baba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
baba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Haziran 2010 Pazartesi
8 Aralık 2009 Salı
Neden yeni fotoğrafın yok biliyor musun?
Belki hatırlarsın büyüdüğünde.. hafızan kuvvetlidir senin akıllı mikim!
Hani fotoğraf makinesini eline geçirip şak şuk fotoğraflarımızı çekiyodun ya, bazen ben seni uyarıyordum ya hani bir takım tuşlarına basmaman konusunda, sende kaçak göçek onu kurcalarken ben geldiğimde yanına alelacele kapatmaya çalışıyordun ya.. hani bir keresinde hızlı kapansın diye objektifin otomatik olarak kapanmasını bekleyemeyip, bizzat kendi elinle manuel olarak cort diye içine itmiştin ya...
Hani sonra da "ben bunu tamiy edicem" diye babanın ne kadar tamir zımbırtısı varsa, senin plastik tamir setinle birleştirip iyice bir makineyi atomlarına ayırmıştın, inadını almış bulunduğun babacında "ben tamir edicem" diye birleştirememişti ya...
Heh işte o yüzden yavrum.
Ama her an hafızaya aldığım ekran görüntülerin var :)) hatta gif gibi, veya kısa videolar gibi.. komik anların...
Kocaamaaan bi ateş topu da gelse üstüme üstüme (bkz ben10- sık sık ateş topu geliyor o çocukceğizin üstüne), yinede unutmam o anlarını.
29 Haziran 2009 Pazartesi
Tok sebiyem!
Anne evde oturmaya başladı nihayet...
Artık eve Mercan'dan önce gidip ona yemek hazırlayabiliyorum :)) yupi! Birlikte yemek yiyip, oyun oynuyoruz, yıkanıyoruz, dolaşmaya çıkıyoruz. Tüm akşamlarım ve haftasonlarım sonuna kadar Mercan'ın artık.
Ancak bu seferde baba ortalıkta yok :( Onun işleri yoğun, ve gelemiyor, geç geliyor vs...
Mercan çok çok sevdiği babasına bu sesli mesajı kaydetti :))))
24 Eylül 2007 Pazartesi
16 Ağustos 2007 Perşembe
Mesajınız var!
Yazmak konuşmaya üşendiğimizde veya anlaşılabilme ihtimalimiz zayıf olduğunda tercih ettiğimiz birşey galiba. Anlamayacağını düşündüğünüz kişi defalarca okuyor ve sonunda "bingo! anladım" diyor.. Sizde "oh anladı" diyosunuz falan...
Bir dolma kalem veya bir klavye. Ne fark eder ki? Eskileri okuyunca.. Yazılanları, hissedilenleri, bulunan özenli kelimeleri, yanlış anlaşılmamak adına yapılan dolambaçlı anlatımları.
Eski birşeyleri okudum bugün. Ne yalan söyleyeyim hüzünlendim. Hemde bir hayli! Yeniden yazmak istedim, karşılığında da okumak. Ama korktum cevap gelmez diye, yada heyecanlanır da dökemem içimi diye.

Ya da....
Dökerim de döküldükleri ile kalırlar, toplayanı olmaz diye.
Keşke kalbim usb ile çalışsa, versem eline bilgisayarına takıp açsa baksa
Keşke takıleybıl söküleybıl olsa yada... Bir zarfa koyup gönderiversem.
Bir şiir buldum.
Eskilerdendi. Üzdü beni.
Nedenini bilmiyorum. Ama sanırım duruma uygun olsun diye aranıp bulunmuş ve gönderilmiş olmasındandır. Yoksa şairi ile aramızda yaş farkı fazlaca :))
Gülüyorum ağlanacak halime :)
Sağlıcakla...
Desem ki...
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen,
Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.
CAHİT SITKI TARANCI
CAHİT SITKI TARANCI
10 Ağustos 2007 Cuma
Kaşık
Çok sevdiklerimiz gün aşırı bile olsa uzakta kalınca , bir kara delikten geçip sonsuzlukla buluşacağınız kadim hiçliğinde bir tabure bulup oturduğunuzda, evinizin onlarsız boş ve anlamsız koltuğuna işte o zamanlar farkına
varıyorsunuz kokonun da bir çok şeyi siz hatırlatabilmeye müktedir olduğunu.
Üstelik ömrünüzün her nefes aldığınız saniyesinde, tükettiğiniz her dakikasında, umutla veya
sevinçle veya hiçbiriyle uyandığınız her sabahında, koku alma yetinizin ne kadar yetersiz olduğunu
bile bile o ayrı zaman boşluklarında aradığınız kokuyu bir koltukta otururken veya bir çekmeceyi açarken, bir odaya girerken koku alma duyunuzun en derinliklerindeki hücrelerinden başlayıp tüm benliğinizi saran işte o kokuyu duyarsınız. ve işte o yokluğu tüm bedeniznide hissetmenize sebep olan da budur.
Bir kara delikten geçtim de geldim
Uçsuz bucaksız bir boşluk aman yarabbi
Bakın bir tabure,
oturdum
gözlerim kapalı
tanıdık birşeyler var havada
Evet evet tadık birşey bir koku
Geldiler mi yoksa
Oğlumun kokusunu da alıyorum
Gözlerimi açıyorum
evdeyim yalnız, sessiz
peki anladım siz gelmiyorsunuz
o halde bekleyin geliyorum
varıyorsunuz kokonun da bir çok şeyi siz hatırlatabilmeye müktedir olduğunu.
Üstelik ömrünüzün her nefes aldığınız saniyesinde, tükettiğiniz her dakikasında, umutla veya
sevinçle veya hiçbiriyle uyandığınız her sabahında, koku alma yetinizin ne kadar yetersiz olduğunu
bile bile o ayrı zaman boşluklarında aradığınız kokuyu bir koltukta otururken veya bir çekmeceyi açarken, bir odaya girerken koku alma duyunuzun en derinliklerindeki hücrelerinden başlayıp tüm benliğinizi saran işte o kokuyu duyarsınız. ve işte o yokluğu tüm bedeniznide hissetmenize sebep olan da budur.
Bir kara delikten geçtim de geldim
Uçsuz bucaksız bir boşluk aman yarabbi
Bakın bir tabure,
oturdum
gözlerim kapalı
tanıdık birşeyler var havada
Evet evet tadık birşey bir koku
Geldiler mi yoksa
Oğlumun kokusunu da alıyorum
Gözlerimi açıyorum
evdeyim yalnız, sessiz
peki anladım siz gelmiyorsunuz
o halde bekleyin geliyorum
6 Ağustos 2007 Pazartesi
Güzel günler bizi bekler...

Bugün özel bir gün. Özel ve güzel.
Özelliği şimdilerde farklı bir statüde bulunmamdan kaynaklanıyor belki biraz. Aksi takdirde cinsiyetim itibari ile çeşitli beklentilere düşebileceğim günlerden biri. Tahmin edildiği üzere bir yıldönümü.
Güzelliği bu yıldönümünün kendi hediyesini getirmesinde.
Bugün güzel evliliğimizin 3. yıldönümü. Biz bu 3 yıla ancak bol koşuşturma, 1 kedi ve 1 evlat sığdırabildik. Hah, bir kez de tatil yapabildik :)
3. yıldönümümüzü özel kılan, 3. ayına basan dünya tatlısı Mercan. Ve hediyesiyle... Çıkmak için can atan dişleri ve bol bol gözyaşı
Yani bugün 3'ü bir arada.
3 yıl önce bugün, ki o gün cuma idi... Herkesin cuma namazına gittiği vakit biz koştura koştura nikaha yetişmiştik.
Tarifsiz heyecanlarımızdan etrafa sırıtmaktaydık.
Bir oğlumuz oldu ve bazen hayatın bize sırıttığını düşünür oluyorum. O uyurken mışıl mışıl, yine birbirimize bakıp sırıtıyoruz.
Nice senelere birtanem. En kötü günümüzde bile sırıtabilelim olur mu..?.
20 Haziran 2007 Çarşamba
Nefes aldım da geldim!
Dakikalar önce Mercan Deniz uykuya daldı, gıdısından derin bir oh çektim "oh dünya varmış" dedim de geldim.
Oysa sabah saat 04:30 sularında zıvanadan çıkmış vaziyetteydik.
Doğsun diye gün saydığım, gelişinin bana neler getireceğini hiçbir zaman tam olarak bilemeyeceğimi düşündüğüm ancak gelişiyle hayatıma fazlaca anlam katan oğlum 1,5 aylık oldu. Ve ilk kez dün gece "doğmadan önce daha iyiydi yaa" diye düşündüm.
Ağzı ve dili olan, ancak derdini anlatamayan yardıma muhtaç olmak ne zormuş!
Neden ağladığına mı yanmalı, anne olarak nedenini anlayamamaya mı yoksa bir şekilde onu yatıştıramamaya mı?
Çaresizliğe mi?
Zor geçen bir gecenin ve sebepsiz ağlamaların suçlusunu havanın sıcaklığına bağladım en sonunda. Bizleri rahatsız eden hava koşulunda minik adamlarında huysuzlaşması normal sanırım.
Geçen 1,5 ayda anne-baba olmanın getirdiği dayanılmaz sorumluluklarla bir bir tanıştık tokalaştık.
Gaz neden nasıl oluşur, nasıl üstesinden gelinir öğrendik.
Taze babacım gaz çıkarma teknikleri üzerine kitap yazacak kıvama geldi. Hatta gaz çıkarma işiyle öyle özdeşleşti ki Mercan onun kucağına gider gitmez gazını çıkartabiliyor.
Uykunun hayatımızdaki önemini kavradık.
Birbirimize yardım etmeyi daha gönülden istedik ve çok faydasını gördük.
Sapına kadar anne-baba olduk işte.
O hıçkırmaya başladığında dehşet içinde açılmış gözlerini görüp tüylerimizi dikecek kadar!
Mercan çok serseri, keyif düşkünü, inatçı ve gayet akıllı.
Anne-babasının sesini ayırt ederek kime ne şekilde naz yapacağını kesinlikle çok iyi biliyor. Zira benim sesimi duyunca birden karnı acıkıyor, babasının sesini duyunca ağlayası geliyor.. Ki kucağa alınıp sohbet edilsin kendileriyle...
İnanılmaz yorucu bir şeymiş. İlk günlerde "aa bu mudur yani hiç zor değil" diye düşünüyordum ki hiç de öyle değilmiş. Dünya'da geçirdikleri hergünde beklentileri artıyor. Beklentilere alışma sürecimizde bazen iplenmediğini düşünerek yaygarayı basıyor.
Ancak o mutlu olduğunda benim hissettiğim şey mutlu olmak kadar tekil ve sade değil. Daha bi kaşarlı, sucuklu, ketçaplı.. falan :)
1,5 ay az değil evet, ancak benim için hala dündür bu 1,5 ayın başı... Yani dün doğmuştur Mercan. O yüzden hala alışma sürecindeyiz. Daha düzenli bir hayat için...
Yakında yine ben burada..
Bu arada;Tarafımdan test edilip onaylanmıştır:
Anne karnında dinletilen müziklere dünaya geldiklerinde tepki veriyor bebekler. Bilim adamları doğru söylemiş. Varsayım değil gerçek yani.
Aylarca dinlediğim ve dinlettiğimi düşündüğüm Baby Einstein serisi ninnilerine tepki veriyor Mercanım. Yani susuyor, dinliyor. Yoğun ağlama krizlerinde onu yatıştırmak için kullandığım bir yöntem oldu dolayısıyla.
Sevgiler...
Oysa sabah saat 04:30 sularında zıvanadan çıkmış vaziyetteydik.
Doğsun diye gün saydığım, gelişinin bana neler getireceğini hiçbir zaman tam olarak bilemeyeceğimi düşündüğüm ancak gelişiyle hayatıma fazlaca anlam katan oğlum 1,5 aylık oldu. Ve ilk kez dün gece "doğmadan önce daha iyiydi yaa" diye düşündüm.
Ağzı ve dili olan, ancak derdini anlatamayan yardıma muhtaç olmak ne zormuş!
Neden ağladığına mı yanmalı, anne olarak nedenini anlayamamaya mı yoksa bir şekilde onu yatıştıramamaya mı?
Çaresizliğe mi?
Zor geçen bir gecenin ve sebepsiz ağlamaların suçlusunu havanın sıcaklığına bağladım en sonunda. Bizleri rahatsız eden hava koşulunda minik adamlarında huysuzlaşması normal sanırım.
Geçen 1,5 ayda anne-baba olmanın getirdiği dayanılmaz sorumluluklarla bir bir tanıştık tokalaştık.
Gaz neden nasıl oluşur, nasıl üstesinden gelinir öğrendik.Taze babacım gaz çıkarma teknikleri üzerine kitap yazacak kıvama geldi. Hatta gaz çıkarma işiyle öyle özdeşleşti ki Mercan onun kucağına gider gitmez gazını çıkartabiliyor.
Uykunun hayatımızdaki önemini kavradık.
Birbirimize yardım etmeyi daha gönülden istedik ve çok faydasını gördük.
Sapına kadar anne-baba olduk işte.
O hıçkırmaya başladığında dehşet içinde açılmış gözlerini görüp tüylerimizi dikecek kadar!
Mercan çok serseri, keyif düşkünü, inatçı ve gayet akıllı.
Anne-babasının sesini ayırt ederek kime ne şekilde naz yapacağını kesinlikle çok iyi biliyor. Zira benim sesimi duyunca birden karnı acıkıyor, babasının sesini duyunca ağlayası geliyor.. Ki kucağa alınıp sohbet edilsin kendileriyle...
İnanılmaz yorucu bir şeymiş. İlk günlerde "aa bu mudur yani hiç zor değil" diye düşünüyordum ki hiç de öyle değilmiş. Dünya'da geçirdikleri hergünde beklentileri artıyor. Beklentilere alışma sürecimizde bazen iplenmediğini düşünerek yaygarayı basıyor.
Ancak o mutlu olduğunda benim hissettiğim şey mutlu olmak kadar tekil ve sade değil. Daha bi kaşarlı, sucuklu, ketçaplı.. falan :)
1,5 ay az değil evet, ancak benim için hala dündür bu 1,5 ayın başı... Yani dün doğmuştur Mercan. O yüzden hala alışma sürecindeyiz. Daha düzenli bir hayat için...
Yakında yine ben burada..
Bu arada;Tarafımdan test edilip onaylanmıştır:
Anne karnında dinletilen müziklere dünaya geldiklerinde tepki veriyor bebekler. Bilim adamları doğru söylemiş. Varsayım değil gerçek yani.
Aylarca dinlediğim ve dinlettiğimi düşündüğüm Baby Einstein serisi ninnilerine tepki veriyor Mercanım. Yani susuyor, dinliyor. Yoğun ağlama krizlerinde onu yatıştırmak için kullandığım bir yöntem oldu dolayısıyla.
Sevgiler...
20 Mart 2007 Salı
Bekliyoruz
Artık bir beklemek kaldı
Gözlerimi kapayıp kokunu duymaya
Ellerinde ısınmaya
Gözlerinde yeniden doğmaya
Gecemi gündüzüme katmana
Ve verebileceğin her türlü acı ile hayatıma anlam katmana
11.03.2007
Gözlerimi kapayıp kokunu duymaya
Ellerinde ısınmaya
Gözlerinde yeniden doğmaya
Gecemi gündüzüme katmana
Ve verebileceğin her türlü acı ile hayatıma anlam katmana
11.03.2007
7 Mart 2007 Çarşamba
Hormonların gücü adına!!!
30. haftanın keyfini sürdüğümüz şu sıralarda küçük sevgilimin minik, minicik çamaşırlarını itinayla ütüledim. Evet ben ütüledim :)
Eldivenden, önlüklerin bağcıklarına kadar her bir parçayı, itina ile ütüledim. Ömrü hayatında beni ütü ile birlikte görmeyen annem tabi ki inanamadı bu duruma, gömleklerini ütülemeye neredeyse para isteyeceğim zavallı eşim ise kıskançlıkla izledi.
Bunu salgıladığım hormonlara bağlıyorum, kendimi Alien gibi hissetsemde bazen onları bende seviyorum. Beni daha çok işe yarar kılıyorlar :))
Geçtiğimiz hafta da Mercan efendinin odasını boyadık, bol bol vakit öldürdük ve fotoğraf çektik. Hatta ileride "bak senin için ne kadar uğraştık" diyebilmek için midir bilinmez hemen hemen her ayrıntının fotoğrafını çekmişiz. Şarkı türkü ve "Mercaaan papucu yarııım"larla geçen hazırlık aşamasından sonra nihayet mobilyalarımız geldi, artık sakin sakin yerleştiriyorum.
Çünkü yerleştirme hususunda aceleci davranırsam oğluşumun da aceleci davranabileceğini düşünüyorum. Yada belki sayılı haftaların tadını tadını doyasıya çıkarmak içindir..
Bilinmez.
Bildiğim tek şey Mercan'ın çok şanslı bir çocuk olacağı.
Eldivenden, önlüklerin bağcıklarına kadar her bir parçayı, itina ile ütüledim. Ömrü hayatında beni ütü ile birlikte görmeyen annem tabi ki inanamadı bu duruma, gömleklerini ütülemeye neredeyse para isteyeceğim zavallı eşim ise kıskançlıkla izledi.
Bunu salgıladığım hormonlara bağlıyorum, kendimi Alien gibi hissetsemde bazen onları bende seviyorum. Beni daha çok işe yarar kılıyorlar :))
Geçtiğimiz hafta da Mercan efendinin odasını boyadık, bol bol vakit öldürdük ve fotoğraf çektik. Hatta ileride "bak senin için ne kadar uğraştık" diyebilmek için midir bilinmez hemen hemen her ayrıntının fotoğrafını çekmişiz. Şarkı türkü ve "Mercaaan papucu yarııım"larla geçen hazırlık aşamasından sonra nihayet mobilyalarımız geldi, artık sakin sakin yerleştiriyorum.
Çünkü yerleştirme hususunda aceleci davranırsam oğluşumun da aceleci davranabileceğini düşünüyorum. Yada belki sayılı haftaların tadını tadını doyasıya çıkarmak içindir..
Bilinmez.
Bildiğim tek şey Mercan'ın çok şanslı bir çocuk olacağı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
