun çıkartıyordu. boşluk bırakmadan, mola vermeden, nefes almadan oynamak istiyordu bizimle..
anladım.
evet.
her ne kadar okulda arkadaşlarıyla çocuklarla çocuk gibi oyun oynuyor, çocukluğunu yaşıyor diye mutlu olsam gurur duysamda onun bizimle, salak sapık da olsa oyunlar oynamaya ihtiyacı olduğunu anladım.
26 Mayıs 2010 Çarşamba
Bu sabah

- Anneeeee. akşam hambuygey yices dimi biiiiz
- hee aşkım. hambuygey yices doğru
- yaşasıııın oyuncak vericekler bise
:)) hiç oyuncağı yok. tabi!
Hiç oyuncağı olmadığını düşünen sevgili despot komşumuz akşam, alıp vermeye üşendiği hediyesini verdi. Almış da vermeye fırsatları olmamış.. sağolsunlar da. hediyeler konusundaki fikirlerim konusunda bir açıklama yapmıştım.
Hediye de bir doktor seti. Steteskopu ıvırı zıvırı şırıngası falan var. tanrım! Akşamdan beri başta şişme sıpaydır men olmak üzere familimize, dilimiz dahil olmak üzere heryerimizden ilaç enjekte etti. Ama eline yakışmıyo. Olsa olsa dövmeci olur. Veya olsa olsa dr. house gibi n'oldum delisi psikopat bi doktor olur.
Hep derler ya... "aman doktor ol çocuuum yaşlanınca bize bakarsın". Bakmasın abi, fotoğraf çeksin, gezsin dolaşsın çocuğum.
Bu arada spora başladım. Bugün 5. günüm. Heryerim ağrıyor. Çok fena. Ama hoşuma da gidiyor, her bir sızıda kendim için bi güzellik yaptığmı hatırlıyorum. E kendim için de çok nadiren güzellik yaptığımdan daha bi mutlu oluyorum tabi. Nerden ettik şu sezeryanı bilmiyorum ki, sarktı gitti göbek yaaaa lanet olsun
29 Haziran 2009 Pazartesi
Tok sebiyem!
Anne evde oturmaya başladı nihayet...
Artık eve Mercan'dan önce gidip ona yemek hazırlayabiliyorum :)) yupi! Birlikte yemek yiyip, oyun oynuyoruz, yıkanıyoruz, dolaşmaya çıkıyoruz. Tüm akşamlarım ve haftasonlarım sonuna kadar Mercan'ın artık.
Ancak bu seferde baba ortalıkta yok :( Onun işleri yoğun, ve gelemiyor, geç geliyor vs...
Mercan çok çok sevdiği babasına bu sesli mesajı kaydetti :))))
18 Haziran 2009 Perşembe
5 Haziran 2009 Cuma
1 Haziran 2009 Pazartesi
Paralarım
29 Mayıs 2009 Cuma
Yeni şeyler...
Ben yeni şeyler yapıyorum.Yeni kararlar verdim, yeni yollar çizdim.
Yolu değiştirmek zor, güzergah farklı nede olsa, alışması zaman alacak, o yolda ilerlemesi...
Ben küçük bir adım attım, sonra bir büyük adım daha.. Farkına varmadan koştuğumu farkettim.
Ben yeni şeyler yapıyorum. İyi mi kötü mü zaman gösterecek elbet, ancak herşeyin eskisinden daha iyi olacağına dair hisler var içimde.
Daha düzenli tertipli olacak herşey. Sabahsa sabah, gece ise gece. Kimse "git, yat" demeyecek "saat geç oldu".
Yada hiçbirşey beni incitemeyecek. Ben izin vermedikçe.
Ben yeni şeyler yapıyorum. Ama neler yaptığı
mı ileriki günlerde yazacağım. Çünkü yaptığım şey kimilerine "aaaaa" dedirtecek, kimilerine "vaaaay". O tepkileri kestiremediğim için, incinmeyeyim, hevesimi kaybetmeyeyim diye sonra...
Çok az kaldı.
3 gün önce bir karar verildi. 3 gün içinde ka
pılar açıldı.
3 gün sonra belki bir ipucu verebilirim.
Yeni şeyler yapıyorum. Listelere çizgiler çekip, yeni listeler yapıyorum.
Yeni bağlar kuruyorum. Bağlarımı sağlamlaştırıyorum. Kendimden beklemediğim birşeyi yaparken, hiç şaşırmadan yanımda duran adama yeniden aşık oluyorum. Sanki bunu bekliyormuş gibi. Veya tamamen sevgiden o da... Destek olmak, yanında durmak. Güvenmesende yaptığı şeye, ona güvenmek.
Elimi tut. Daha çok işim var!

20 Mayıs 2009 Çarşamba
Kaldığım gidemediğim yerden...
Merhaba Dünya!
Pöşkürebildiğim tek yere yazamayacak, içimi dökemeyecek, anlatamayacak kadar çooook düşünceli ve yorgunum. Fiziksel ve ruhsal olarak. Bu ajans beni bozdu. Koca geçenlerde "çürüttü seni orası" dedi. Hissettiğim ama bulamadığım tabirdi. O söyleyince hafifledim, kabul ettim, içsel kararlar verdim. "Buradan ayrılmalıyım"!!!.
Ama yapamıyorum. Bunu yapamadığım gibi haftasonları Mercan'ı da acıma ortak edip ajansa getiriyorum.


Neden sıyrılıp çıkamıyorum, beni tutan frenleyen şey ne bilmiyorum. Burada anlayışsız, hoşgörüsüz, sabırsız ve adaletsiz insanlara ayırdığım kadar zaman ayıramadığım evim ve ailem söz konusu iken, içimde biriken öfke, kin ve yorgunluğa rağmen neden "hadi bana eyvallah" diyemiyorum?
Eskiden olsa yapabileceğim birşeyi yapamıyorum. Acıyorum... "aman işler kalmasın, kimse mağdur olmasın" diyorum, "biraz daha durayım" diyorum.. Bunu diye diye kaç ay geçirdim bilmiyorum. Bu geçen zaman zarfında kaç kez gururum incindi, kaç kez eve gittiğimde öpüşemeden uyumuş olan oğlumu koklarken özür dileyip ağladım, kaç kez sigarayı bıraktım, kaç kez kocimle sakin sakin oturup iki laf edebildim bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum. Bu ruh hali nedir, neden ve kime acıyorum bilmek istiyorum. Ben yapamıyorum bari biri beni çekip alsın istiyorum.
Mercan'ın hayattaki ilk yılında evde onunlaydım. İşi, çalışmayı, gözlerimin kanlanmasını, kafamın durmasını, telefonlardan kaçmayı öyle özlemişim ki ilk bir kaç ay ofiste sabahlamak hem suçluluğu getirmişti hem kendimi iyi hissettirmişti. "He he.. hala üretiyorum" diye sevinmiştim körelmekten korktuğum için. Fakat bu durum döndü dolaştı beni 7/24 sömürülen biri haline getirdi.
Her akşam istifa ediyorum, her sabah "işim var" diye koştura koştura ajansa geliyorum.
Malmıyım neyim?
O kadar bitkinim ki Mercan'ın 2. yaşgününü coşkuyla kutlayamadım. Hazırlık yapacak halim yoktu, gürültü kaldıracak kafam. Biraz kreşte kutladık, biraz aileyle.
Güzel oğlum herşeye rağmen vazgeçmedi benden. Hatta daha çok bağlandık. Üzmüyor beni, üzünce gelip sarılıp öpüyor anneciğim. Dün gece uyandığında yanına yattım. O 1.20'lik yatakta sarılışıp uyuduk. Asıl uyuması gereken oydu tabi ama bende sızmışım. Zaten öyle güzel kokuyor ki insan ikiye katlanıp bir köşede sıkıştığı halde spastikliğini farketmiyor.
Sabah oğlum uyandırdı beni. Kocaman, sıcak bi öpücük kondurdu dudaklarıma. Erkeğim, küçük sevgilim.
"Hadi kalkalım annecim" dedim.. "Servis gelecek"
-"hadi kaykayım"
4 Mart 2009 Çarşamba
Ne olduğu belirsiz, karaktersiz post
Sevgili Edanik önceki postuma yorum olarak bir soru bırakmasaydı, blogun varlığını unutmuştum sanırım.
Pardon.
Kimden...?
Hala takip eden varmı acaba, takip edilecek birşeyi kalmayan blogumu.
Kendime ve oğluma pardon. Hani oğluşum kazık kadar olunca okuyacaktı bunları, hani beraber okuyacaktık, hüzünlenecektim ben foldur foş ağlayacaktım oğlum da "amaaan" diyecekti. Ne oldu?
Yalan oldu yalan.
Çok iş çok güç.. Aslında edanik bana "2 yaş sendromumuzu" sormuş ama anne "çalışan anne" sendromundan bahsetmek üzere yol alıyor onu fark ediyorum.
Ya ben çok yorgunum artık. Kaşımı alacak, saçımı tarayacak vaktim yok. O kadar vaktim yok ki, öyle kör bir rutine girdim ki anlatamam. Tuvalete gidemiyorum bazen gün içinde. Sonra çık (tabi çıkabilirsen) koştur koştur eve git.
Ve kapıda seni karşılayan büyük soru işareti!
- hı hı oğlunla mı olacaksın, ütü masasıyla mı? hıa-ha ha ha"
- eee şey. şimdi mercan'la biraz oynasam, sonra "hadi oğlum bana yardım et" ayağına çocuğu da olaya dahil edip ütüye başlasam, mercan da ayağımın dibinde... ...hmm ütüyü sevmiyo mercan. benim gibi
- hadi cevap bekliyorum. mercan mı, ütü mü? mutfak mı, silinmeyi bekleyen 1 parmak toz oluşmuş raflar mı, yarının yemeği mi, duş mu, kocan mı, mercan mı, evde hallederim dediğin işin mi, varlığını unuttuğun insanlar mı, mercan mı? yoksaaaa... ne olsa yağmur yağıyo diye önemsemediğin camlar mı. hıaaaa ha ha ha evet hadi söyle mercan mı, ev mi, sen mi, kim
- tamam şimdi ben 2 dk.da mutfağı biraz toparlıyım, sonra ocağa bişeyler koyar salonu toparlarım, arada mercandan kaçıyomuş gibi oyun yaparım ama aslında ocağa yetişmeye çalışıcam muhtemelen, katlanmış çamaşırları mercana veririm o odasına götürür ama alakasız yerlere koyar, olsun problem değil, doğru yerlerini gösterirken onunla konuşur ilgilenmiş olurum (!), koridorda rastlarsam kocaya selam çakarım, birisi mail bekliyorsa da ona da "adslde arıza var galiba" derim, her zaman işe yarar ne olsa, sonra jimnastik yapalım diye mercanla biraz yere yatarım, hatta sırtımı çiğnetirim çok ağrıyo heryerim, o sırada onun uyku saati gelir, mercana bir biberon süt + yastık, kocaya kumanda, bana da ütü düşer. ama film bitmez.
hayal ürünü olmayan günlük koşturmam. Zaten en erken 8'de varabildiğim evimde, 21:30 da uyuyan oğluma, yaşayan organizma evime, severek aldığım kocama, bakım onarım gerektiren bilimum yerime nasıl ne şekilde zaman ayırabilirim. nasıl oluyor bu doğru kurguyu yapabilen varsa gelsin retouch yaparken onu dinleyip aynı anda da akşam yemeği düşünebilirim.
bu ne bu? mercan mükemmel bir şekilde büyüyor. güzelliklerini pozlayacak vaktim bile yok. Anlatılmayı bekleyen, buraya yazmamı gerektiren öyle enteresan şeyler yapıyor ki, yazamamama çok üzülüyorum. Güzel yavrum, her annenin güzel yavrusu gibi mükemmel, eşsiz güzellikte.
Ve ben hayalini kurduğum o 20'li yaşlarında koluna takmak istemeyeceği birine dönüşüyorum sanırım. İnsan bu kadar mı vakitsiz olur, bakıma gitsem hurdaya çekerler kesin!
Tabi nerden girdim nereden çıktım yine :)
Mercan 2 yaşına yaklaşırken.... Bahane üretmeyi, kandırmayı, kendisini kabul ettirmeyi öğrenmiş ve uygulamakla meşgul. Zaman zaman kendisini kabul ettirmek adına yerlere yatıp ağlamaya başlasada asla ama asla onunla çatışmıyoruz. Yani ne "ağlama oğlum" diye üstüne gidiyoruz ne de görmezden geliyoruz. Bazen çok basit ve yerinde olan o sıradan soruyu sorarak durumu çözebiliyoruz.
"Ne oldu Mercan, sorun ne"
Öyle şaşkın, öyle afallamış bakıyor ki. "ne biliyim bende bilmiyorum, du ya niye ağlıyorum ben" şeklinde kalıyor öylece.
Yapmak istemediği işlere toslayınca "ağrıyo" diye bacağını gösterip koltuğa uzanmayı, kulağında kulaklık varmışda duymuyormuş, hatta bayağı bi heavy metal dinliyormuş gibi kafa sallamayı da biliyor. Bu 2 yaş sendromu tam olarak ne aslında tanımlayamıyorum pek. Yani bu tür gülüp geçebileceğim inkar etmeler mi yoksa önüne geçilemeyen ağlama krizleri falan mıdır bu 2 yaş krizi.
2 yaşına yaklaştığımız şu dönemde Mercan'ın sinirimi bozacak düzeyde bir diretmesi yok herhangibir konuda. O yüzden tanımlayamıyorum ve-veya konduramıyorum. Belki ısrarla ama ısrarla oyuncak tencere tavalar yerine mutfaktan getirilen tava ve cezvelerde yemek pişirmek istemesi de 2 yaş sendromu denilebilecek bir üstelemedir. "Oğlum seninkiler burada" dememe rağmen benim çatal kaşığımı istemesi, sokağa, yatağa, banyoya heryere peluş ev ayakkabılarıyla gitmek istemesi şu bizim sendromun bir parçasıdır belki. Eğer öyleyse bile sinirimi bozmadığına göre sorun yok :) çünkü biraz araştırdım 2 yaş sendromuzedeler "bu satırları yazarken elim ayağım titriyor" veya "sanırım 2.5 yaşındaki kızım bizi öldürmek istiyor" gibi şeyler yazmışlar. Bende şu satırları yazarken bu akşam neyi nasıl idare etsem, kime, neye ne şekilde öncelik versem, vasiyet yazmaya başlasam mı diye düşünüyorum. Çok dandik anneyim ben yaaaaaaaa üf :((
14 Ocak 2009 Çarşamba
Bu-günlük

Neredeyim, ne yapıyorum, veya nerelerde hangi sularda yüzüyorum acaba. Yoğun, yorgun ve tıka basa doluyum. Bir küp turşu gibiyim. Bir sürü şey bastırdım, üst üste koydum, bastırdım, koydum bastırdım. Kapağını kapatmaya çalıştım. Zor oldu! Neleri koydum küpün içine neleri açıkta bıraktım onun analizini yapmalı ve hatta küpü camdan dışarı fırlatmalı belkide.
Doldu bu küp, kaldır at.
Ben yazmayalı, günlük.. Dedem felç geçirdi. Anneannemin korkusunu üzerimden atamamışken dedem hepten yüreğime indirdi. Günlerce düşündüm dedemle el ele tutuşup markete ekmek almaya gittiğimiz yaz tatillerini. Tek derdimin büyümek olduğu günleri. Bilseydim benim büyüten yıllar onları alıp aşağı çekecekti hiç istemezdim bunu.
Oldu. Şimdi o fizik tedaviye gidiyor, ve malesef benden çok uzakta teyzemde kalıyor.
Çok üzülüyorum.
2009'a da paldır küldür girdim. Yoğun, uykusuz, gecesi sabahı birbirine girmiş günlerin sonunda 10'dan geriye doğru saydı insanlık.
Mercan boyaların tadına baktı, renkli hayallerin tadına vardı. Kağıttan çok yanaklarını boyadı oğlum, ama çok çok mutlu oldu, annesi önüne kocaman boya paletini koyunca. Tüm dünyalar onun oldu. Gözlerinden ışıklar fışkırdı, içi dışına çıktı. Bir çocuğun heyecanlanması nasıl olur? Bilen bilir...
Mercan tam 20 aylık bir genç oldu. Çok büyüdü 2 ay içinde, kazaklar düdük gibi bolero oldu küçük sandığım bedeninde. Baba oldu oğlum. Sarı peluş bir köpeğe..
Başta itici geldi ve vazgeçirmeyi düşündüm ama ondaki sahiplenme duygusunu gözlemleyince vazgeçtim. Her akşam "kaka" diyerek altının değişmesi gerektiğini söylerek koltuğa yatırdığı bir köpeği var oğlumun. Odasından bez ve ıslak mendilini alıp getiriyor. Yakından ilgileniyor onunla. Nasıl bir gözlemlemedir bu! Bezin bantlarını muntazam açıp köpeğin altına yerleştiriyor. Nasıl bir yön duygusudur bu! Köpeğin poposunu buluyor. Kuyruğunun altını kokluyor "kaka" tespiti yaparken. Sonra yatırıyor güzelce, üstünü örtüyor, öpüyor. Çok tatlı, küçük ama kocaman bir öpücük. O köpeğin yerinde olmak istiyorum çünkü ne zaman "öp beni oğlum" desem öpmem için yanağını uzatıyor. Oysa o köpeği bal gibi öpüyor.

Evlat işte :)
Her akşam yemekler pişiriyor bize. Yumurta sahanında her akşam ayrı bir yemek pişiyor, tattırıyor, bazen "yanıyo yanıyo" diye etekleri tutuşuyor bizimkinin :))
Babası gibi iyi bir ev erkeki olacak oğlum.
Ve ben yorgun argın dargın, bir yılı bir yaşı geride bıraktım. Bugün yaşgünümde. Çok durgun girdim yeni yaşıma. Niye böyle oldu bilmiyorum. Veya bildiğim halde kandırıyorum kendimi. Zaten Mercan'ın hayatıma girişinden sonra yaşgünümü yitirmiştim. En sevdiğim özel günüm sıradan bir gün oluverdi. Artık özel günüm oğlumun yaşgünü.
Çünkü illa ki mayısın 2. pazar günü kutlanıyor, anneler gününe denk geliyor, faydalanıyorum oğlumun yaşgününden.
"İyi ki doğdun" diyorum.. İyi ki doğurmuşum, iyi ki anne olmuşum.
17 Ekim 2008 Cuma
Sabah Mercoşu...
Malum oğlum çalışan bi adam, sabah erkenden kalkıp bezini değiştirir, "bugün ne giysem?" diye düşünmez anası onun yerine gardırobun karşısında bakınır çünkü aval aval, sonra evi bir tavaf edip akşamdan yerlerine konmuş oyuncaklarını bulur alır görmek istediği gibi dağıtır, mutfakta birşeyler atıştırabilir, dişini mümkünse fırçanın tersi ile fırçalar, ellerini sabunlar ama durulamaz (ölsün mikroplar) jölenin tüpünü "ııh-ııh" diye sıkar "açılmıyo" der (bizim kandırıklarımızdan biri tabi bu ııh-ııh) ayakkabı seçer giydirmemiz için getirir ve kapının önünde pisi gibi bekler.
Telefon çalar.. Servis gelmiştir.
Ve o çok yorucu, yoğun, kafasını kaldırmaya fırsat bulamadığı kreşe gider Mercan. Akşama kadar tepişir, oyunlar oynar, karı-kız keser (ne olsa küçüğüm kimse iplemiyo diye neler yapıyordur bilmiyorum henüz şikayet almadım).
Keşke hep oyunlarla yorulan, hatta benim gibi daha oyun ortamını hazırlarken yorulan çocuklar olarak kalıp oflayıp puflasaydık.
Sabah boncuğu
("oooo annneeee" derken)
Sabah tatlısı
("Hani oğlum kirpik yap" (?) dediğimde gözlerini kırpıştırışı)
("Hıııı how how!" köpüş taklidi yaparken)
27 Eylül 2008 Cumartesi
Aşka davet
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




