bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ağustos 2010 Salı

Anneanneciğim ben bildim bileli aynı evde oturur. Hatta annem/anneannem aynı mahallede, annem/anneannem/babaannem aynı mıntıkada oturur...

Neyse babaanneyi ve anneyi çıkaralım şimdi aradan..

30 Haziran 2008 Pazartesi

İnanamıyorum dr. bey, oğlum büyüdü

Blogger anneler çocuklarının gelişimini paylaşıp dururken, ben hala anne oluşuma, hızla büyüyen ve beni şaşırtan oğluma takılmış kalmış durumdayım.

Mercan'da gelişiyor canım :) Mercan artık, nihayet yürüyor. Evde öncesinde ulaşamadığı yanaşamadığı yerlere gidip karıştırıyor, bizi takip ediyor, küçük emirlere uyup kuryelik yapıyor, gidilmesi yasak olan yerlerde onu kural ihlal etmeye yönelten şeyler var ise orada durup bizi çağırıyor. Mesela banyo; oraya tek başına girmesine her zaman karşı çıktığımız ve kapıyı daima kapalı tuttuğumuz için, es kaza kapı açık kalmış olsa oraya gidip sesleniyor. Hala oturduğu yerden kalkmayı beceremediği için, yere oturmamayı veya eğilmemeyi tercih ediyor genelde. Ama elinden birşeyi düşürür veya bir eşyayı yerinden düşürürse yine seslenerek almamızı emrediyor.

Dışarıda ise kalabalığın ve mekanın büyüklüğünün içinde sağa sola gidip dönüp duruyor. Sanki bir oyuncak gibi, bir nesneye çarpınca yönünü değiştiren... Çoğu isteğimizi yerine getiriyor. Her komutu anlıyor. Bu kadar anlamasına rağmen hala etkin bir şekilde konuşmamasını ise sivri zekalılığına veriyoruz oğlumun, zira eğer konuşursa bizi parmağında oynatamayabilir. Bu yolla herşeyi "bu mu, o mu, şu mu" diye şekilden şekile giriyoruz çünkü.
Bazen gözünün önünde olmayan birşey aklına geliyor ve onu istiyor mesela işte o zaman iş çok çok zorlaşıyor çünkü Mercan'ın aldığı tavır "yeter üleeeyn getirin şunu" tarzından ve su gibi emzik gibi her gak-guk dediğinde ona sunduğumuz birşeyi istermişçesine.
Geçtiğimiz haftasonu karpuz istedi. Ama bu sefer "kaapus" dedi. Şok olduk! Anne-baba demeye üşenen, işi düşünce "anniii" diyen oğlum karpuz istedi. Sözlü olarak. Ve dolaptan çıkarıp huzuruna sunduğumuzda sabrı iyice taştı "hiyaaaa" diye bir çığlık atıverdi.
Zaten şu sıralar hava muhaletefeti yüzünden iştahı kesilen Mercan'ın severek ve isteyerek hatta bayılarak yediği tek şey karpuz diyebilirim. Mutfağa gelir bir parça alır tam mutfaktan çıkacakken ağzındakini yuttuğunu farkeder ve geri döner. Bu şekilde 6-7 kere mutfak kapısından döndükten sonra pes ederek mutfaktaki kilimin üzerine pat diye koyar popoyu :)




Bende bahsettim oğlumun gelişiminden. Eh ne de olsa anneyim. Tüm anneler gibi; birbirimizden daha anne, daha hassas, daha duyarlı, daha dikkatli!

İnkar edenler olabilir ancak, her anne gibi bazı çocuklara imreniyorum. Mesela Dante'ye... Dante Mercan'dan küçük olmasına rağmen çok daha erken motor hareketlere geçti. Popoyu kaldırdı, süründü, oturdu, kalktı, yürüdü. Bu ve benzer konularda kendimi suçluyorum bazen, veya suçu kendimde arıyorum diyelim. "Yerlerde sürünmesin, orasına burasına birşey olmasın diye üzerine düşerek midir nedir fiziksel gelişimini ben mi engelledim acaba" diyorum... Beslenme konusunda da iştahsız olduğu vakit yine kendimi suçlamaya çalışıyorum. Oysa herşey bebeğin içinden kopup gelenler. Kimi oturduğu yerden, kimi dört köşeyi tavaf ederek herkese hükmediyor.

Yemek yemiyor ise zorlamamak gerekiyor örneğin. Ama hep "aman aç kalmasın, ay aç aç uyunur mu canım..." gibi şeylerle çocuğun ağzına birşeyler tıkıştırmaya çalışıyoruz. -rum diyeyim hadi..

Sanki o bir yastık kılıfı.. boş olmaması gerektiği için içini dolduruyoruz! Değil işte. Saygı duymak, ısrar etmemek lazım.. mış..

Dün böyle yaptım. 3 günlük yaz grevimizden sonra sanırım yavrucuğum artık bu havanın böyle süreceğine kanaat getirdi ve beni üzmeden yemeğini yedi.

Hah bir de işten ayrıldım. Trajikomik iş deneyimim içinde onlarca macera barındırıyor. Burada yazıp rencide etsem mi birilerini diye düşünüyorum ama henüz karar veremedim. Hoş rencide olacak onuru taşıdığından bile endişeliyim. Böyle onursuz, gurursuz bir insana patron dedik ya offf ne acı!

8 Haziran 2008 Pazar

Hani Mercan doğmuştu ya....

Heh işte o zamanın fotoğraflarını ancak yüklüyorum.



Kreşte yaşam, çocuk gelişiminde yaşıtların etkisi konulu gaydırıgubbak yazı dizimi önümüzdeki günlerde yayınlamaya başlayacağım. Şimdilik benden yine bu kadar

29 Ağustos 2007 Çarşamba

Peri Meri Beklemeyin....

Uzmanlar sağolsun!

Ya onlar ara sıra anlaşılır oluyor yada ben ara sıra anlıyorum ve uyguluyorum anlatmak istediklerini.

Haklılarmış.

3-6 ay arası bebekler günde maksimum 15 saat uyurlarmış. Bu hakkın çoğunu gündüz kullanırsan gece doğal bebeğin uyumazmış. Gündüz uykusu 5 saatle sınırlı kalmalı. Gerisini geceye saklıyoruz..

Şimdi bunu anneanneme söylesem "kızım bebek bu. uyku uykunun mayasıdır. gece uyusun diye gündüz uyutulmaz mı çocuk? bebek bu! uyuyacak da büyüyecek" der ki.. sanırım kulaklara aşina gelecek bir replik bu. Hangi uzman önerisinden bahsetsem "kızım bebek bu.." diye başlayan ve yine "bebek bu canım!" diye biten cümleler kuruluyor zira...

Bunu söylemedim bende :))

Evet uyguluyoruz.

2 gündür hayat daha güzel.

İlk günümüz ağlamaklı geçti. Çünkü gündüz uykularına uyanıp, mama içip tekrar dalmak alışkanlığımız vardı. Denemekten bir zarar gelmez diye düşündüm ve mamasını içirip tekrar uyutmaya çalışmadım. Günlük bir program yaptık. Hem bu şekilde Mercan ile daha kaliteli vakit geçirdiğime inanıyorum. Sabah 11:00e kadar oyun halısında çeşitli oyunlar oynayıp avrupa kanallarından çizgi filmler izliyoruz. Farklı diller kulağına cazip geldiği için pür dikkat izliyor mutlaka. Sonra 1-1,5 saat uyku ve meyve saati! Evet artık biz meyve suyu içiyoruz. Elma, havuç-şeftali, havuç-elma olmak üzere 3 alternatifimiz var şimdilik. Tabi ki üzüm, çilek, kiraz, kavun, karpuz da tattırılabilir ancak ara öğün olarak tüketecek kadar büyümedik henüz. Meyve suyunu hazırlarken mutlaka yanıma alıyorum, yaptığım herşeyi anlatıyorum ona.

"Eveeet, muhteşem oranj havucumuz soyundu dökündü şimdi rende zamanııı"

Bazen bir küçük parça eline veriyorum. Hoş onu tutup bilinçli olarak ağzında kemirme olgunluğuna erişemedi ancak ağzına verince gayet güzel kemiriyor. Bu da bir diş kaşıma alternatifidir...

İşimiz bitince önlüğümüzü takıyoruz ve afiyetle meyve suyumuzu içiyoruz. Midemizin yatışması için düz yatıp ayak parmaklarımızı seyrediyoruz. Gözünden uyku akıyor bazen.. "hadi artık uyuyalım" dercesine bakıyor ve "ııığıııhhh" diyor ama anne yemez!

Video izleme zamanı! Baby Einstein serisinden Baby Noah'ı severek izliyor Mercan. 15-20 dk sona biraz mızıldanıyor kimi zaman. Ancak güzel bir kabiliyeti var ki hayran oluyorum. Malum görüntüleri algılama konusunda henüz zayıfız. Ancak kulağımız çok iyi! Müziğe, müziğin ritmine acayip hoş tepkiler veriyor. Hayvan isimlerinin söylendiği es verilen yerlerde koca bir "hiyaah" diyor ki anne kişi hasta olur bu durum karşısında.

İyice haşadı çıkan yavruyu uyutuyorum 15:30-16:00 gibi. 1 saat sonra kendiliğinden uyanıp keyif mamasını içiyor. Baba gelene kadar yine oyun. Balkonda batan güneşin arkasından göbek atıyoruz.

Baba gelince kucakta gezinmece, sohbet muhabbet, ılık bir banyo, yağlı bir masaj ve...

Mışıl mışıl uyuyoruz :)

















Tatlı rüyalar;
Uzmanlara henüz kulak vermemiş anneler :)

Ps: Bebeklerinize ilk 6 ay sadece anne sütü veriniz. Anne sütü verilemediği durumlarda; yetersiz ise veya sütten kesmek gerekmiş ise dr. tavsiyesi ile hazır mamalara geçtikten sonra ara öğün olarak meyve suyu ve yoğurt bebeklere verilmelidir. Emziriyorsanız meyveleri tattırın. Ancak sıkıp suyunu vermeyin. Bu cazip tat onu anne sütüyle yüz göz olmaktan soğutabilir. Ayrıca anne sütünü derin dorucuda saklayarak önümüzdeki aylarda (4. aydan sonra)bebeğiniz için yoğurt mayalayabilirsiniz. Bebeğe verilecek meyve suları da yoğurt da taze olmalıdır. Bu yüzden az miktarlarda birer öğünlük (90 cc yeterli-3-3,5 ay için)) hazırlamakta fayda vardır.

10 Ağustos 2007 Cuma

Kaşık

Çok sevdiklerimiz gün aşırı bile olsa uzakta kalınca , bir kara delikten geçip sonsuzlukla buluşacağınız kadim hiçliğinde bir tabure bulup oturduğunuzda, evinizin onlarsız boş ve anlamsız koltuğuna işte o zamanlar farkına
varıyorsunuz kokonun da bir çok şeyi siz hatırlatabilmeye müktedir olduğunu.

Üstelik ömrünüzün her nefes aldığınız saniyesinde, tükettiğiniz her dakikasında, umutla veya
sevinçle veya hiçbiriyle uyandığınız her sabahında, koku alma yetinizin ne kadar yetersiz olduğunu
bile bile o ayrı zaman boşluklarında aradığınız kokuyu bir koltukta otururken veya bir çekmeceyi açarken, bir odaya girerken koku alma duyunuzun en derinliklerindeki hücrelerinden başlayıp tüm benliğinizi saran işte o kokuyu duyarsınız. ve işte o yokluğu tüm bedeniznide hissetmenize sebep olan da budur.


Bir kara delikten geçtim de geldim
Uçsuz bucaksız bir boşluk aman yarabbi
Bakın bir tabure,
oturdum
gözlerim kapalı
tanıdık birşeyler var havada
Evet evet tadık birşey bir koku
Geldiler mi yoksa
Oğlumun kokusunu da alıyorum

Gözlerimi açıyorum
evdeyim yalnız, sessiz
peki anladım siz gelmiyorsunuz
o halde bekleyin geliyorum

22 Mart 2007 Perşembe

Gün gelir, gün biter

Nedense 1-2 gündür kendimi Mercan doğmuş da kaçak kaçak gelip şurada oturmuş gibi hissediyorum.

Oğlumda artık gerçek bir insan yavrusu. Güzel bir uykuyu, yastığa sarılıp uyumaları, yemeğin en lezzetli yerini, bilgisayar başında oturmaları, geç saatlere kadar tv izlemeyi kesinlikle çok görüyor.

Hafif yatar pozisyonda kandırabilirsem kandırıyorum. Tabi onu okşarken ve konuşurken, hele bir de o kadar kaykılmışken ister istemez anne off oluyor.


Off oğlum of

Klavyenin senini kesinlikle tanıyor. Ben şıkır şıkır yazmaya başladığımda "aha bizimki günlük olağan bişeyini yapıyo yine anlamıyorum ama iyi bişidir herhalde, hadi bende eşlik ediyim bari" diye iki tekme geçiriveriyor.

10 yaşına gelmeden evdeki servis tabaklarını sonrasında ise sağda solda gördüğü genişliği elverir betonları ayağıyla kafasıyla kırmaya kalkışacak diye korkuyorum.

Biraz fazla mı süt içtim?

53 gün demek 50 gün demek.

3 gün sonra 49'dan geriye saymak demek. 49'dan geriye saymak demek farkına bile varmadan "aa 39'a gelmişiz" demek.

Sayılı gün çabuk geçer.

Sevgili kocim bir Mercan Sayacı yazdı, kurduk bilgisayarlarımıza gün, saat, dakika, saniye olarak geri geri gidiyoruz.

Bilgisayarımı açtığımda "10 gün 9 saat 47 dk., 23 sn" yazacak bir gün. Ve ben 'yusuuuf' diyemeden bütün sülaleyi ayağa kaldırmış olacağım.

Ama hazırım. Oğlumun rahat mı rahat (bu cüsseyle denemedim herhalde rahattır) bir yatağı var. Hali hazırda bir ineği (ben) de olduğuna göre gelmesinde hiçbir sakınca yok. Zaten ihtiyacı olan şeyler bunlardan ibaret...

Hastane çantamı bile hazırladım. Kendimi iyi hissetmeme ve henüz erken olduğunu düşünmeme rağmen, sanırım artık biraz sabırsızlık, biraz can sıkıntısından.

Çantamı alıp hastaneye gideceğimiz gün hava güzel olur umarım.

Güneşli bir havada güneş gözlüklerimi takar, içimden 3,5 atarken etrafıma gülücükler saçarak hastaneye gidebilirim.

Mercan'ımın doğduğu günün fotoğraflarında hep pencerelerden sızmış güneş olur, ve herkesin gözünde ışıltılar yüzünde gülücükler.

Takip eden günlerde güneşin doğuşu ve batışı arasındaki süreden birşey anlamayacağım ne olsa. Bari ıngaaaları duymadan güneşle bakışalım.

Hamilelikte gözümü açıldı. Anne-bebek konusunda kendini aklımın almadığı şeylere adamış ne kadar çok firma, kurum, kuruluş, dernek, organizasyon, online faaliyet ve birlikler var.

Bebeğin ihtiyaç listesi, annenin ihtiyaç listesi, doğum çantası ihtiyaç listesi gibi bir çok liste oluşturulmuş durumda, ve arayınca bir çok alternatifiyle burun buruna geliyorsunuz. Anneanneme gösterdiğimde kadın şaşkınlığını saklayamadı.

Aynı dışa vurumculuğunu "yan yatırma yastığı" diye bir objenin varlığından haberdar ettiğimde de yapmıştı.

Sektör biz hamişlerin beyin büzüşüklüğünden faydalanmaya çalışıyor.

İçimizde büyüyen canlıya karşı öyle anormal duygular besliyoruz ki "havası suyu faydalı" diye ilan etseler dünyanın bir ucundaki balta girmemiş ormana gider yaşamaya kalkarız.

Güvenli yatış yastığım, organik giysilerim, odamı nemlendirecek buhar makinam ve daha başka bir sürü ıvır zıvırım olmadan; 5-6 muşamba, 5-6 amerikan bez, ve belki 8-10 kundakla büyümüşüm.

Ve tüm bu 'ilkelliğe' rağmen, inanmayacaksınız ıngaa diye ağlamış, geceleri gaz sancısı çekmişim!

İnsanın aklı almıyor

:))

Kafamdaki en çok şişen balon nasıl bir anne olacağım sorunsalı.

Olayları büyütmeden, üzerine boğmak istercesine düşmeden, her türlü çocuksal eylem ve davranışı sabırla izleyerek, dinleyerek; gerektiğine aynısını yaparak.. oğluma çocuk irisiymişim kadar yakın, ama canı yandığında yaptığım uyarının ciddiyetini kavratacak kadar anne olmak istiyorum.

Bunlar hiçbir antibakteriyel olduğu iddia edilen ürünle, pamukla, gıdayla, oyuncakla vs. olamayacak şeyler.

Sadece ilgiyle elde edilebilir.

20 yaşına geldiğinde "kaç gece başında sabahladım" gibi nidalarla oğluma söz geçiremem. Annem bana geçiremedi ki ben oğluma geçireyim. Ben nasıl şimdi anlıyorsam annemi, o da ancak bir çocuğu olduğu vakit anlayabilir.

O yüzden hakettiğini vermekle ve onun da aklının zehir gibi işlediğini, hiç bir sözümüzü veya herekitimiz unutmadığını benimseyerek belki başarılı olabileceğiz.

Bu konuyla alakalı çok şey okudum malesef. Herhangibirinin etkisinde kalmak veya hepsinin birden tam ortasında kalmak arasında gidip gelen korkularım başgöstermeye başladı ki okumayı bıraktım.

Şimdilerde sadece kendime güvenmeye ve gaza getirmeye çalışıyorum.

Sizlerde gaz vermek isterseniz 3430'a kısa mesaj gönderin :)))