hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Şubat 2014 Çarşamba

Cambaz

Cambaz

Bir ipin üstündeyim,
Dengede duramıyorum.
İleri gidemiyor, geri dönemiyorum.
"Atlasam" diye de düşündüğüm oldu...
Keza "sendelesem de düşsem"!

Bir ipin üstündeyim,
Dengede duramıyorum!


16 Ocak 2014 Perşembe

Bir şey olsun.. sevilesi

Yaklaşık 1 yıldır kedi arıyoruz ailecek. Eve bir kedi... Ama petshoptan ordan buradan değil, sokaktan.. Hani annesinden alınmış da terkedilmiş, bakıma ilgiye sevgiye muhtaç bir kedicik. Lakin yok! Bulamadık o kediyi. 

Aradan zaman geçti. Kedi olan evi pis ve tiksindirici bulan iğrenç insanların "kedi alırsanız hayatta gelmem"lerine inat aramaya devam ettik. Zaten çokta umrumuzdaydı açıkçası! Fakat tüm ısrarlarımıza rağmen bulamadık. 

Bulamadık, bulamadık ama birşey farkettik. Aradığımız şey, kolay yoldan "kedi" diye sıfatlandırdığımız aslında teorik olarak aileye katılacak yeni bir sevgi öğesiydi. 

Yani sevilecek 'bir şey daha' idi.

1 Mart 2013 Cuma

Aras Kuş Cenneti'nin bir "sonu" olmamalı.

Kibir değildir de nedir; sahip olduğu teknoloji, bilgi birikiminin kuvvet denemesi doğa üzerinde yapmak?

"İnsanlık" ve insanlığın refahı için vurulan her balta, devrilen her ağaç dönüp dolaşıp yine insanın ciğerlerinden çıkmıyor mu?

Sevgili Meltem yakın zamanda başlayacak ve kesinlikle karşı durulması gereken bir "insan için doğa katli" durumunu kaleme almış, hatta almakla kalmamış bu hareketin önüne geçmek için gönderilecek kartpostalları resimlemiş.

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Özentilik evresi / olası kısa devre


National'daki Tatlı Hayat, oradan fırlayıp evime giren en hafifi 2 kg'luk tencere tavalarımla hayatımın en özenti evresinden geçiyorum. İhtiyacım olan şey uzun çok uzun bir bağın/bahçenin gerisindeki taş evimin derme çatma mutfağında aileyi bir araya getiren yemek saatlerine mis kokulu lezzetler katmak. Rüzgarla gelen toprak kokusunun, kapının önündeki lavanta bağına dolanması, oradan öyle usulca eve girmesi.

15 Haziran 2012 Cuma

Qenqous*


Son 1 yılımı öfkeyle geçiriyorum. Defalarca yazıp sildiğim bir yazıdır bu. Hep kendi zihnimde aklımın duvarlarına vurduğum, arada bir kaldırıp üstünü başını düzelttiğim, bir köşeye çekip konuşup telkinde bulunduğum ama mütemadiyen patakladığım öfkem, kaybım, eksiğim.

Öyle birşey ki, düzeltilemez ve iyileştirilemez hayati bir hata. Zamana yayılmış bir trajedi veya tedavi edilmemiş bir cilt hastalığı gibi. Kaşınan, kaşıdıkça kanayan, büyüyen ve yayılan!

İçimin rahat ettiği tek şey; konuyla birinci dereceden ilgili olsam dahi olayların böyle gelişmesine etken olmayışım.

16 Nisan 2012 Pazartesi

Dünyanın mikrobu!


Irkımız, hızla üreyen ve etrafa yayılan bakteriler, mikroorganizmalar!

Irkımız, yaşamını sürdürebilmek için çevresindekileri sömüren asalaklar!

Irkımız; doyumsuz, kibirli ve nankör!

28 Mart 2012 Çarşamba

update

Bugün GSM operatörümü değiştirdim, numaramı taşıdım yani. Nedense çok heyecanlandım, ayrıca kolay olduğu için sevindim, "oh bu da aradan çıktı, iyi oldu" falan dedim. Sanırım uzun zamandır küçük heyecanlara muhtaç bir şekilde yaşıyorum ki bu numara taşıma işi bile midemde kelebeklerin uçuşmasına sebep oldu.

19 Mart 2012 Pazartesi

İnsanın dini imanı para olmasın


Geçtiğimiz hafta bir tekstil firmasının katalog çekimleri için şehir dışına çıktık. 2 bayan ve 1 erkek modelle sahil şeridinde gerçekleştirilecek çekimler hava muhalefeti nedeniyle neredeyse azıcık faciaya dönüştü. Toparlandı, çekildi bitti, durum kurtarıldı... Ama keşke kurtarılmayaydı!

Benzer bir çekimde (dış mekanda ve zorlayıcı hava koşullarında) bir çekim limiti vardır.

16 Mart 2012 Cuma

Pamuk yahut kızgın ateş...


Bildiğim kadarıyla Türkiye'de bir krematoryum yok. Yani hani beni veya benim gibileri geçtim, gayrimüslimlerin talebine karşılık verecek biryer yok. Yakılmak istiyorsan cenazen yurtdışına gönderiliyor, yakılıyorsun ve istiyorsa Türkiye'deki ailene iade ediliyorsun. 

Yani bildiğim kadarıyla böyle. Hayattayken yapmaya fırsat bulamadığın seyaheti yapıp geliyorsun belki...

Tuhaf değil mi?

30 Ocak 2012 Pazartesi

"Yardım" sözcüğünden çıkarılabilecek anlamlar

Bugün, dışarıdaki hayvanlara soğuk kış günlerinde elimizden geldiğince yardım etmemiz gerektiği ile ilgili bir paylaşımda bulundum. Altına bir cevap geldi "dışarıda bu kadar evsiz insan varken karton kesip kedi evi mi yapıcaz" diye...

18 Ocak 2012 Çarşamba

Kadınlar, bizler... dişlerimiz ve tırnaklarımız


Son zamanlarda çevremdeki hemcinslerimi düşünüyorum. Biz dişi cins olarak çok tehlikeliyiz. İçten pazarlıklı, kurgucu ve kindarız. Kimse böyle olmadığını iddia edemez çünkü ben bile etmiyorum. Yeri geliyor birine çok pis kafayı takıyorum tenhada kıstırıp kafasını duvara çarpmak istiyorum.

Dişi cinsin günümüzde toplum içinde ait olduğu farklı konumlar mevcut. Kimimizin mesleği, maddi güvencesi, söz hakkı, özgüveni varken kimimizin hiçbirşeyi gerçekten yok. Bunu kötü anlamda söylemiyorum. Ataerkil düzenin içerisinde sindirilmişlikten bahsediyorum. Fakat kadının bulunduğu konum ne olursa olsun; her daim gizli bir silahı var.

30 Aralık 2011 Cuma

Yeni yıldan tutarlı şeyler isteyin, elinizden gelebilecek şeyler

Güzel şeylerde olmuştur belki ama o kadar boktan bir yıldı ki bu 2011; 2012'ye girdiğimiz anda bunların ertesi gün hatırlanmayacak, unutulacak şeyler olduğunu bilsem "defol git artık" derim ona.

28 Kasım 2011 Pazartesi

öylesine

Bu fotoğrafın bir özelliği var. Çok güzel geliyor gözüme, baktıkça dalga sesi duyuyorum, rüzgarı hissediyorum, PinkFloyd çalıyo falan... Sevgilim çekti bu fotoğrafı ada vapurunda. Özelliği ise, duran objeleri çekememesine rağmen, uçan bir martıyı net bir çekebilmiş olması :)) Seni seviyorum...

10 Mayıs 2011 Salı

Anılar üzerine...

Benim 3 yaşıma dair iyi kötü anılarım var. Söyleyince aptalca geliyor ama; erkek kardeşimle aramda 4 yaş olduğunu, ve hatırladığım anılarda henüz onun aramıza katılmamış olmasını hesaba katarsak o anılar benim 3 yaşıma ait.

31 Aralık 2010 Cuma

Hep gelen ama hiç gitmeyen şey....

Bizim hayatımızın bir kısmında birikip duran şey, geldin yine, ne getirdin bize?

Aman, biz iki kadeh birşey içip dostlarla tıkınacağız, rica ediyorum tadımı tuzumu kaçırma, verdiklerin dursun yerinde de, sadece verdiklerine elleşme...

Başka bir dileğim yok, ha bir de ne isterim? iyilik, sağlık, huzur...

22 Kasım 2010 Pazartesi

tatil sendromu

ne güzel tatildi.

yattık yuvarlandık, oyunlar oynayıp deli danalar gibi koşturduk, yedik, içtik, sarhoş olduk, ucu bucağı olmayan sohbetlere kapıldık, memleketi kurtardık, doğarken güneşi izledik, boş boş oturduk, zamanı unuttuk, kedi besledik, balık tuttuk, yeni lezzetler keşfettik, dostlar edindik....


sonra bugün uyanıp alelacele giyindik, birbirimizi uğurlayıp, beyaz uzun bir masada beyaz bir kutunun karşısına oturduk, mailleşip, telefonlaştık, çay kahve içip, birşeyler karaladık ve akşamı ettik...

shh

7 Eylül 2010 Salı

Gregorgia, Daniella, Fernando ve diğerleri....

Daniella, Fernando Jose Altamiano Del Kastro ile evlidir, çok kez istemesine rağmen çalışmasına izin vermemiştir Fernando. Biraz alkoliktir. Evde şiddet uygulamaz ancak iyi bir içicidir. Gel zaman git zaman Daniella ile Fernando'nun Antonio adında bir oğulları olur. Kendi hallerinde yaşar giderler. Ancak Fernando yapacağını yapar, gül gibi Daniella'yı aldatır. Aldatmakla kalmaz, kış kıyamet 4 yaşında bir çocukla bırakıp gider.

Daniella anadır. Gururludur. Zaten açıkçası bu utanç ile kimsenin kapısını da çalmak istememektedir. İş arar bir süre. Bu sırada kalıbı bozuk Fernando ise dava açar Daniella'ya ve boşanırlar..

2 Ağustos 2010 Pazartesi

Mübarek gün

Cuma günü ayın 6'sı imiş...
Ne kadar müthişmiş.
Hem mübarek günmüş, hem bizi cumartesiye bağlarmış,
hem de 7'ye...



Tatil sonrası notlar;
- Hazır yemekten sonra mutfak inanılmaz sıkıcı, bayıcı ve yorucu. Hele bu sıcakta...
- Mercan duvara yapışma tehlikesi yaşıyor, sanırım bir kaç gün daha bu böyle sürecek. Alıştı çocuk ipini koparıp koşmaya...
- İşe gelirken giyinmek çok zor geldi bugün. "ne giycem beeğğn" böğüldemelerim baş gösterdi.
- ve birazdan çıkıp eve gitmeye çalışıyor olmak

30 Haziran 2010 Çarşamba

yazarken bile yoruldum

Bugün abidik gubidik şeyler geliyor aklıma. Veya ciddi anlamda abidik gubidik işler yapıyorum. Gugıl amcayı abidik gubidik şeyleri aramak için kullanıyorum, o bulduğum şey neticesinde başka bir gaydırı gubbak başlığın altında buluyorum kendimi. Bir tatil günü gibi, veya elektriklerin kesilmesi neticesinde yapacak iş bulamamak gibi.. kendimi boşlukta sallandırıyorum resmen.

aslında herşey dün başladı.

3 Haziran 2010 Perşembe

başlık bulamadım valla


Dışarıdan çok büyük görünen ama içlerine girince dandikliklerini ve zaaflarını öğrendiğimiz bir müşterimiz.. seneler önce baba (kurucu) ölünce veraset davasına tutuşmuş 3 garip yavrucuk, bir acılı eş (!!?!)..

Ve geçen gün öğrendim, 50 yaşındaki adamların peşinde tabi bilmemne hanımcım, tabi efendiciğim diye yalakalık ettikleri o yavrucaklardan biri 86 doğumluymuş.

Allaaaaam. bizde diyoruz 40 falan vardır bu.

O kadar yorguuuun, suratı çökmüş, sempatinin s'sini ancak plakasında görür olmuş sevimsiz despot bi kadın tipi.

hiiiç öyle işte.

çok şaşırdım.

ne kadar kartingen!

*********************

dün akşam mikiyi kreşten aldım. yine elime bir kağıt verildi. "ıhın" dedim.. yine birşeyler isteyecekler..

yıl sonu gösterisinde 3 oyunda yer alıyormuş minik kuşum. 3 ayrı kostüm kiralıyormuşuz.. onu söylüyorlarmış...

ayrıca dün akşam miki benimle salatalık savaşı yaptı, çamaşırları katlamama yardım etti, mini mini konserler verdi sonra bize evde halay çektirdi. salonun ortasında 3ümüz el ele tutuşup haydaaa hop diye halay çektik. sonra elini matkap yapıp beni deldi, inek olup yanağımı yaladı, babasını at yaptı, merdivenlerden inerken ejderha yaptı kısa bir süreliğine, sonra kutu kutu pense oynadık.


tüm bunları yaparken aralarda kesinlikle boşluk bırakmadı mercan. halay çekmemiz bitiyor, dur iki dakka oturayım diyemeden "hadi şimdi dönüyoruz" diye başka bir oyun çıkartıyordu. boşluk bırakmadan, mola vermeden, nefes almadan oynamak istiyordu bizimle..

anladım.

evet.

her ne kadar okulda arkadaşlarıyla çocuklarla çocuk gibi oyun oynuyor, çocukluğunu yaşıyor diye mutlu olsam gurur duysamda onun bizimle, salak sapık da olsa oyunlar oynamaya ihtiyacı olduğunu anladım.