sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Şubat 2013 Cuma

Ailevi Akdeniz Ateşi (FMF) Hakkında Bilgi ve Örgütlenme Talebi

Sevgili Nehir İda'nın Bilinçlendirme ve Örgütlenme Çağrısıdır...


Otozomal resesif geçiş nedir? 
Hastalığın oluşabilmesi için hastanın her iki ebeveyninin de taşıyıcı olması gereklidir. Ülkemizde taşıyıcı sıklığının %20 olduğu bilinmektedir. Bu nedenle akraba evliliği olmasa bile iki ebeveynin de taşıyıcı olma olasılığı çok yüksektir.

29 Ağustos 2007 Çarşamba

Peri Meri Beklemeyin....

Uzmanlar sağolsun!

Ya onlar ara sıra anlaşılır oluyor yada ben ara sıra anlıyorum ve uyguluyorum anlatmak istediklerini.

Haklılarmış.

3-6 ay arası bebekler günde maksimum 15 saat uyurlarmış. Bu hakkın çoğunu gündüz kullanırsan gece doğal bebeğin uyumazmış. Gündüz uykusu 5 saatle sınırlı kalmalı. Gerisini geceye saklıyoruz..

Şimdi bunu anneanneme söylesem "kızım bebek bu. uyku uykunun mayasıdır. gece uyusun diye gündüz uyutulmaz mı çocuk? bebek bu! uyuyacak da büyüyecek" der ki.. sanırım kulaklara aşina gelecek bir replik bu. Hangi uzman önerisinden bahsetsem "kızım bebek bu.." diye başlayan ve yine "bebek bu canım!" diye biten cümleler kuruluyor zira...

Bunu söylemedim bende :))

Evet uyguluyoruz.

2 gündür hayat daha güzel.

İlk günümüz ağlamaklı geçti. Çünkü gündüz uykularına uyanıp, mama içip tekrar dalmak alışkanlığımız vardı. Denemekten bir zarar gelmez diye düşündüm ve mamasını içirip tekrar uyutmaya çalışmadım. Günlük bir program yaptık. Hem bu şekilde Mercan ile daha kaliteli vakit geçirdiğime inanıyorum. Sabah 11:00e kadar oyun halısında çeşitli oyunlar oynayıp avrupa kanallarından çizgi filmler izliyoruz. Farklı diller kulağına cazip geldiği için pür dikkat izliyor mutlaka. Sonra 1-1,5 saat uyku ve meyve saati! Evet artık biz meyve suyu içiyoruz. Elma, havuç-şeftali, havuç-elma olmak üzere 3 alternatifimiz var şimdilik. Tabi ki üzüm, çilek, kiraz, kavun, karpuz da tattırılabilir ancak ara öğün olarak tüketecek kadar büyümedik henüz. Meyve suyunu hazırlarken mutlaka yanıma alıyorum, yaptığım herşeyi anlatıyorum ona.

"Eveeet, muhteşem oranj havucumuz soyundu dökündü şimdi rende zamanııı"

Bazen bir küçük parça eline veriyorum. Hoş onu tutup bilinçli olarak ağzında kemirme olgunluğuna erişemedi ancak ağzına verince gayet güzel kemiriyor. Bu da bir diş kaşıma alternatifidir...

İşimiz bitince önlüğümüzü takıyoruz ve afiyetle meyve suyumuzu içiyoruz. Midemizin yatışması için düz yatıp ayak parmaklarımızı seyrediyoruz. Gözünden uyku akıyor bazen.. "hadi artık uyuyalım" dercesine bakıyor ve "ııığıııhhh" diyor ama anne yemez!

Video izleme zamanı! Baby Einstein serisinden Baby Noah'ı severek izliyor Mercan. 15-20 dk sona biraz mızıldanıyor kimi zaman. Ancak güzel bir kabiliyeti var ki hayran oluyorum. Malum görüntüleri algılama konusunda henüz zayıfız. Ancak kulağımız çok iyi! Müziğe, müziğin ritmine acayip hoş tepkiler veriyor. Hayvan isimlerinin söylendiği es verilen yerlerde koca bir "hiyaah" diyor ki anne kişi hasta olur bu durum karşısında.

İyice haşadı çıkan yavruyu uyutuyorum 15:30-16:00 gibi. 1 saat sonra kendiliğinden uyanıp keyif mamasını içiyor. Baba gelene kadar yine oyun. Balkonda batan güneşin arkasından göbek atıyoruz.

Baba gelince kucakta gezinmece, sohbet muhabbet, ılık bir banyo, yağlı bir masaj ve...

Mışıl mışıl uyuyoruz :)

















Tatlı rüyalar;
Uzmanlara henüz kulak vermemiş anneler :)

Ps: Bebeklerinize ilk 6 ay sadece anne sütü veriniz. Anne sütü verilemediği durumlarda; yetersiz ise veya sütten kesmek gerekmiş ise dr. tavsiyesi ile hazır mamalara geçtikten sonra ara öğün olarak meyve suyu ve yoğurt bebeklere verilmelidir. Emziriyorsanız meyveleri tattırın. Ancak sıkıp suyunu vermeyin. Bu cazip tat onu anne sütüyle yüz göz olmaktan soğutabilir. Ayrıca anne sütünü derin dorucuda saklayarak önümüzdeki aylarda (4. aydan sonra)bebeğiniz için yoğurt mayalayabilirsiniz. Bebeğe verilecek meyve suları da yoğurt da taze olmalıdır. Bu yüzden az miktarlarda birer öğünlük (90 cc yeterli-3-3,5 ay için)) hazırlamakta fayda vardır.

15 Ağustos 2007 Çarşamba

Renklerim geri gelin!

Mercan doğduğundan beri çok şey değişti hayatımda. Tüm saat, dakika ve saniyeler onun. Son sözü o söylüyor hep. Dinlenmek, gezmek, eğlenmek, yemek herşey onun ağzından çıkacak bir 'agu'ya bakıyor. Ve bu gidişat bazı şeyleri unutturuyor insana. Yapılacak işi değil, nasıl yapılacağını. Bunca zaman nasıl yapıldığını, nasıl başlandığını. Bunları saymayacağım tabi. Ama 'hadi bir post atayım' diye iç geçirdiğimde ne yazacağımı ve nasıl başlayacağımı bilemedim. Bodoslama girdim.
Nereden başlamalı ki?
Öncelikle bir önceki 'Kaşık' -neden kaşık, kaşık kim, nereden çıktı bilmiyorum- postu Mercan'ın Babası'na ait. Kafa karışıklığını bir tek kişinin dile getirebilmiş olmasına istinaden aydınlatmak istedim ki; o postu biz Mercan ile anneanneye kalmaya gittiğimizde sıkıntı ve yalnızlıktan atmış. İşte çocuk böyle birşey! Ne onunla ne de onsuz!!!

Bazen düşünüyorum, bir kaç annem baksa bende kafamı dinlesem diye. Sonra dr. kontrolü için onsuz kaldığım 1-2 saat aklıma geliyor. Ölüm gibi. Acaba uyandı mı, uyudu mu, ağladı mı, mamasını içti mi, huysuzluk ediyor mu, değişik sesler çıkarmış mıdır.. şeklinde.

İmkanı yok kafamı dinleyemem. Onsuzluğun içinde sorularla fazlasıyla içli dışlı oluyorum.

Kafam allak bulak. Bazen ne istediğimi ben bile bilemiyorum. Birşeyden emin oluyorum zaman zaman. 'Tamam budur' diyorum. Ama sonra yine fikir değiştiriyorum. Mutsuz oluyorum, umutsuz oluyorum. O zamanlarda da herşeyi kapkara görüyorum.

Karamsarlık!

Daha önce konu edilmiştir ki; hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Hoş bebekle yaşamak alışılabilir ve ayak uydurulabilir birşey. Herşey zamana bakıyor. Ebeveynlerin çocuğunun huyunu suyunu kavraması ile alakalı. Bir zaman sonra neyi neden yaptığını anlayabiliyorsun. 3 aylık bile olsa... Fakat çözülmesi zor olan kendine zaman ayırma kısmı. Kafayı boşaltma ve hafifleme. Bir süreliğine hiçbirşey düşünmeme veya düşünememe. Keşke diyorum; kafama darbe alsam ve bir süre hiçbirşey düşünmesem.
Aslında bugün çok güzel bir gün. Uzun bir aradan sonra dün Mercan'ı doyasıya kucağıma aldım, onu kucağımda uyuttum, evin içinde dolaşarak tüm objelere "aa bak bu neymiş" diye dakikalarca bakabildim oğlumla. Ve yine üzülerek söylüyorum ki bugün yine uzun bir aradan sonra ilk kez Mercan'ımı tek başıma yıkayabildim.

Bunlar basit şeyler değil mi?

Değil. 3 aylık anneliğinin neredeyse 2 ayını bitmek tükenmek bilmez bel ve sırt ağrıları ile geçiren, bu yüzden oğlunu kucağına alamayan, yatağına yatıramayan kullanması gereken ilaçlar yüzünden sütten kesen biri için hiç değil. Bu ayrı mevzu tabi...

Sözün özü... İşini bilmeyen bir doktor yüzünden boş yere ilaçlar kullandım, işe yaramadı süründüm durdum. Sonra bir başka doktor sayesinde sorunumun çok farklı birşey olduğunu öğrendim

Nokta.

Bugün oğluma banyo yaptırdım.

Tek başıma

Bugün güzel bir gün.

Peki ya yarın...

Yarın yüzümü asacak, içimi burkacak bir başka şey bulacağım. Düşünecek o kadar çok şey var ki, aradan bir tanesi illa bu işe yarar. Canımı sıkmak için yer mi arıyorum? Hayır hayır.. kesinlikle. Hayatta en önemli şeyin sağlık olduğunu anladım. Herşeyi değiştirir küçük bir yara. İstekleri, beklentileri, ilişkileri...

Yorgunum ve canım sıkkın. Kendiliğinden. Bahar temizliği gibi derin bir hava değişimine ihtiyacı var ruhumun.

Çığlık atmanın işe yarayacağını bilsem atacağım. Akan kanın kötü şeyleri de dışa atacağını bilsem bir yerimi keseceğim.

Cinsiyetime has bir özellik mi bazen küçük şeylerle iyileşememe?

Saçımızı da boyattık. Neye yaradı?

Mesela çalışmak istiyorum, çalışmaya ihtiyacım var, hep işe yarar. Ama çalışamıyorum, Mercan'ı bırakamıyorum, onu bırakmak için başka taşların yerini değiştirmem lazım, onların yerini değiştirmek demek başka şeyler demek.. of of of

Çok kötü fena dağılmışım farkında değilim. Yazmamaya çalıştığım şeylerden kaçarken hepsi birer birer sobeledi beni.

Günün geri kalanını kurtarmak için Mercan'ın agu, egi, anni, agaa ve hieaa'lardan başka bir ses çıkarması lazım.

Benden birşeyler gitti sanırım. Sahip olduğum veya sahip olduğumu sandığım. Böyle hissediyorum. Birşeyler eksik. Hani sanki evde birinin eksilmesi gibi. Onun sesini cismini ararsınız. Onunla yapılan ve yapılmış şeyleri düşünür hüzünlenirsiniz. Ararsınız işte. Hah işte ne güzel anlattım. Kesinlikle anlattım eminim. Böyle işte... Onlar geri gelse bende geri geleceğim sanki.
Duymaya, görmeye veya hissetmeye alıştığım şeyler geri gelin. Gelin de beni geri getirin!

5 Ağustos 2007 Pazar

Yoruldum Anne

Anne şuursuz bir doktorun yüzünden 1,5 ay süründü, Mercan'ını kucağına alamadı, sütten kesti, acı çekti, yoruldu.

Anne katil olmanın eşiğinden döndü.


Uzun yollar gidip anneannede kaldık. Gezdik, sevildik, kucaklandık ve en önemlisi iyileşip geldik.

Şimdi anne çok mutlu.
Çünkü Mercan'ını yardımsız kucağına alabiliyor ve 5 dk. dan uzun bir süre tutabiliyor....


Şimdi herşey yolunda. Mercan biraz yoruldu ama :)




13 Nisan 2007 Cuma

Mı acaba?

Dönek bir ilk bahar sabahından merhaba...

Gökyüzü şu an gri, bulutlar dolanıyor. Uyku sersemi kuşlar günlük güneşlik bir hava varmış gibi cik cik ötüp duruyor ve insanı gereksiz bir heyecana itiyorlar.

Sanki sokaklarda fazla insan bile yok bugün?


Neler oluyor? Hava dolanıyor.

"Acaba yağsam mı yağmasam mı?" diye düşünüyor.

Bende yaklaşık yarım saat önce "bak ne güzel hava karanlık, uyusam mı uyumasam mı?" diye düşündüm. Tabi kararımı vermemde uyanan metabolizmanın ve bacaklarımın uyuştuğu sinyalini alan beyin olduğunu iddia eden şeyin payı büyüktür.

Bugün itibari ile 9. aya girmiş bulunuyormuşuz. Bense artık bir an önce çıkmak istiyorum. Bir zamanlar bitmesin istediğim büyülü ve mucizevi bir çok olayı barındıran şu dönemden...

Doğum sonrası depresyonun damarlarımdaki asil kanda dolaştığını hissediyorum. Hatta "doğum öncesi depresyon" olarak tarafıma kıyak geçtiğini bile düşünüyorum. Ki sonrasında kolay atlatayım...

Artık bir an önce Mercan'ımı görmek ve normal hayatıma normal bir şekilde devam etmek istiyorum. Ancak hiçbirşeyin eskisi kadar normal olamayacağı gerçeğinin de farkındayım.

Kendimle ilgili kısım kesip atmak istediğim fazladan bir uzuv gibi zaten.


Keşke gerçekten kesip atabilsem..


Fermuarını açarak üzerimden attığım sarı naylon bir tulum olsa yüzümü asan herşey.


Sonunda yeniden vitrinlerin önünden başımı önüme eğmeden geçebilsem..


(çok ezik gördüm kendimi)


Düşünmekle olmuyor ya bu işler, yine de iyiyi düşünerek iyiyi bulma çabasıyla herşeyin yavaş yavaş eski halini alacağını hayal ediyorum. Hayal değildir ama umarım.
Hayatımdaki tek değişim gerçekten bir aile olmuş olmak ve artık çalışıp çabalamak, en dandik günümde gülücükler saçmak için gerçek bir sebebimin olmuş olmasıdır. En azından böyle olmalı..

Bu kadar düşünmeye her gece rüyalarda doğumhane ziyareti yapılır, Mercan güler, Mercan ağlar, Mercan'ın saçları okşanır. Arasıra dj edasıyla Dr. da ortamda dolanır durur.


Fakat uyandığında eğer düşünmeyi akıl edebilirsen... Hayatta ondan başka mühim hiç bir şey yoktur ki. Baksana rüyalarında. Çünkü asıl sıkıntı elini koyarak hissetmeye çalıştığın bebeğinin özlemidir. Bir zaman sonra bunlar seni kesmez ve kucağına alarak eserini seyretmek istersin.


İsterse gecelerce ağlasın.


Sorun değil.
Kendi oltama geldim.

Benim derdim kimi ne kadar seveceğim. Ve sevgimi ne kadar sunabileceğim. Saygıları yitirmeden...


Mercan babasına karşı! Inınınınn....

İzleyelim görelim diyorum


29 Mart 2007 Perşembe

Yoğun istek üzerine :)

Her hafta Prison Break ve Heroes'un hangi gün olduğunu unutmam gibi kengi bloguma gelip, "yeni bir şey var mı?"diye bakıp çıkmamı da normal karşılıyorum artık. Gün gelir gün geçer dedik, e geçer tabi sayılı gün ne de olsa.. Hoş neyi neden saydığımızdan pek emin değilim artık, zamane bebeleri keyfe keder gelebiliyorlar, ve yine günümüz dr.'ları malesef aklıma gelen onlarca düşünceden biri nedeniyle annenin ödünü patlatıp onu apar topar sezeryan ile doğuma yöneltebiliyorlar..

Yani bu durumda ben neyi sayıyorum?

Siz kimsiniz?

:))

Emin olduğum tek şey aşk.

Öyle bir aşk ki, bu güne kadar aşk diye yiyip içtiğim, sırtımı yaslayıp, yüzümü verdiğim şey neydi bilmiyorum.

Aşk tam önümde. İşte.. şu satırları yazarken çarpan kollarım yüzünden gerçekleştirdiğim eylemi tanıdık buluyor aşkım.

Aşk gözümü kör ediyor. Öyle ki; ayaklarımı göremiyorum :)

Aşk sesime yanıt veriyor, aşk önceliklerimi tanıyor, aşk en sevdiğim şarkılara eşlik ediyor...

Aşkım bazen öyle saçmalıyor ki, kıçı başı nerede aklım karışıyor. Bazen yakalayacak gibi oluyorum.. O da dalga geçer gibi geri çekiyor.

Aşkım oğlum. Yüzünü görmediğim ve bir 9 ay daha görmeyecek olsam, yine de rüyalarıma girecek kadar somut, gece uykumdan uyandıracak kadar gerçek, beni aldığım kilolarla dalga geçtirecek kadar güzel oğlum.

O bir kaç saniyeliğine ayağını dayasın göbeğimin ortalık yerine.. Tüm dünya durur, bütün pasta ve çikolatalar anlamını yitirir, ne ses işitirim ne üstüme üstüme gelen kamyonu görürüm.

Her hareketinde "acaba ne istiyor" diye, sanki sesini duyacakmışçasına karnıma eğilmeye çalışır "Mercanııım" diye soracak olurum.

Aşk delilikse, annelik en büyük aşkı bulmaksa, ana gibi yar olmazsa ve içki kötülüklerin anasıysa...

Aşk sersemlemek, annelik bazen zıvanadan çıkmak olabilir. Zira kurduğun en saçma cümleyi silmeye tenezzül etmezsin.

"İçimden bu geldi! Ne var?"

Artık dr. kontrollerine daha sık gitmek istiyorum.

Bir gün oraya 2 kişi girip 3 kişi çıkacağız.

Hazırladığım çanta sokak yüzü görsün, "lohusa.. " bilmemnesi diye hazırlanmış alınmış herşeyin hakkı verilsin istiyorum.

Artık "yenidoğanların bakımı" türevi hiç birşeyi okumuyorum. Okudukça insanın aklı bulanıyor, okuyup bellediği, aklına kazıdığı veya benimsediği herşey yıkılıverecek gibi oluyor.

Annelik içgüdüsel birşey.

Milyonlarca kadın nasıl annelik yapıyorsa bende aynı içgüdülerle onu tutmaya öğrenip, en doğru emzirme yöntemini kendim bulacağım.

Umarım

Yaklaşık 45 gün 15 saat ve yazmaya üşendiğim bilmem kaç dakika ve saniye sonra....

:)

Sevgiler



22 Mart 2007 Perşembe

Gün gelir, gün biter

Nedense 1-2 gündür kendimi Mercan doğmuş da kaçak kaçak gelip şurada oturmuş gibi hissediyorum.

Oğlumda artık gerçek bir insan yavrusu. Güzel bir uykuyu, yastığa sarılıp uyumaları, yemeğin en lezzetli yerini, bilgisayar başında oturmaları, geç saatlere kadar tv izlemeyi kesinlikle çok görüyor.

Hafif yatar pozisyonda kandırabilirsem kandırıyorum. Tabi onu okşarken ve konuşurken, hele bir de o kadar kaykılmışken ister istemez anne off oluyor.


Off oğlum of

Klavyenin senini kesinlikle tanıyor. Ben şıkır şıkır yazmaya başladığımda "aha bizimki günlük olağan bişeyini yapıyo yine anlamıyorum ama iyi bişidir herhalde, hadi bende eşlik ediyim bari" diye iki tekme geçiriveriyor.

10 yaşına gelmeden evdeki servis tabaklarını sonrasında ise sağda solda gördüğü genişliği elverir betonları ayağıyla kafasıyla kırmaya kalkışacak diye korkuyorum.

Biraz fazla mı süt içtim?

53 gün demek 50 gün demek.

3 gün sonra 49'dan geriye saymak demek. 49'dan geriye saymak demek farkına bile varmadan "aa 39'a gelmişiz" demek.

Sayılı gün çabuk geçer.

Sevgili kocim bir Mercan Sayacı yazdı, kurduk bilgisayarlarımıza gün, saat, dakika, saniye olarak geri geri gidiyoruz.

Bilgisayarımı açtığımda "10 gün 9 saat 47 dk., 23 sn" yazacak bir gün. Ve ben 'yusuuuf' diyemeden bütün sülaleyi ayağa kaldırmış olacağım.

Ama hazırım. Oğlumun rahat mı rahat (bu cüsseyle denemedim herhalde rahattır) bir yatağı var. Hali hazırda bir ineği (ben) de olduğuna göre gelmesinde hiçbir sakınca yok. Zaten ihtiyacı olan şeyler bunlardan ibaret...

Hastane çantamı bile hazırladım. Kendimi iyi hissetmeme ve henüz erken olduğunu düşünmeme rağmen, sanırım artık biraz sabırsızlık, biraz can sıkıntısından.

Çantamı alıp hastaneye gideceğimiz gün hava güzel olur umarım.

Güneşli bir havada güneş gözlüklerimi takar, içimden 3,5 atarken etrafıma gülücükler saçarak hastaneye gidebilirim.

Mercan'ımın doğduğu günün fotoğraflarında hep pencerelerden sızmış güneş olur, ve herkesin gözünde ışıltılar yüzünde gülücükler.

Takip eden günlerde güneşin doğuşu ve batışı arasındaki süreden birşey anlamayacağım ne olsa. Bari ıngaaaları duymadan güneşle bakışalım.

Hamilelikte gözümü açıldı. Anne-bebek konusunda kendini aklımın almadığı şeylere adamış ne kadar çok firma, kurum, kuruluş, dernek, organizasyon, online faaliyet ve birlikler var.

Bebeğin ihtiyaç listesi, annenin ihtiyaç listesi, doğum çantası ihtiyaç listesi gibi bir çok liste oluşturulmuş durumda, ve arayınca bir çok alternatifiyle burun buruna geliyorsunuz. Anneanneme gösterdiğimde kadın şaşkınlığını saklayamadı.

Aynı dışa vurumculuğunu "yan yatırma yastığı" diye bir objenin varlığından haberdar ettiğimde de yapmıştı.

Sektör biz hamişlerin beyin büzüşüklüğünden faydalanmaya çalışıyor.

İçimizde büyüyen canlıya karşı öyle anormal duygular besliyoruz ki "havası suyu faydalı" diye ilan etseler dünyanın bir ucundaki balta girmemiş ormana gider yaşamaya kalkarız.

Güvenli yatış yastığım, organik giysilerim, odamı nemlendirecek buhar makinam ve daha başka bir sürü ıvır zıvırım olmadan; 5-6 muşamba, 5-6 amerikan bez, ve belki 8-10 kundakla büyümüşüm.

Ve tüm bu 'ilkelliğe' rağmen, inanmayacaksınız ıngaa diye ağlamış, geceleri gaz sancısı çekmişim!

İnsanın aklı almıyor

:))

Kafamdaki en çok şişen balon nasıl bir anne olacağım sorunsalı.

Olayları büyütmeden, üzerine boğmak istercesine düşmeden, her türlü çocuksal eylem ve davranışı sabırla izleyerek, dinleyerek; gerektiğine aynısını yaparak.. oğluma çocuk irisiymişim kadar yakın, ama canı yandığında yaptığım uyarının ciddiyetini kavratacak kadar anne olmak istiyorum.

Bunlar hiçbir antibakteriyel olduğu iddia edilen ürünle, pamukla, gıdayla, oyuncakla vs. olamayacak şeyler.

Sadece ilgiyle elde edilebilir.

20 yaşına geldiğinde "kaç gece başında sabahladım" gibi nidalarla oğluma söz geçiremem. Annem bana geçiremedi ki ben oğluma geçireyim. Ben nasıl şimdi anlıyorsam annemi, o da ancak bir çocuğu olduğu vakit anlayabilir.

O yüzden hakettiğini vermekle ve onun da aklının zehir gibi işlediğini, hiç bir sözümüzü veya herekitimiz unutmadığını benimseyerek belki başarılı olabileceğiz.

Bu konuyla alakalı çok şey okudum malesef. Herhangibirinin etkisinde kalmak veya hepsinin birden tam ortasında kalmak arasında gidip gelen korkularım başgöstermeye başladı ki okumayı bıraktım.

Şimdilerde sadece kendime güvenmeye ve gaza getirmeye çalışıyorum.

Sizlerde gaz vermek isterseniz 3430'a kısa mesaj gönderin :)))



7 Mart 2007 Çarşamba

Mutluluğun kaynağı

Kiki teyze istek yapmış...

Sanırım ajandasına "bebek yapılacak" diye yazacak ama emin olmak için hamile kişinin duygu düşüncelerini öğrenmek istemiş, memnun kalırsa o notu düşecek :)))

E bende yemedim içmedim (yalan) ona cevap yetiştiriyorum..

Öncelikle belirtmeliyim ki, bu süreç insanı fazlasıyla yumuşatıyor. Yumuşacık pamuk pamuk oluyosun. Yumoş reklamlarındaki ayıyı düşün.. Aynı öyle. Sağa sola bakıp gülücükler saçar, gözlerinden lavanta, burnundan okyanus ferahlığı, kulaklarından da bahar tazeliği çıkartabilirsin!

Sinir bozucu ve kesinlikle 'aptal' ne kadar mahlukat var ise, yaradılışından ötürü tarafınca kabul görür bu dönemde. Mesela artık üst komşumu öldürmek veya kapımın önünden geçerken aniden kapıyı açarak ödünü patlatmak istemiyorum. Onunda bir anne olduğunu, kim bilir nelere göğüs germiş olduğu ve hatta gerdiği, evrendeki herkesin sahip olduğu mutlak sorunların yanında gerçekten kayda değer yaşama sebeplerinin de olduğunu düşünüyorum.

Yüzünü görmemeye çalışıyorum.. Oluyor.

Sonra korkak, içine kapanık tedavisi yarım kalmış akıl hastasına da dönebiliyorsun.

Belki günümüzde yaşananlar yüzünden...

Sahilde yalnız yürümeye korkar oluyorsun. Oysa bu her zaman yaptığın, taytını giyip ceylan gibi sekerek yaptığın olağan ruh okşayıcı bir tür aktivite!

Ona buna dalaşmaktan, laf sokmaktan, cevap yetiştirmekten, birşeyleri izzah etmeye çalışmaktan, açıklamalarda bulunmaktan, doğru yolu gösterme çabalarından vazgeçiyorsun.

Çünkü hassassın. Bir küçük bakış seni foşur foşur ağlatır!

Çok çok hassassın. Her konuda.

Gece kırk kere uyanıp "amanın oğluşumu ezmiş olabilirmiyim" diye yanındaki vatandaşın uykusunu rezil edecek kadar :)

Gün içinde kek, börek, çikolata yiyip sonrada "ama bunlar faydalı şeyler değillerdiiiiii" diyerek 2 bardak süt, 2 portakal ve faydalı olduğuna inandığın ne varsa yiyip midenin yanmasına sebebiyet verecek kadar!

Minibüste ayakta kaldığımda her frene basıldığında karnımla oturanlara zor anlar yaşatacak kadar

Son olarak da restoran gördüğün her yerde kocinin gözlerinin içine ezik ezik bakacak kadar :))

Bunlar şakayla karışık gerçekler. Ya da şakalaştırılmaya çalışılmış acı ama gerçekler..

Yastığa sarılmak gibi, her dişinin kendine has duygular ve eylemlerle sürdüreceği ve yaşayacağı bir dönem bu.

Fakat dikkatimi çeken, çoğu şeyde yaptığımız gibi kafamızda oluşan kurgular bu dönemde pek tutturulamıyor.

Ben "hamileliğimde yan gelir yatar, bol bol naz piyaz yaparım" diyordum. Yan yatmak ne kelime, 10 dk. dan fazla aynı şekilde oturamaz oldum. Koşullar veya sağlık sorunları değil buna sebep. Alışık olmadığım bir şeydi ve bunu gerçekleştiremedim!

Yine sabah 07:30' da kalktım, yine gazetemi okudum, sigara içemediğim için tıkındım durdum.

Bol bol müzik dinleyip dinlettim.

Ne kazak ördüm ne atkı.

Ben örmeyi beceremem, becermeyi geç bilmem :)

Yine çalıştım, işim olmadığında kendime iş yarattım.

Yani yan yatmaca yapamadım.

Ama akşamları bol bol naz yaptım :)

Fakat gel gelelim şu haftalardan itibaren artık, "ne yapsamda çevremdekilere benim hamile olduğumu dannn diye anımsatsamda acı çektirsem" diye düşünür oldum.

Oğlum kocaman oldu.
Elimi koyuyorum dinliyor, seslenirsem hareketleniyor


Her gün düzenli bir programla yaşarsan bebeğin de sana uyuyor.
Bir sabah uyuyasın tutsa, o zorla uyandırıyor
Müzik dinleme saatini biliyor.
Annesinin suyu ne kadar çok sevdiğini biliyor.
Öyle ki lavaboya akıtılan suyun sesini ayırt edebildiğini düşünüyorum hareketlerinden

Bunlar çok özel, güzel ve kaçırılmaması gerekilen anlar.
Bebeğim doğduktan sonra, onu herkes sevecek ve benim dışımda başkaları onu anlamaya çalışacak. Oğlum benden başkalarının yaptıklarına da tepkiler verecek.

Ama şu an, sadece birbirimize aitiz.
Birlikte yorulup birlikte neşeleniyoruz. Ben gülünce o hareketlenir, ben üzgünsem o da sıkıntıdan uyur..

Ve sadece ikimize ait iletişim yollarımız var. Onun rahatsız olduğunu benden başka kim anlayabilir ki? Elini ayağını, poposunu ordan oraya kaydırırken, onu gözlerinin önünde en güzel kim canlandırabilir ki?

Mercan sürpriz yaptı "hey ordakiler ben geliyorum haberiniz olsun" diye.

Bir bebek, yada ben? Bir bebek ve ben? Benim hayatım düzensizdi, bir bebeğin ne işi vardı?

Ama gördüm onu, dr.'un tanıdığı bana göre ise tanımlanamayan cisim olan bebeğimi.

Kararını vermiş, gelesi var. Ve daha güzeli bana böylesine güzel, kıymetli bir armağan sunulmuş. Nasıl geri çevirebilirdim ki?

Herşeye tamam dedim.

Gel.

Hadi...

31 Ocak 2007 Çarşamba

Geçmiş oldu....

Ben "oh oh ne güzel gribe bulaşmadan kışı atlatacağım -gelemeyen kışı-" derken, kışın geleceği tuttu ve gelir gelmez de ev hediyesi olarak gribi getirdi.

Anne olmaya hazırlanan bir kazık olarak bendeniz de 'yıkılmadım-ayaktayım" şeklinde şaha kalkarak kendime çorba bile yaptım. Yediğim içtiğim herşeye limon sıkıp içtim. Nane limon bile içtim...

Başka zaman olsa, armut pişsin ağzıma düşsün diye 1,80 yatar beklerdim. Ancak benim bu üşengeçliğim ve kendimi boşvermişliğimin birilerine zararı olacağı gerçeği ile burun buruna gelince kendime bakma ihtiyacı duydum.

Oğluşumun sayesinde senelerce türlü ilaçlar alıp da haftalarca sürünmeme sebep olan grip, bir kilo limona karşı koyamazmış bunu öğrendim.

"İyileşmeliyim, oğlum için" deyip deyip limonlu suları içtikten sonra annemin neden senelerce deli danalar gibi ıhlamur içip abuk subuk soğuk algınlığı ilaçlarına musallat olduğunu anladım. Kendi için değildi kesinlikle. O zaman bunu söylemiş olmasına rağmen ancak şimdi anlıyorum.

O zaman tek düşündüğüm, sabah erken kalkıp bizi tekme tokat okula sepetleme derdinde olduğuydu :)) Ama anladım ki alakası yokmuş.

İyi ki varsın annem. Tam olarak ne işe yaradığını ancak şimdilerde anlamaya başlasamda, sevgi ve saygımın gösteridği artışla bu geç kalmışlığı telafi edebileceğimi düşünüyorum :)