annelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
annelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ocak 2014 Perşembe

Bir şey olsun.. sevilesi

Yaklaşık 1 yıldır kedi arıyoruz ailecek. Eve bir kedi... Ama petshoptan ordan buradan değil, sokaktan.. Hani annesinden alınmış da terkedilmiş, bakıma ilgiye sevgiye muhtaç bir kedicik. Lakin yok! Bulamadık o kediyi. 

Aradan zaman geçti. Kedi olan evi pis ve tiksindirici bulan iğrenç insanların "kedi alırsanız hayatta gelmem"lerine inat aramaya devam ettik. Zaten çokta umrumuzdaydı açıkçası! Fakat tüm ısrarlarımıza rağmen bulamadık. 

Bulamadık, bulamadık ama birşey farkettik. Aradığımız şey, kolay yoldan "kedi" diye sıfatlandırdığımız aslında teorik olarak aileye katılacak yeni bir sevgi öğesiydi. 

Yani sevilecek 'bir şey daha' idi.

6 Temmuz 2012 Cuma

"Hayır" deyip duran annenin içindeki fırtınalar


Araba (akülü) istiyor, "hayır" diyorum; boyun uzadı zaten sığmayacaksın yakında onların içine. 

Silah istiyor (okuldaki mikrop çocuklar!), "hayır" diyorum; "sana defalarca anlattım oğlum, silahtan oyuncak olmaz. silah öldürmeye yarar. böyle kötü birşeyden oyuncak olur mu?"

Kaykay istiyor, "hayır" diyorum; henüz küçüksün.

Cüzdan istiyor, "hayır" diyorum; kumbaran var, cüzdanı ne yapacaksın? büyüyünce…

15 Haziran 2012 Cuma

Qenqous*


Son 1 yılımı öfkeyle geçiriyorum. Defalarca yazıp sildiğim bir yazıdır bu. Hep kendi zihnimde aklımın duvarlarına vurduğum, arada bir kaldırıp üstünü başını düzelttiğim, bir köşeye çekip konuşup telkinde bulunduğum ama mütemadiyen patakladığım öfkem, kaybım, eksiğim.

Öyle birşey ki, düzeltilemez ve iyileştirilemez hayati bir hata. Zamana yayılmış bir trajedi veya tedavi edilmemiş bir cilt hastalığı gibi. Kaşınan, kaşıdıkça kanayan, büyüyen ve yayılan!

İçimin rahat ettiği tek şey; konuyla birinci dereceden ilgili olsam dahi olayların böyle gelişmesine etken olmayışım.

11 Haziran 2012 Pazartesi

hormonal anormal


Gittiği sirkteki hayvanların yetersizliği yüzünden çocuğuna layık bulmayan, app store senin sap store benim çocuk oyalayacak zamazingo arayan, uğraşmaktan sıkılıp herşeyi blendırdan geçirip sıvı olarak çocuğuna dayayan, ota boka dua topici açan, hem çocuğuna hem etrafındakilere rüşvetle kendini kabul ettiren, herşeye muhalefetmiş gibi yapıp sabah akşam deli gibi tüketen ve kapitalizme hizmet eden annelerin örgütlenerek birbirine

13 Mayıs 2012 Pazar

Anneler günü


Yeni bir tüketim gününe hepiniz hoşgeldiniz.

Bildiğiniz gibi antik çoğu tanrı ve tanrıçanın annesi Rhea için, veya Kibele için ilkbahar aylarında, farklı tarihlerde festival tadında kutlanan bir günü kutluyoruz bugün. Ancak sonraları kafalı bazı insanların tek tanrı fikrini geliştirmesi ve özellikle bu kadar çok tanrıyla başa çıkılmasının güçleşmesi, kurban yetiştirilememesi falan derken "tanrıların anası" olgusu da zamanla tüketilmiş oldu.

26 Aralık 2011 Pazartesi

Sevgilerle

Sesime kulak verdiğinden bu yana söylerim; "seni seviyorum" derim, seni seviyorum, seni seviyorum, seviyorum seni, seviyorum...

Bugüne kadar kimseye söylemediğim ve asla söyleyemeyeceğim kadar 'seni seviyorum'u 4,5 yıl boyunca oğluma söyledim. Sebebi, onu ne kadar sevdiğimi bilmesi değil, veya laf salatası olarak zikretmek değil. İlla ki seviyorum, her anne sevmez mi yavrusunu. Benim söyleme sebebim içten sessizce dışarıdan da fiilen sevildiğini hissettirmenin dışında kulağına küpe etmek aslında.

6 Temmuz 2011 Çarşamba

Deneyim: Ben10'den nasıl kurtuldum?


Sabah kreşin servisini beklerken ve akşam kreşten dönünce "benten benten benten" diye gözü dönen sevgili çocuğum Mercan'ı ve tabii ki beraberinde aile bireylerini nasıl kurtaracağımın yollarını aradım durdum. Öyle bir şey ki; hiçbir takıntısı, vurdu-kırdı merakı olmayan çocuğum bu ben10 hıyarı yüzünden bazen kendini kaybediyordu ki yaşgünü de bunun yansımasıydı...

10 Mayıs 2011 Salı

Anılar üzerine...

Benim 3 yaşıma dair iyi kötü anılarım var. Söyleyince aptalca geliyor ama; erkek kardeşimle aramda 4 yaş olduğunu, ve hatırladığım anılarda henüz onun aramıza katılmamış olmasını hesaba katarsak o anılar benim 3 yaşıma ait.

12 Ekim 2010 Salı

ömür törpüm

Dün kreşin 'yeni öğretim yılı ihtiyaç listesi' ni temin amaçlı 2 torba dolusu kırtasiye alışverişi yaptım. 6 prit 6 uhu gibi çeşitlemelerin olduğu listeden...

Bu alışverişle ilgili birşeyler yazacaktım ama şu an aklıma gelen şey yüzünden; akşam Mercan'ın eve geldiğinde, şapkasını serviste unuttuğu için yıkılan dünyasına aniden güneş gibi doğan boyalar, hamurlar ve el işi kağıtlarını çekiştirmeyeceğim. Onlar oğlumu çok mutlu etti, tamam hepiniz kabulümsünüz.

9 Ağustos 2010 Pazartesi

Yaratıcılık mı sivri zeka mı?

Haftasonu yine eriyerek, sıvılaşarak geçti. Mümkünse hareket etmeden durmak lazım. Yazın y'sine tahammülüm zordur benim...

Bizde haftasonunu Mercan'la terasta şişme havuzumuza girerek geçirdik. Daha doğrusu o girdi, ben ayaklarımı soktum :)Sonra yemek yapmaya üşendiğim için dışarıdan pizza söyledik. Süper kenarın susamları döküldüğü için Mercan'ı uyardım.

- oğlum dikkat et bak çok dökülüyor susamlar..
- onlar susam değil kii. pizzanın çekirdeğiii

**************


8 Aralık 2009 Salı

Neden yeni fotoğrafın yok biliyor musun?

Belki hatırlarsın büyüdüğünde.. hafızan kuvvetlidir senin akıllı mikim!

Hani fotoğraf makinesini eline geçirip şak şuk fotoğraflarımızı çekiyodun ya, bazen ben seni uyarıyordum ya hani bir takım tuşlarına basmaman konusunda, sende kaçak göçek onu kurcalarken ben geldiğimde yanına alelacele kapatmaya çalışıyordun ya.. hani bir keresinde hızlı kapansın diye objektifin otomatik olarak kapanmasını bekleyemeyip, bizzat kendi elinle manuel olarak cort diye içine itmiştin ya...

Hani sonra da "ben bunu tamiy edicem" diye babanın ne kadar tamir zımbırtısı varsa, senin plastik tamir setinle birleştirip iyice bir makineyi atomlarına ayırmıştın, inadını almış bulunduğun babacında "ben tamir edicem" diye birleştirememişti ya...

Heh işte o yüzden yavrum.

Ama her an hafızaya aldığım ekran görüntülerin var :)) hatta gif gibi, veya kısa videolar gibi.. komik anların...

Kocaamaaan bi ateş topu da gelse üstüme üstüme (bkz ben10- sık sık ateş topu geliyor o çocukceğizin üstüne), yinede unutmam o anlarını.


14 Ocak 2009 Çarşamba

Bu-günlük


Neredeyim, ne yapıyorum, veya nerelerde hangi sularda yüzüyorum acaba. Yoğun, yorgun ve tıka basa doluyum. Bir küp turşu gibiyim. Bir sürü şey bastırdım, üst üste koydum, bastırdım, koydum bastırdım. Kapağını kapatmaya çalıştım. Zor oldu! Neleri koydum küpün içine neleri açıkta bıraktım onun analizini yapmalı ve hatta küpü camdan dışarı fırlatmalı belkide. 
Doldu bu küp, kaldır at. 

Ben yazmayalı, günlük.. Dedem felç geçirdi. Anneannemin korkusunu üzerimden atamamışken dedem hepten yüreğime indirdi. Günlerce düşündüm dedemle el ele tutuşup markete ekmek almaya gittiğimiz yaz tatillerini. Tek derdimin büyümek olduğu günleri. Bilseydim benim büyüten yıllar onları alıp aşağı çekecekti hiç istemezdim bunu. 

Oldu. Şimdi o fizik tedaviye gidiyor, ve malesef benden çok uzakta teyzemde kalıyor. 

Çok üzülüyorum.

2009'a da paldır küldür girdim. Yoğun, uykusuz, gecesi sabahı birbirine girmiş günlerin sonunda 10'dan geriye doğru saydı insanlık. 

Mercan boyaların tadına baktı, renkli hayallerin tadına vardı. Kağıttan çok yanaklarını boyadı oğlum, ama çok çok mutlu oldu, annesi önüne kocaman boya paletini koyunca. Tüm dünyalar onun oldu. Gözlerinden ışıklar fışkırdı, içi dışına çıktı. Bir çocuğun heyecanlanması nasıl olur? Bilen bilir...

Mercan tam 20 aylık bir genç oldu. Çok büyüdü 2 ay içinde, kazaklar düdük gibi bolero oldu küçük sandığım bedeninde. Baba oldu oğlum. Sarı peluş bir köpeğe..

Başta itici geldi ve vazgeçirmeyi düşündüm ama ondaki sahiplenme duygusunu gözlemleyince vazgeçtim. Her akşam "kaka" diyerek altının değişmesi gerektiğini söylerek koltuğa yatırdığı bir köpeği var oğlumun. Odasından bez ve ıslak mendilini alıp getiriyor. Yakından ilgileniyor onunla. Nasıl bir gözlemlemedir bu! Bezin bantlarını muntazam açıp köpeğin altına yerleştiriyor. Nasıl bir yön duygusudur bu! Köpeğin poposunu buluyor. Kuyruğunun altını kokluyor "kaka" tespiti yaparken. Sonra yatırıyor güzelce, üstünü örtüyor, öpüyor. Çok tatlı, küçük ama kocaman bir öpücük. O köpeğin yerinde olmak istiyorum çünkü ne zaman "öp beni oğlum" desem öpmem için yanağını uzatıyor. Oysa o köpeği bal gibi öpüyor.


Evlat işte :)

Her akşam yemekler pişiriyor bize. Yumurta sahanında her akşam ayrı bir yemek pişiyor, tattırıyor, bazen "yanıyo yanıyo" diye etekleri tutuşuyor bizimkinin :))

Babası gibi iyi bir ev erkeki olacak oğlum.

Ve ben yorgun argın dargın, bir yılı bir yaşı geride bıraktım. Bugün yaşgünümde. Çok durgun girdim yeni yaşıma. Niye böyle oldu bilmiyorum. Veya bildiğim halde kandırıyorum kendimi. Zaten Mercan'ın hayatıma girişinden sonra yaşgünümü yitirmiştim. En sevdiğim özel günüm sıradan bir gün oluverdi. Artık özel günüm oğlumun yaşgünü.

Çünkü illa ki mayısın 2. pazar günü kutlanıyor, anneler gününe denk geliyor, faydalanıyorum oğlumun yaşgününden.

"İyi ki doğdun" diyorum.. İyi ki doğurmuşum, iyi ki anne olmuşum.


4 Eylül 2008 Perşembe

Aşkımın kurbanı olursam...

....Mercan beni Brezilya dizilerindeki maksimum 8 minimum 4 isimli yakışıklı oğullar gibi terk edip gider herhalde?
Hemde "o bize göre değil" demeden...
İçindeyken uzun, finaline gelindiğinde ise kısacık olduğu kanısına varılan anne adaylığı süresince hep kendimce gerçek aşkı tarif etmeye çalışmışım. Oğlumu.. Oğluma duyduğum ve duyacağım aşkı. Şimdi durup okuduğumda hem yalın buluyorum, hem eksik, hem yakın hem yarım, hem başarılı hem dandik.
Anneliğimin belki en güzel dönemindeyim. "Anne" olmak, hele küçücük oğlumun o küçücük ağzında minnacık dilini kullanak, uğraşarak, uzun zamandır gözlemleyerek ve dinleyerek uzun çalışmalar sonunda beni benden eden annelik tavan yapmış durumda.

İnsan kendi mamülünden böylesine basit şeyleri almayı ağaçtan hamsi toplayabilmek gibi saçma ve sıradışı buluyor. "Yahu" diyor insan... "Bu küçümen bir fıdıldı, ultrasonda dr. birşey gösterdiğinde anlıyormuş gibi "hııı" derdik ki o kadar küçümendi, sonra... sonra nasıl ya? anne diyo bu"!!

Dehşetengiz duygular içindeyim artık. Mercan yürümeye başladığında çok çok yeni ve sürprizlerle dolu bir döneme girdiğimize emindim, ancak üzüm kadar küçük "ultrasonal" bebeğimin yürümesi, parmak uçlarına kalkması, insanlarla iletişime girmesi, isteklerde bulunması, konuşması.... Nereye kadar? Hergünümüz sürpriz, her günümüz heyecan, merak. Hergün yeni bir aşk. "Anneee" derken o, yavşak yavşak bakarken gözümün içine, çapkın çapkın kısarken gözlerini duyduğum kelimeyemi ağlasam, oğlumun resmen kur yapabilme yetisine sahip olmasına mı bilemiyorum. "Çok hızlı büyüyorlar canım.." diyorlardı bunlar için ama bu kadar mı hızlı?

Karşıyım. Bugün bana yaptığını yarın öbürgün elalemin kızına yapacak, süzecek, gözünün içine bakacak, "aşkıım" falan diyecek.

Iyyy

Tüylerim diken diken oldu.

Tamamiyle gereksiz, zamansız, hatalı ve hastalıklı bir kıskançlığın pençesine düştüm yine. Daha doğmadan başlayan "pipisini önce ben gördüm" triplerimi; söz konusu olmayan hayali kız arkadaşlar adına tüm kızlara yapar buldum kendimi.

Aşığım. Seviyorum. Hiç bitmeyecek, azalmayacak, her türlü kötü-zor güne dayanabilecek, küslükler ve kırgınlıkların hakkından gelebilecek sağlamlıkta bir aşk bu. Aşk geçer derler aslında... Olabilir, geçebilir. Mümkün bence. Ama o zaman bu aşk değil, veya onların sözünü ettiği şey aşk değil. Hormonal azmanlaşma, kızışma falan belki.. Kediler gibi. Aşk bu bence.

Tam üzerine bastığım şey. Ayağıma basınca benim yerime "iaaaa" diye çığlık atan şey. Kabahat işlediğinde "annee" diyen, pamuk yanaklı, cennet kokulu, derin bakışlı, yakışıklı evladım. Gıdısı, avuçları, dudakları, beyaz inci dişleri, yumuşacık ayaklı yumoşa bandırılmış oğlum...

16. ayımıza ayak basıyoruz 2 gün sonra... Parmak uçlarımızda...


Ps: Yazımı başından okuduğumda defalarca "bebeğim" dediğimi farkettim. İstemek başarmanın yarısıdır... "O artık çocuk! Sonra delikanlı.. falan. Bebek değil. Hep bebek olmayacak, yok bebek yok bebek no bebek, çocuk o adam o"

16 Ağustos 2008 Cumartesi

Çok sözde anneyim bu aralar....

Nihayet haftasonu geldi! Hoş o bunu hep yapıyor ama ben haftasonlarını hep kaçırıyorum. Birazdan ofisten çıkarak evime yollanacağım. Oğluma sarılıp koklaşacağız, oyun oynayacağız. Ayy nasıl içim sıcacık oluyor düşününce. Nasıl üzülüyorum eve geç gittiğim vakitler.

Burnumun direği sızlıyor. Sanki oğlum kapının eşiğinde üstü başı pis, burnundan sümükler akarak beni bekliyor, ağlıyor, salya sümük birbirine girmiş gibi geliyor. Ama alakası yok. Ama onu ihtimal ettiğimi düşünmem bunları da beraberinde düşünmeme sebebiyet veriyor. Oysa onu ihmal de etmiyorum ki, çalışırken ihmal etmiş bulunuyorum. Ya bilmiyorum...

2 gündür masa başındayken bir takım işlemleri beklerken eski postlarımı okuyorum. Nedense onları okuma gereği duydum, sanki oğluma olan sevgimi hatırlatmak mı istedim kendime, veya "bak eskiden ne kadar düşkündün, nasıl özlemle beklendin onu, nelerini paylaştın burada, şimdi de şu haline bak" diye kendimi yermek için mi?

Hatta uzun zamandır blogun formatını farklılaştırma işini de bu yüzden erteliyorum. Grafik tasarım alanında yazmak, yeni ve temiz işleri paylaşmak, bilgi paylaşımlarında bulunmak istiyorum. Ama sırf oğlumla yeterince vakit geçiremediğim için birde burada mesleki anektodlara yer vererek "aaa bak iyice bıraktı oğlunu, kariyer uğruna çocuğunu 2. plana attı" sözlerini işitmek ihtimalinden kaçıyorum. Yersiz kuruntular mı bunlar? Boşa mı suçluyorum kendimi?

İnsan hem mesleki başarıyı hemde çocuğunu layığınca büyütmeyi nasıl becerir? "Çocukta yaparım kariyerde" bir şarkı sözünden ibaret midir? İnsan hem çocuğuna doyup hem işlerini bitirmeyi nasıl becerir?

Uzun süre işimden uzak kaldığım için ben mi abartıyorum çalışma hayatını? Oğlum benden uzaklaşacak mı gerçekten? Adı anne olan, aynı evde yaşayan ama onun için fazla anlam ifade etmeyen biri mi olacağım onun için? Onu nasıl sevdiğimi, nasıl beklediğimi, nasıl düşündüğümü, nasıl her anımda aklımda kırmızı bir ampül gibi yanıp söndüğünü, baktığım her yerde hep ama HEP ona dair şeyler gördüğümü, onu çok çok çok sevdiğimi bilemeyecek mi?

Ona her kavuştuğumda burnumun direğinin nasıl sızladığını, gözlerimin dolduğunu, vücudumdaki her bir zerreciğin nasıl hopladığını anlayamayacak mı?

Biri bana söylesin...

12 Ağustos 2008 Salı

Nerelerde miyim yine?

Yorgunluk, bıkkınlık, koşuşturma, telaş ve neticesinde büyük özlem ve kayıp hissiyatlarının pençesiydeyim.

3 haftadır ne olduğunu anlamadan enteresan bir kaosun ortasında debelenip duruyorum. İş...
"İş olsunda..." deriz biz bizim İstanbul'da, çünkü işsizlik sorunu vardır, insan işi olduğuna şükür etmeli falan. Hamdolsun. Da; yine biz Türklere has "amaaan hallederiz" halleri yüzünden (ben demem asla) iş döner dolaşır şemsiye misali açılır münasip yerlerimizde. Zira yine böyle oldu. Ama problem bendemidir benim dışımda kalan kesimde mi bilinmez, haricimde kimse kendini kesinlikle kasmıyor ve ben deli danalar gibi sağa sola koşup kafamı yorup duruyorum, niye bunu yapıyorum bilmiyorum. Erken saatlerde oğluma veda edip, muhtemelen o uyuduğunda kapsama alanına giriyorum. İşte işin en yıkıcı yanı bu. 2 haftadır sadece pazar günlerimi ona verebildim. Ama kendimi ona ve evin işlerine vermeye çalıştığım için tabiki tatmin olamadım.

Yani yorgun, bıkkın, sıkkın hasret yüklüyüm.

Kreşten gelen Mercan'ı babası karşılıyor, birlikte yemek yiyip, sahile yürüyüşe çıkıyorlar. Onlara ölesiye özeniyorum. Mükemmel veya mükemmele yakın bir baba-oğul ilişkileri oluşmaya başladı. Bu oluşumda mükemmel olamayan bendenizin rolü yok. Değil yardımcı oyuncu, figüran bile olamadığım fikrindeyim. Üzülüyorum.. Kaçırdığım için. İçim rahat.. Babası ile mutlu oldukları için.

Bu arada Mercan artık net bir şekilde "anne-baba" diyor. Ama ihtiyacı olduğunda yada bir kabahat işlediğinde. Buna da şükür, cismimi hepten unutmadı yani.

Oğlumu görürsem yeni fotoğraflarını çekip ekleyeceğim :( Bu yazın 2. saç traşını oldu oğlum, hatta ensesinde bir küçük de kuyruk bıraktık :)) fırlamacığım.

Seni çok seviyorum

8 Haziran 2008 Pazar

Hani Mercan doğmuştu ya....

Heh işte o zamanın fotoğraflarını ancak yüklüyorum.



Kreşte yaşam, çocuk gelişiminde yaşıtların etkisi konulu gaydırıgubbak yazı dizimi önümüzdeki günlerde yayınlamaya başlayacağım. Şimdilik benden yine bu kadar

7 Mayıs 2008 Çarşamba

Metan 1 yaşında :))


Mercan fotoğraflarda kendini görünce, gösterip; "Meetan" diyor artık :))

Ve işte 1 yıl geçti. 1 yıl önce bugün acı içinde sereserpe yatarken (sezeryan!) mışıl mışıl uyuyan oğlumu izliyordum. Ellerini ağız-burun bölgesine götürdüğünde hemen odadakileri ayaklandırıyordum "nefes alamaz, düzeltin" diye.

Hey gidi hey! Oğlum bugün derdini isteğini anlatan, karnı acıktığında yiyeceklerini nerede olduğunu bilerek giden ve isteyen, kiminle nasıl oyunlar oynandığını bilen, bizleri oyunlara sürükleyen, küsen, darılan, kuduran, tıpış tıpış yürüyen bir adam.

İyi ki varsın oğlum! Dilerim hayatın boyunca seni en az bizim kadar seven insanlarla, mutlu, umutlu, sağlıklı, bol kazançlı ve başarı dolu bir ömür geçirirsin. Her yaşgünün böyle coşku ve heyecanla kutlanır. Sevenlerinle.. Dilerim iyi dostların olur hayatta. İyi okullarda okur, başarılı olacağın bir meslek seçer ve bizleri gururdan gebertirsin.

Dilerim en az anneciğin kadar seni düşünen bir hayat arkadaşın olur. Sevgili, şefkatli, merhametli...

Sen doğmadan ben seni kimseyle paylaşamayacağımı düşünürdüm. Hala düşünüyorumda... 1 yaşına girdin bugün, yarın 10, sonra 20... Kim tutar seni?

İyi ki doğdun aşkım.