sevgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sevgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Kasım 2012 Çarşamba

Sevgili..


Sonbaharı da severim... Sevmediklerimi dahi sevdirebilir bana. Mesela tüylü kazakları..

Hayatımda önemli sadece iki tane şey var. Biri sevgilim, diğeri oğlum. En zor zamanlarımda, çıkmazlarımda ikisinin varlığından güç aldım sadece. Veya belki onlar güç kaynağıydılar hep bana.. Orası tartışılır.

Bugün iki sevgilimden birinin; hayat arkadaşımın, sırdaşımın, en iyi dostumun, biricik oğlumun babasının doğumgünü.

Bu yıl, seni önceki yıllardan daha çok seviyorum sanırım. Beraber yaşlandıkça bu artıp duracak gibi..

Seni çok seviyorum. Seninle olmayı, bazen olamamayı bile...

Doğumgünün kutlu olsun sevgilim.


Fallin' by Connie Francis on Grooveshark

15 Haziran 2012 Cuma

Qenqous*


Son 1 yılımı öfkeyle geçiriyorum. Defalarca yazıp sildiğim bir yazıdır bu. Hep kendi zihnimde aklımın duvarlarına vurduğum, arada bir kaldırıp üstünü başını düzelttiğim, bir köşeye çekip konuşup telkinde bulunduğum ama mütemadiyen patakladığım öfkem, kaybım, eksiğim.

Öyle birşey ki, düzeltilemez ve iyileştirilemez hayati bir hata. Zamana yayılmış bir trajedi veya tedavi edilmemiş bir cilt hastalığı gibi. Kaşınan, kaşıdıkça kanayan, büyüyen ve yayılan!

İçimin rahat ettiği tek şey; konuyla birinci dereceden ilgili olsam dahi olayların böyle gelişmesine etken olmayışım.

9 Nisan 2012 Pazartesi

Taare Zameen Par


Haftasonu tavsiye üzerine bir film izledik yine.

Taare Zameen Par / Küçük Yıldızlar veya Yeryüzündeki Yıldızlar olarak 2007'de Türkiye'de de vizyona girmiş.

Çok güzel ve özel bir Hint yapımı ve kesinlikle herkesin izlemesi gereken "en"lerden diyebilirim.

5 Nisan 2012 Perşembe

Pedagojik Formasyon*


Mercan birkaç gündür duygusala bağladı. 

Bir akşam ben ofisteyken, "seni istiyorum, özledim" diye telefonda ağladı
Sonra geçen gün de anaokulundaki bir yaşgünü partisinde "ben annemi istiyorum, annemi özledim" diye ağlamış,

Üzüldüm. Hele dün akşam eve gittiğimde daha da üzüldüm.

"Annem seni çok seviyorum" dedi, ve bana bir bardak su getirdi, masaya koydu.

5 Ocak 2012 Perşembe

Yaklaşan hızlı tüketim günü: sevgililer günü


14 şubat gününe sayılı gün falan olmamasına rağmen (bana göre), sevgililer gününde; yenilsin, içilsin, tüketilsin, alınsın, suyu çıkarılsın diye malum müşterilerimin ürün ve hizmetlerini satmak için şu tarihlerde görsel çalışmalar yapıyorum.

İşim gereği sevmediğim şeylere el-ayak oluyorum, maşa olarak kullandırtıyorum beynimi.

26 Aralık 2011 Pazartesi

Sevgilerle

Sesime kulak verdiğinden bu yana söylerim; "seni seviyorum" derim, seni seviyorum, seni seviyorum, seviyorum seni, seviyorum...

Bugüne kadar kimseye söylemediğim ve asla söyleyemeyeceğim kadar 'seni seviyorum'u 4,5 yıl boyunca oğluma söyledim. Sebebi, onu ne kadar sevdiğimi bilmesi değil, veya laf salatası olarak zikretmek değil. İlla ki seviyorum, her anne sevmez mi yavrusunu. Benim söyleme sebebim içten sessizce dışarıdan da fiilen sevildiğini hissettirmenin dışında kulağına küpe etmek aslında.

5 Şubat 2011 Cumartesi

aktif

Ofiste sabahlamalı, koltuk tepelerinde tünemeli, mercansız, sevimsiz, tek renk bir haftanın ardından elimde önceden oluşturulmuş 'haftasonu neler yapılabilir' listesi olması gerektiğini düşündüm. 

Yatmalı mı, oyun mu oynamalı, gezmeli mi ne yapmalı valla bilmiyorum. Salonda bir köşede 4 kitabın üst üste durduğunu farkettim. Son bir ayda kitap alma konusunda haddimi aşmışım sanırım, kiminin ilk bölümü, kiminin ilk 20-30 sayfası kiminin önsözünü anca okumuşumdur. Şimdi bu postu gönderdikten sonra gözümü kapatıp elimi atacağım ilk şanslı kitabı sonuna kadar okuyup bitirmek üzere akşam açmayı unuttuğum şarabımı açıp and içeceğim.

24 Aralık 2010 Cuma

Çocuk tüy gibi birşey, avuçlarınızın arasına alıp korumazsanız uçaaaar, gider

Mercan'ın bugüne kadar;

İlk yaşında 2,
Hayattaki 2. yılında kreşte ve evde kullanılmak üzere 2,
3. güzel yılında da kreşte ve evde kullanması için 2 adet pandufu oldu.

Tabii bunlar kışlıklardı. Yazın da çifter çifter sandaletleri terlikleri oldu Mercan'ın

26 Ekim 2010 Salı

Uyku problemimiz var mı acaba?

Geçtiğimiz haftasonu kreşin veli toplantısı vardı. Tabi yine geleneksel olarak "acaba ne isteyecekler" sorusu akıllardaydı...

Mikinin bulunduğu yaş grubunun öğretmeni dj G, o malum soruyu sorduğu anda birden atmosfer değişti..

- evet sayın veliler, öncelikle sizlerin sormak istedikleri şeyler varsa onlarla başlayalım

kalabalık;
- kaçta uyutuyosunuz bu çocukları, kaç saat uyuyo bu çocuklar, ay bizimki evde hiç uyumuyo...

22 Ekim 2009 Perşembe

27 aylık Miki


- Miki!
- Neeee
- Şurda dursana, fotoğrafını çekmek istiyorum
- yütfen mi?
- Evet. Lütfen şurada durur musun?
- hmmm. peki.
- Teşekkürler aşkım.
- hadi çek, kappan geyiyo ordan baaak
- Oğlum, kaplan ormanda olur, evimize gelmez
- Hıııı. payka mı gitmiş kappan
- Olabilir

:))))

Oğlum, her bir günümü, her anımı öylesine renklendiriyorsun ki, tüm bunlar kelimelerle anlatamayacağım, üzerine yorumlar yapamayacağım şeyler. Tek söyleyecebileceğim bana mükemmel deneyimler yaşattığın. Varlığınla beni büyütüyorsun. Yani aslında ben seni büyütmüyorum, ben sana verebileceğimin en iyisini en güzelini vermeye çalışıyorum sadece.

Kreşte artık '3 yaş' kategorisindesin. Dün koccaman bir liste geldi elime. Kırtasiye malzemeleri... Tek anlamadığım o kadar prit, tutkal ile ne yapıştıracağınız :) Ve 3 yaş için bir eğitim dergi seti almamız gerekiyormuş.

Bu arada evimize aldığımız bir dergi seti var. Anaokulu Dergisi...
Tamı tamına 96 dergi. 8 klasör halinde elimizde. Her sayının içinden kavram kartları ve bir takım stickerlar çıkıyor. Ve bu stickerlardan biri de yıldız. Derginin içeriğindeki çalışmaları bitirdikten sonra ödül olarak o yıldızı kazanıyorsun, ve yine gelen genel kolinin içinden çıkan "gelişim takip tablosu"na yapıştırıyoruz. Oraya yıldız yapıştırmak senin için ne büyük bir olay!

Benim için büyük olan şey ise senin o derginin sunduklarını anlayıp, algılayıp, çözümleyebilmen. Renkleri biliyor, şekilleri eşleştirebiliyor, resimli hikayeleri belleğe kaydedip içinden çıkan sorulara yanıt verebiliyorsun.

Meğer sen ne çok büyümüşsün!

Evimin yıldızı...

15 Ocak 2009 Perşembe

gel lütfen


Saat 01:47

Düşünmekten kendimi alamıyorum. Mazoşistim galiba anneanne. Düşünüp düşünüp kendimi üzmekten zevk alıyorum. Kadın olmanın dayanılmaz cıncıklayıcılığındanmıdır elinden içtiğim sulardan mı?

Şimdi evinde olsaydın. Ben de senin yanında. Şu fotoğrafı anlatsaydın, veya fotoğrafı olmayan anıları. Mutfaktaki tel dolabın kapanma mekanizmasının inceliklerine kadar, görmediğim rahmetlik aile fertlerinin ruh hallerine kadar, bahçedeki havuzun ortasındaki taşı, bahçeye çıkan yoldaki beyaz mermer yuvarlak taşları...

Her elimi attığımda dizini bulabilmeye öyle alışkınım ki, görüşemediğimiz zamanlarda saatlerce telefonla konuşabilme yetimize karşın, şimdilerde telefonda sesini duyduğumda ağlamaklı olabiliyorum yalnız.

Aramıza giren fazladan kilometreler yüzünden.

Bakınca, okuyunca veya düşününce ne saçma değil mi?

Seni seviyorum.


7 Mayıs 2008 Çarşamba

Metan 1 yaşında :))


Mercan fotoğraflarda kendini görünce, gösterip; "Meetan" diyor artık :))

Ve işte 1 yıl geçti. 1 yıl önce bugün acı içinde sereserpe yatarken (sezeryan!) mışıl mışıl uyuyan oğlumu izliyordum. Ellerini ağız-burun bölgesine götürdüğünde hemen odadakileri ayaklandırıyordum "nefes alamaz, düzeltin" diye.

Hey gidi hey! Oğlum bugün derdini isteğini anlatan, karnı acıktığında yiyeceklerini nerede olduğunu bilerek giden ve isteyen, kiminle nasıl oyunlar oynandığını bilen, bizleri oyunlara sürükleyen, küsen, darılan, kuduran, tıpış tıpış yürüyen bir adam.

İyi ki varsın oğlum! Dilerim hayatın boyunca seni en az bizim kadar seven insanlarla, mutlu, umutlu, sağlıklı, bol kazançlı ve başarı dolu bir ömür geçirirsin. Her yaşgünün böyle coşku ve heyecanla kutlanır. Sevenlerinle.. Dilerim iyi dostların olur hayatta. İyi okullarda okur, başarılı olacağın bir meslek seçer ve bizleri gururdan gebertirsin.

Dilerim en az anneciğin kadar seni düşünen bir hayat arkadaşın olur. Sevgili, şefkatli, merhametli...

Sen doğmadan ben seni kimseyle paylaşamayacağımı düşünürdüm. Hala düşünüyorumda... 1 yaşına girdin bugün, yarın 10, sonra 20... Kim tutar seni?

İyi ki doğdun aşkım.

29 Mart 2007 Perşembe

Yoğun istek üzerine :)

Her hafta Prison Break ve Heroes'un hangi gün olduğunu unutmam gibi kengi bloguma gelip, "yeni bir şey var mı?"diye bakıp çıkmamı da normal karşılıyorum artık. Gün gelir gün geçer dedik, e geçer tabi sayılı gün ne de olsa.. Hoş neyi neden saydığımızdan pek emin değilim artık, zamane bebeleri keyfe keder gelebiliyorlar, ve yine günümüz dr.'ları malesef aklıma gelen onlarca düşünceden biri nedeniyle annenin ödünü patlatıp onu apar topar sezeryan ile doğuma yöneltebiliyorlar..

Yani bu durumda ben neyi sayıyorum?

Siz kimsiniz?

:))

Emin olduğum tek şey aşk.

Öyle bir aşk ki, bu güne kadar aşk diye yiyip içtiğim, sırtımı yaslayıp, yüzümü verdiğim şey neydi bilmiyorum.

Aşk tam önümde. İşte.. şu satırları yazarken çarpan kollarım yüzünden gerçekleştirdiğim eylemi tanıdık buluyor aşkım.

Aşk gözümü kör ediyor. Öyle ki; ayaklarımı göremiyorum :)

Aşk sesime yanıt veriyor, aşk önceliklerimi tanıyor, aşk en sevdiğim şarkılara eşlik ediyor...

Aşkım bazen öyle saçmalıyor ki, kıçı başı nerede aklım karışıyor. Bazen yakalayacak gibi oluyorum.. O da dalga geçer gibi geri çekiyor.

Aşkım oğlum. Yüzünü görmediğim ve bir 9 ay daha görmeyecek olsam, yine de rüyalarıma girecek kadar somut, gece uykumdan uyandıracak kadar gerçek, beni aldığım kilolarla dalga geçtirecek kadar güzel oğlum.

O bir kaç saniyeliğine ayağını dayasın göbeğimin ortalık yerine.. Tüm dünya durur, bütün pasta ve çikolatalar anlamını yitirir, ne ses işitirim ne üstüme üstüme gelen kamyonu görürüm.

Her hareketinde "acaba ne istiyor" diye, sanki sesini duyacakmışçasına karnıma eğilmeye çalışır "Mercanııım" diye soracak olurum.

Aşk delilikse, annelik en büyük aşkı bulmaksa, ana gibi yar olmazsa ve içki kötülüklerin anasıysa...

Aşk sersemlemek, annelik bazen zıvanadan çıkmak olabilir. Zira kurduğun en saçma cümleyi silmeye tenezzül etmezsin.

"İçimden bu geldi! Ne var?"

Artık dr. kontrollerine daha sık gitmek istiyorum.

Bir gün oraya 2 kişi girip 3 kişi çıkacağız.

Hazırladığım çanta sokak yüzü görsün, "lohusa.. " bilmemnesi diye hazırlanmış alınmış herşeyin hakkı verilsin istiyorum.

Artık "yenidoğanların bakımı" türevi hiç birşeyi okumuyorum. Okudukça insanın aklı bulanıyor, okuyup bellediği, aklına kazıdığı veya benimsediği herşey yıkılıverecek gibi oluyor.

Annelik içgüdüsel birşey.

Milyonlarca kadın nasıl annelik yapıyorsa bende aynı içgüdülerle onu tutmaya öğrenip, en doğru emzirme yöntemini kendim bulacağım.

Umarım

Yaklaşık 45 gün 15 saat ve yazmaya üşendiğim bilmem kaç dakika ve saniye sonra....

:)

Sevgiler



22 Mart 2007 Perşembe

Gün gelir, gün biter

Nedense 1-2 gündür kendimi Mercan doğmuş da kaçak kaçak gelip şurada oturmuş gibi hissediyorum.

Oğlumda artık gerçek bir insan yavrusu. Güzel bir uykuyu, yastığa sarılıp uyumaları, yemeğin en lezzetli yerini, bilgisayar başında oturmaları, geç saatlere kadar tv izlemeyi kesinlikle çok görüyor.

Hafif yatar pozisyonda kandırabilirsem kandırıyorum. Tabi onu okşarken ve konuşurken, hele bir de o kadar kaykılmışken ister istemez anne off oluyor.


Off oğlum of

Klavyenin senini kesinlikle tanıyor. Ben şıkır şıkır yazmaya başladığımda "aha bizimki günlük olağan bişeyini yapıyo yine anlamıyorum ama iyi bişidir herhalde, hadi bende eşlik ediyim bari" diye iki tekme geçiriveriyor.

10 yaşına gelmeden evdeki servis tabaklarını sonrasında ise sağda solda gördüğü genişliği elverir betonları ayağıyla kafasıyla kırmaya kalkışacak diye korkuyorum.

Biraz fazla mı süt içtim?

53 gün demek 50 gün demek.

3 gün sonra 49'dan geriye saymak demek. 49'dan geriye saymak demek farkına bile varmadan "aa 39'a gelmişiz" demek.

Sayılı gün çabuk geçer.

Sevgili kocim bir Mercan Sayacı yazdı, kurduk bilgisayarlarımıza gün, saat, dakika, saniye olarak geri geri gidiyoruz.

Bilgisayarımı açtığımda "10 gün 9 saat 47 dk., 23 sn" yazacak bir gün. Ve ben 'yusuuuf' diyemeden bütün sülaleyi ayağa kaldırmış olacağım.

Ama hazırım. Oğlumun rahat mı rahat (bu cüsseyle denemedim herhalde rahattır) bir yatağı var. Hali hazırda bir ineği (ben) de olduğuna göre gelmesinde hiçbir sakınca yok. Zaten ihtiyacı olan şeyler bunlardan ibaret...

Hastane çantamı bile hazırladım. Kendimi iyi hissetmeme ve henüz erken olduğunu düşünmeme rağmen, sanırım artık biraz sabırsızlık, biraz can sıkıntısından.

Çantamı alıp hastaneye gideceğimiz gün hava güzel olur umarım.

Güneşli bir havada güneş gözlüklerimi takar, içimden 3,5 atarken etrafıma gülücükler saçarak hastaneye gidebilirim.

Mercan'ımın doğduğu günün fotoğraflarında hep pencerelerden sızmış güneş olur, ve herkesin gözünde ışıltılar yüzünde gülücükler.

Takip eden günlerde güneşin doğuşu ve batışı arasındaki süreden birşey anlamayacağım ne olsa. Bari ıngaaaları duymadan güneşle bakışalım.

Hamilelikte gözümü açıldı. Anne-bebek konusunda kendini aklımın almadığı şeylere adamış ne kadar çok firma, kurum, kuruluş, dernek, organizasyon, online faaliyet ve birlikler var.

Bebeğin ihtiyaç listesi, annenin ihtiyaç listesi, doğum çantası ihtiyaç listesi gibi bir çok liste oluşturulmuş durumda, ve arayınca bir çok alternatifiyle burun buruna geliyorsunuz. Anneanneme gösterdiğimde kadın şaşkınlığını saklayamadı.

Aynı dışa vurumculuğunu "yan yatırma yastığı" diye bir objenin varlığından haberdar ettiğimde de yapmıştı.

Sektör biz hamişlerin beyin büzüşüklüğünden faydalanmaya çalışıyor.

İçimizde büyüyen canlıya karşı öyle anormal duygular besliyoruz ki "havası suyu faydalı" diye ilan etseler dünyanın bir ucundaki balta girmemiş ormana gider yaşamaya kalkarız.

Güvenli yatış yastığım, organik giysilerim, odamı nemlendirecek buhar makinam ve daha başka bir sürü ıvır zıvırım olmadan; 5-6 muşamba, 5-6 amerikan bez, ve belki 8-10 kundakla büyümüşüm.

Ve tüm bu 'ilkelliğe' rağmen, inanmayacaksınız ıngaa diye ağlamış, geceleri gaz sancısı çekmişim!

İnsanın aklı almıyor

:))

Kafamdaki en çok şişen balon nasıl bir anne olacağım sorunsalı.

Olayları büyütmeden, üzerine boğmak istercesine düşmeden, her türlü çocuksal eylem ve davranışı sabırla izleyerek, dinleyerek; gerektiğine aynısını yaparak.. oğluma çocuk irisiymişim kadar yakın, ama canı yandığında yaptığım uyarının ciddiyetini kavratacak kadar anne olmak istiyorum.

Bunlar hiçbir antibakteriyel olduğu iddia edilen ürünle, pamukla, gıdayla, oyuncakla vs. olamayacak şeyler.

Sadece ilgiyle elde edilebilir.

20 yaşına geldiğinde "kaç gece başında sabahladım" gibi nidalarla oğluma söz geçiremem. Annem bana geçiremedi ki ben oğluma geçireyim. Ben nasıl şimdi anlıyorsam annemi, o da ancak bir çocuğu olduğu vakit anlayabilir.

O yüzden hakettiğini vermekle ve onun da aklının zehir gibi işlediğini, hiç bir sözümüzü veya herekitimiz unutmadığını benimseyerek belki başarılı olabileceğiz.

Bu konuyla alakalı çok şey okudum malesef. Herhangibirinin etkisinde kalmak veya hepsinin birden tam ortasında kalmak arasında gidip gelen korkularım başgöstermeye başladı ki okumayı bıraktım.

Şimdilerde sadece kendime güvenmeye ve gaza getirmeye çalışıyorum.

Sizlerde gaz vermek isterseniz 3430'a kısa mesaj gönderin :)))



20 Mart 2007 Salı

Bekliyoruz

Artık bir beklemek kaldı
Gözlerimi kapayıp kokunu duymaya
Ellerinde ısınmaya
Gözlerinde yeniden doğmaya
Gecemi gündüzüme katmana
Ve verebileceğin her türlü acı ile hayatıma anlam katmana

11.03.2007



7 Mart 2007 Çarşamba

Mutluluğun kaynağı

Kiki teyze istek yapmış...

Sanırım ajandasına "bebek yapılacak" diye yazacak ama emin olmak için hamile kişinin duygu düşüncelerini öğrenmek istemiş, memnun kalırsa o notu düşecek :)))

E bende yemedim içmedim (yalan) ona cevap yetiştiriyorum..

Öncelikle belirtmeliyim ki, bu süreç insanı fazlasıyla yumuşatıyor. Yumuşacık pamuk pamuk oluyosun. Yumoş reklamlarındaki ayıyı düşün.. Aynı öyle. Sağa sola bakıp gülücükler saçar, gözlerinden lavanta, burnundan okyanus ferahlığı, kulaklarından da bahar tazeliği çıkartabilirsin!

Sinir bozucu ve kesinlikle 'aptal' ne kadar mahlukat var ise, yaradılışından ötürü tarafınca kabul görür bu dönemde. Mesela artık üst komşumu öldürmek veya kapımın önünden geçerken aniden kapıyı açarak ödünü patlatmak istemiyorum. Onunda bir anne olduğunu, kim bilir nelere göğüs germiş olduğu ve hatta gerdiği, evrendeki herkesin sahip olduğu mutlak sorunların yanında gerçekten kayda değer yaşama sebeplerinin de olduğunu düşünüyorum.

Yüzünü görmemeye çalışıyorum.. Oluyor.

Sonra korkak, içine kapanık tedavisi yarım kalmış akıl hastasına da dönebiliyorsun.

Belki günümüzde yaşananlar yüzünden...

Sahilde yalnız yürümeye korkar oluyorsun. Oysa bu her zaman yaptığın, taytını giyip ceylan gibi sekerek yaptığın olağan ruh okşayıcı bir tür aktivite!

Ona buna dalaşmaktan, laf sokmaktan, cevap yetiştirmekten, birşeyleri izzah etmeye çalışmaktan, açıklamalarda bulunmaktan, doğru yolu gösterme çabalarından vazgeçiyorsun.

Çünkü hassassın. Bir küçük bakış seni foşur foşur ağlatır!

Çok çok hassassın. Her konuda.

Gece kırk kere uyanıp "amanın oğluşumu ezmiş olabilirmiyim" diye yanındaki vatandaşın uykusunu rezil edecek kadar :)

Gün içinde kek, börek, çikolata yiyip sonrada "ama bunlar faydalı şeyler değillerdiiiiii" diyerek 2 bardak süt, 2 portakal ve faydalı olduğuna inandığın ne varsa yiyip midenin yanmasına sebebiyet verecek kadar!

Minibüste ayakta kaldığımda her frene basıldığında karnımla oturanlara zor anlar yaşatacak kadar

Son olarak da restoran gördüğün her yerde kocinin gözlerinin içine ezik ezik bakacak kadar :))

Bunlar şakayla karışık gerçekler. Ya da şakalaştırılmaya çalışılmış acı ama gerçekler..

Yastığa sarılmak gibi, her dişinin kendine has duygular ve eylemlerle sürdüreceği ve yaşayacağı bir dönem bu.

Fakat dikkatimi çeken, çoğu şeyde yaptığımız gibi kafamızda oluşan kurgular bu dönemde pek tutturulamıyor.

Ben "hamileliğimde yan gelir yatar, bol bol naz piyaz yaparım" diyordum. Yan yatmak ne kelime, 10 dk. dan fazla aynı şekilde oturamaz oldum. Koşullar veya sağlık sorunları değil buna sebep. Alışık olmadığım bir şeydi ve bunu gerçekleştiremedim!

Yine sabah 07:30' da kalktım, yine gazetemi okudum, sigara içemediğim için tıkındım durdum.

Bol bol müzik dinleyip dinlettim.

Ne kazak ördüm ne atkı.

Ben örmeyi beceremem, becermeyi geç bilmem :)

Yine çalıştım, işim olmadığında kendime iş yarattım.

Yani yan yatmaca yapamadım.

Ama akşamları bol bol naz yaptım :)

Fakat gel gelelim şu haftalardan itibaren artık, "ne yapsamda çevremdekilere benim hamile olduğumu dannn diye anımsatsamda acı çektirsem" diye düşünür oldum.

Oğlum kocaman oldu.
Elimi koyuyorum dinliyor, seslenirsem hareketleniyor


Her gün düzenli bir programla yaşarsan bebeğin de sana uyuyor.
Bir sabah uyuyasın tutsa, o zorla uyandırıyor
Müzik dinleme saatini biliyor.
Annesinin suyu ne kadar çok sevdiğini biliyor.
Öyle ki lavaboya akıtılan suyun sesini ayırt edebildiğini düşünüyorum hareketlerinden

Bunlar çok özel, güzel ve kaçırılmaması gerekilen anlar.
Bebeğim doğduktan sonra, onu herkes sevecek ve benim dışımda başkaları onu anlamaya çalışacak. Oğlum benden başkalarının yaptıklarına da tepkiler verecek.

Ama şu an, sadece birbirimize aitiz.
Birlikte yorulup birlikte neşeleniyoruz. Ben gülünce o hareketlenir, ben üzgünsem o da sıkıntıdan uyur..

Ve sadece ikimize ait iletişim yollarımız var. Onun rahatsız olduğunu benden başka kim anlayabilir ki? Elini ayağını, poposunu ordan oraya kaydırırken, onu gözlerinin önünde en güzel kim canlandırabilir ki?

Mercan sürpriz yaptı "hey ordakiler ben geliyorum haberiniz olsun" diye.

Bir bebek, yada ben? Bir bebek ve ben? Benim hayatım düzensizdi, bir bebeğin ne işi vardı?

Ama gördüm onu, dr.'un tanıdığı bana göre ise tanımlanamayan cisim olan bebeğimi.

Kararını vermiş, gelesi var. Ve daha güzeli bana böylesine güzel, kıymetli bir armağan sunulmuş. Nasıl geri çevirebilirdim ki?

Herşeye tamam dedim.

Gel.

Hadi...