depresifim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
depresifim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Nisan 2013 Perşembe

Mission: Impossible

Bira bardağını suluboya yaparken kullanmak mı hata
Yoksa uzun zamandır bira içmediğini bile bile o bardaktan medet ummakmı?

* * *

Basit bir şekilde işim bittiğinde bardağı boşaltarak oluşabilecek dalgınlığa bağlı kazaları önleyebilirdim.

Neyse ölen veya yaralanan yok.

* * *

Gelir bahar ayları gevşer gönül yayları derler de, baharın bozduğu ender insanlardan biriyim sanırım. 3 gündür bitmek tükenmek bilmeyen başağrısı, sabah yataktan kalkamayan beden, tembelleşmiş, üşengeç kişilik...!

20 Mart 2013 Çarşamba

Kuşlarım özgürlüğüm olsa...?


Günler deli gibi geçiyor. Ofis yaşantısını bırakalı beri biraz hengamenin altında biraz boşlukta hissettim kendimi. Hengamenin adı "ev"di. Okula çocuk teslimi, ev (yaşayan organizma)in gündelik işleri, az-çok kendi masa başı işlerim, okuldan çocuk teslimi, okulda doymamış çocuğu doyurma (eğitsel anlamda) girişimleri, etkinlik, deney vs. araştırmaları (arada okuma yazmayı öğrettim bu arada Mercan'a), yemek hazırla, ay orası tozlanmış vah burası lekelenmiş tripleri, her akşam minimum 3 hikaye okuma faslı ve nihayet 21:00 itibariyle sadece ben. 

E ne yapayım ben?

10 Şubat 2012 Cuma

Arrrghhhh!!!!!


Bugün Mercan'ın okulunda aile katılımlı etkinliğin aktörü ben olacaktım.

Ebru yapacaktım, hani provasını yapmıştık Mercan ile...

Ah nasıl bir fiyasko oldu, başıma neler geldi, nasıl kahroldum!

30 Haziran 2010 Çarşamba

yazarken bile yoruldum

Bugün abidik gubidik şeyler geliyor aklıma. Veya ciddi anlamda abidik gubidik işler yapıyorum. Gugıl amcayı abidik gubidik şeyleri aramak için kullanıyorum, o bulduğum şey neticesinde başka bir gaydırı gubbak başlığın altında buluyorum kendimi. Bir tatil günü gibi, veya elektriklerin kesilmesi neticesinde yapacak iş bulamamak gibi.. kendimi boşlukta sallandırıyorum resmen.

aslında herşey dün başladı.

7 Haziran 2010 Pazartesi

ağlakım


Çok nötr
Gri
Tek ses, yağmurunki...

ne radyonun sesi, ne çalan telefon, ne araçların itici korna sesleri, ne en sevdiğim parfümün kokusu..

Hiçbiri tersine çevirmiyor bu günün kaderini. Hissediyorum.

Birşey var dilimin ucunda. Söyleyemedim bir türlü. İçime de dışıma da dert oldu!

Oysa başka birşey var beklediğim. Hani "sen şu köşesini kaldırsan ben alttan itip kaktıracağım.." cinsinden.

evet, tam öyle.


Yağmurlu, karanlık, karaktersiz silik bir gün. Son zamanların en kötü pazartesisi...

Bazen biliyorum neden böyle olduğunu, bazen ben de bilmiyorum. Yapamadıklarım yapmak istediğim herşeyi teker teker katlediyor.


Son derece gri, pis, soluk bu günün başından belliydi ne olacağı.

Turuncu bir renk öldü.

Küçük fanusunda.

Ölü bulundu.

Korunmasızız.

Ölüyoruz, yağmurda ıslanıyoruz, sözlerden etkileniyoruz, bakışlarla deliniyoruz, laf arasında büzüştürülüyoruz, buğulanıyoruz.

Dün miykleyen o kediyi, üşenmeyip inip bulsam, ısıtsam, mutlu etsem, küçük bir kutu içerisinde havlulardan bir ev versem bugün bu kadar kötü olmayacakmış gibi geliyor.

Bu gece de duyarsam sesini. Söz benimsin!

2 Haziran 2010 Çarşamba

durmak istiyorum....



bezgin bekir gibi.... hatta gözlerimi bile kısıp. ööööyle mal mal oturasım var.
genelde kışın doğan insanlar sıcak havalardan, sıcak havalarda doğanlarda soğuk havalardan pek haz etmezler. misal ben! gözünü yerim aralığın, ocağın, şubatın.. bu ne? 1 önceki gün yemekten sonra ölüyorum zannettim, dün de yemek yemedim ölmiyim diye ve kendime oturacak yer bulmakta güçlük çektim. sonra bi bakıyoruz bugün... son derece griiii, suratsız, rüzgarlı bir hava. bu ne peki ya? yaz mı bahar mı. ne yapmalı. yazlık giyin.. çünkü hava sıcak. ama ıslanma tehlikesine karşın önlemlerini al..

ıyy

1 haftadır tartılmadım gerçi, unutuyorum ayıptır söylemesi ama kilo veriyorum. yaklaşık 8-9 ay önce içine giremediğim, 1 ay önce de girdiğim ama önünü kapatamadığım caaanım bir adet pantolonumu bu sabah giydim hehe :) zaten kilo alınca nedense inadım tutuyor ve alışveriş yapasım, birşeyler alasım kalmıyor. çünkü alırken yeni hacmime göre almam lazım.. ama olmaz, önceki hale gelmeliyim. onların içine girebilmeliyim! bu arada içine girdiğim pantolonu gerisin geriye çıkardım. çünkü hatırladım ki geçen sene o pantolon bana aslında bol geliyordu.

bu durumda hedef değiştirdim. o pantolon bol gelinceye kadar depüşelecek! sonra ver elini tatil...





20 Mayıs 2009 Çarşamba

Kaldığım gidemediğim yerden...

Merhaba Dünya!
Pöşkürebildiğim tek yere yazamayacak, içimi dökemeyecek, anlatamayacak kadar çooook düşünceli ve yorgunum. Fiziksel ve ruhsal olarak. Bu ajans beni bozdu. Koca geçenlerde "çürüttü seni orası" dedi. Hissettiğim ama bulamadığım tabirdi. O söyleyince hafifledim, kabul ettim, içsel kararlar verdim. "Buradan ayrılmalıyım"!!!.
Ama yapamıyorum. Bunu yapamadığım gibi haftasonları Mercan'ı da acıma ortak edip ajansa getiriyorum. 




Neden sıyrılıp çıkamıyorum, beni tutan frenleyen şey ne bilmiyorum. Burada anlayışsız, hoşgörüsüz, sabırsız ve adaletsiz insanlara ayırdığım kadar zaman ayıramadığım evim ve ailem söz konusu iken, içimde biriken öfke, kin ve yorgunluğa rağmen neden "hadi bana eyvallah" diyemiyorum?

Eskiden olsa yapabileceğim birşeyi yapamıyorum. Acıyorum... "aman işler kalmasın, kimse mağdur olmasın" diyorum, "biraz daha durayım" diyorum.. Bunu diye diye kaç ay geçirdim bilmiyorum. Bu geçen zaman zarfında kaç kez gururum incindi, kaç kez eve gittiğimde öpüşemeden uyumuş olan oğlumu koklarken özür dileyip ağladım, kaç kez sigarayı bıraktım, kaç kez kocimle sakin sakin oturup iki laf edebildim bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum. Bu ruh hali nedir, neden ve kime acıyorum bilmek istiyorum. Ben yapamıyorum bari biri beni çekip alsın istiyorum. 

Mercan'ın hayattaki ilk yılında evde onunlaydım. İşi, çalışmayı, gözlerimin kanlanmasını, kafamın durmasını, telefonlardan kaçmayı öyle özlemişim ki ilk bir kaç ay ofiste sabahlamak hem suçluluğu getirmişti hem kendimi iyi hissettirmişti. "He he.. hala üretiyorum" diye sevinmiştim körelmekten korktuğum için. Fakat bu durum döndü dolaştı beni 7/24 sömürülen biri haline getirdi.

Her akşam istifa ediyorum, her sabah "işim var" diye koştura koştura ajansa geliyorum. 

Malmıyım neyim?

O kadar bitkinim ki Mercan'ın 2. yaşgününü coşkuyla kutlayamadım. Hazırlık yapacak halim yoktu, gürültü kaldıracak kafam. Biraz kreşte kutladık, biraz aileyle.

Güzel oğlum herşeye rağmen vazgeçmedi benden. Hatta daha çok bağlandık. Üzmüyor beni, üzünce gelip sarılıp öpüyor anneciğim. Dün gece uyandığında yanına yattım. O 1.20'lik yatakta sarılışıp uyuduk. Asıl uyuması gereken oydu tabi ama bende sızmışım. Zaten öyle güzel kokuyor ki insan ikiye katlanıp bir köşede sıkıştığı halde spastikliğini farketmiyor. 

Sabah oğlum uyandırdı beni. Kocaman, sıcak bi öpücük kondurdu dudaklarıma. Erkeğim, küçük sevgilim.

"Hadi kalkalım annecim" dedim.. "Servis gelecek"

-"hadi kaykayım"