hayatın anlamı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayatın anlamı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ağustos 2012 Pazar

Mektup

Birkaç hafta önce faturaları posta kutusundan toplarken Mercan pek de fikri olmayan bir konuda soru sordu. Onun hee sorusunu sarar saklarım....
 - Anne biz niye hiç mektup göndermiyoruz
 # Ah oğlum, önce evlerdeki telefonlar sonra ceplerimizde gezdirdiğimiz telefonlar yüzünden... Merak ettikmi arıyoruz, ulaşamazsak mesaj atıyoruz. Bunlar hızlı, mektup yavaş annecim..

 Dedim... Ama içime dert oldu sonra;

26 Aralık 2011 Pazartesi

Sevgilerle

Sesime kulak verdiğinden bu yana söylerim; "seni seviyorum" derim, seni seviyorum, seni seviyorum, seviyorum seni, seviyorum...

Bugüne kadar kimseye söylemediğim ve asla söyleyemeyeceğim kadar 'seni seviyorum'u 4,5 yıl boyunca oğluma söyledim. Sebebi, onu ne kadar sevdiğimi bilmesi değil, veya laf salatası olarak zikretmek değil. İlla ki seviyorum, her anne sevmez mi yavrusunu. Benim söyleme sebebim içten sessizce dışarıdan da fiilen sevildiğini hissettirmenin dışında kulağına küpe etmek aslında.

31 Aralık 2010 Cuma

Hep gelen ama hiç gitmeyen şey....

Bizim hayatımızın bir kısmında birikip duran şey, geldin yine, ne getirdin bize?

Aman, biz iki kadeh birşey içip dostlarla tıkınacağız, rica ediyorum tadımı tuzumu kaçırma, verdiklerin dursun yerinde de, sadece verdiklerine elleşme...

Başka bir dileğim yok, ha bir de ne isterim? iyilik, sağlık, huzur...

29 Kasım 2010 Pazartesi

son zamanların en yapışık, en kokulu ve renkli haftasonusu..!

Bir vakit kitap alışverişi yapasım gelmişti yine. Hani kuaföre gidesi, ayakkabı alası, eve gelince "ben bunu niye aldım" diyesi gelir ya kadın insanının. Öyle işte... benim de kitap alasım geliyor bazen. Tabi aradan zaman geçiyor ve bakıyorum "ben bunu alırken neremle okudum" diyorum.

'Kertenkele Tatil köyüne hoş geldiniz' isimli bir kitap almışım mesela Mercan'a. Almışım diyorum ama aldığımı hatırlıyorum. Sadece internetten bakıp edip ellemeden, koklamadan sayfalarını çevirmeden aldığım için 'almışım' diyebilirim çünkü algı kapalıydı büyük ihtimalle o anda.

2 Ağustos 2010 Pazartesi

Mübarek gün

Cuma günü ayın 6'sı imiş...
Ne kadar müthişmiş.
Hem mübarek günmüş, hem bizi cumartesiye bağlarmış,
hem de 7'ye...



Tatil sonrası notlar;
- Hazır yemekten sonra mutfak inanılmaz sıkıcı, bayıcı ve yorucu. Hele bu sıcakta...
- Mercan duvara yapışma tehlikesi yaşıyor, sanırım bir kaç gün daha bu böyle sürecek. Alıştı çocuk ipini koparıp koşmaya...
- İşe gelirken giyinmek çok zor geldi bugün. "ne giycem beeğğn" böğüldemelerim baş gösterdi.
- ve birazdan çıkıp eve gitmeye çalışıyor olmak

7 Haziran 2010 Pazartesi

ağlakım


Çok nötr
Gri
Tek ses, yağmurunki...

ne radyonun sesi, ne çalan telefon, ne araçların itici korna sesleri, ne en sevdiğim parfümün kokusu..

Hiçbiri tersine çevirmiyor bu günün kaderini. Hissediyorum.

Birşey var dilimin ucunda. Söyleyemedim bir türlü. İçime de dışıma da dert oldu!

Oysa başka birşey var beklediğim. Hani "sen şu köşesini kaldırsan ben alttan itip kaktıracağım.." cinsinden.

evet, tam öyle.


Yağmurlu, karanlık, karaktersiz silik bir gün. Son zamanların en kötü pazartesisi...

Bazen biliyorum neden böyle olduğunu, bazen ben de bilmiyorum. Yapamadıklarım yapmak istediğim herşeyi teker teker katlediyor.


Son derece gri, pis, soluk bu günün başından belliydi ne olacağı.

Turuncu bir renk öldü.

Küçük fanusunda.

Ölü bulundu.

Korunmasızız.

Ölüyoruz, yağmurda ıslanıyoruz, sözlerden etkileniyoruz, bakışlarla deliniyoruz, laf arasında büzüştürülüyoruz, buğulanıyoruz.

Dün miykleyen o kediyi, üşenmeyip inip bulsam, ısıtsam, mutlu etsem, küçük bir kutu içerisinde havlulardan bir ev versem bugün bu kadar kötü olmayacakmış gibi geliyor.

Bu gece de duyarsam sesini. Söz benimsin!

22 Ağustos 2007 Çarşamba

Başlıksız




















Zamanın birinde (nasıl bir zaman anlatımıdır anlamam)bir varmış bir yokmuş (deeermişim)...

Tamam suyunu çıkarma!

Adamın biri boş boş oturmaktan baymış kendi kendini.. Hayatın anlamını bulmaya takmış.

Bulduğu (daha doğrusu bulamadığı) hiçbir cevap onu tatmin etmemiş ve başka cevaplar bulmak için herkese sormaya başlamış hayatın anlamını. Ama aldığı cevaplarda ona yetmemiş, ancak elbet bir cevabı vardır diye vurmuş kendini yollara ve köy köy, kasaba kasaba dolaşmış.

Umutlarını yitirecekken bir köyde konuştuğu insanlar ona bu sorunun yanıtını ancak bir kişininin verebileceğini söylemişler. Dağları tepeleri gösterip "aha bu tepenin arkasında" şeklinde biryeri işaret etmişler. Resmen posta koymuşlar.

Amcam söz konusu bilgenin evine vardığında içeri girmiş ve ona da hayatın anlamının ne olduğunu sormuş. Bilge de -bilge ya!- "sana bunun cevabını söylerim ancak önce bir sınavdan geçmen lazım" demiş...
Adam kabul etmiş.

Bilge bir çay kaşığı vermiş adamın eline, içine de silme zeytinyağı doldurmuş. Ne saçma!

"Şimdi çık bahçede bir tur at ve geri gel, yalnız zeytinyağımı dökme, bakıcam kontrol edicem" demiş.

Adam gitmiş geri gelmiş. Gerçekten de bir damla dahi eksilmemiş kaşıktan. Çünkü gözlerini kaşıktan ayırmadan yürümüş geri dönmüş..

Bilge bakmış. Zeytinyağı tam... "Bahçe nasıldı?" diye sormuş adama.

Adam bön bön bakmış tabi. "Ben kaşıktan gözümü ayırmadım..?!?!"
Bunun üzerine bilge; "o zaman tekrar bahçeye çık, bir tur at gel. Ancak bu kez bahçeyi gez, gör. Oradaki güzellikleri gör" demiş.

Adam gezmiş görmüş geri gelmiş biraz sonra. Bilge ona sormuş "bahçe nasıldı" diye.. Adam bahçede gördüğü güzelliklere duyduğu hayranlıktan bahsetmeye başlamış. Kaşığa bakmışlar. Zeytinyağından eser yok.

Bilge gülmüş..
"Hayat senin bakışınla anlam kazanır, ya sadece bir noktayı görürsün hayatın akıp gider sen farkına varmazsın, ya da görebileceğin tüm güzelliklerin ortasında hayatı yaşarsın, akıp giden zamanın da anlam kazanır" demiş.

"Hayatın anlamı senin bakışlarında gizli"


Ne yapmaya çalıştığımı, neler yaptığımı, neler yapapileceğimi sorguluyorum bazen. Yolu yürüsem mi, şuradan bir taksi mi çevirsem?...

ve anladım ki (daha önce de anlamıştım ancak karmaşadan unuttum, bir süreliğine unutmamak üzere yeniden hatırladım-herkese olur-) hayat acayip güzel. Hayat kocaman bir sürpriz, facia, fiyasko ve rüya...

Hayat hergün ayrı bir renk. Dün turuncu idi. Bugün yeşil, yarın mor... Ara sıra siyah, bazen gri. Ama neticede apayrı.

Hayatın anlamı bugün benim için Mercan'ın gülüşüydü. 1 sn. olsun ağlatmamak. Kaşınan diş etlerini kaşıyarak onu rahatlatmak, uykusunu alabilmesi için bu sıcakta koltuğa mıhlanıp 1,5 saat onu sallayarak uyutmak. Pilim bitene kadar...

Dün de hayatın anlamı "mutlu et kendini" idi. Omuzlarım her öne eğildiğinde, içim darlandığında omurgamı dikleştirip yüzüme iki şaplak attım. Canlan, uyuma!

İnsan harcadığı kadar enerji üretiyor. Biraz kestireyim dersen, bütün gün uyuklar durursun. Deli danalar gibi koşturup şarkılar söylersen günün öyle cıvıl cıvıl geçer.

Pozitif düşünmeye yöneldim. Kendimi kandırmaya, olumlu düşünerek mutlu olmaya sevk ettim.
Belki çakan olmuştur kişisel gelişime yönelik bir kitap okuyorum :) Nlp'ye sardım. Uygulama henüz sıfır, ancak okuyarak kendimi gaza getiriyorum. Belki farkına varmadan uyguluyorum.

Nlp yemek yapmıyor, Mercan'la oyun oynayamıyor.
Bu durumda Mercan'a nlp teknikleri öğretmek gerekiyor.

Anne de ağlayacak, biraz az ağla.
Anne top atsan uyanmaz hale geldi, en iyisi gece uyanma.
Anneye ihtiyacın yok, mama biberonda.
Anne agu egi demekten konuşmayı unutacak, tez vakitte anne veya baba de kadın paralanmasın.

Teknikleri öğrenmeli.

Şimdilik kullandığı yegane teknik ağlamak, nedenleri sayısız

a) Açım
b) Uykum var
c) Canım sıkıldı
d) Oyun oynamak istiyorum
e) Gezmek istiyorum
f) Dişlerim kaşınıyor
g) Çok sıcak bayılıcam, yelle beni
h) Ben cücük bir bebekim, kucağına al okşa beni
i) Gıcıklık olsun diye ağlıyorum
j) Emziğimi verin ulan!
k) Hepsi
l) Joker hakkımı kullanmak istiyorum

Yani hep o, hep o. Al işte nereden nereye.. Hayatın anlamı çocuuum. Çocuuumun günlük macera ve beklentileri. Bugünü, yarını.

Tutup ağzına sokmaya çalıştığı ayakları, meyve sularını afiyetle içerek beni mest etmesi.

Oysa ne yumuk, ne sessiz, ne sakin.. Ne bebek bir şeydin sen...