güzel gün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güzel gün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ocak 2012 Salı

Ebru Yapımı

Ben 'ebru' ile 7 yaşında tanıştım. İlkokul öğretmenimin girişimciliği, öğrencilerine kitaplarda yazanların dışında şeyler öğretme gerekliliği hissetmesiyle bütünleşmişti. Türk Sanat Müziği ile tanışmam, evren hakkında  ve başka bir çok konuda düşüncelere kapılmam onun sayesindeydi.

3 Mayıs 2011 Salı

Ben iktidara gelirsem, herkese bir skutır verecem


Güneş kendini gösterip kaçtı ama, herkesin güneşi kendine..
Bende kendi güneşimi aldım çıktım dışarı

Bıraktığım yerden...

23 Nisan'ı not etmek istiyorum buraya. Kötü organizasyon ve talihsizlikler silsilesi bir yana (kişisel gelişimimi tamamlıyorum, kızmıyorum artık bunlara, zaten bana göre 4 yaşındaki çocuklara 23 Nisan'ı kutlatmak da saçma. Bir kaç gün içinde dans öğretmeler, şiir ezberletmeler falan.. çocuğumu bunlara muhatap ettiğim için üzülmeme rağmen ses çıkartamıyorum çünkü her ses edişimde bana zubi gözüyle bakıyolar olan da çocuğa oluyor... 'onun çocuğu'... sanki.. neyse... veya çocuğa laf geçiriyolar hissediyorum 'senin annen istemedi yavrum' diye.. kuruntu mu? olabilir, ay çarpmış bi oğlak dişisi olarak minimalize ettiğim kuruntularımı seviyorum) oğlumun kendine ait sosyal çevresi günün en güzel gösterisiydi.

23 Kasım 2010 Salı

moderen

Dün akşam inanılmaz güzel bir akşamdı.

Herşey yine bendenizin küçük yalanıyla başladı;
- televizyon arızalı hayatım (silinmiş bir kanalın karanlık arıza mesajlı ekranını göstererek) üzgünüm, olsun müzik dinler sohbet ederiz (ben10 izleyecek ardından da 'hayvanat bahçesi' diye tabir ettiği belgesellere dalacak çünkü) 
dedim..

Ve Mercan oğlum, kesinlikle itiraz etmeden, isyan bayraklarını açmadan kabul etti bunu. Sonra gururunu okşadım "hadi gel oğlumla mum ışığında şöyle güzel bir yemek yiyelim" dedim.

- nee mummu yakçaas?

12 Ekim 2010 Salı

ömür törpüm

Dün kreşin 'yeni öğretim yılı ihtiyaç listesi' ni temin amaçlı 2 torba dolusu kırtasiye alışverişi yaptım. 6 prit 6 uhu gibi çeşitlemelerin olduğu listeden...

Bu alışverişle ilgili birşeyler yazacaktım ama şu an aklıma gelen şey yüzünden; akşam Mercan'ın eve geldiğinde, şapkasını serviste unuttuğu için yıkılan dünyasına aniden güneş gibi doğan boyalar, hamurlar ve el işi kağıtlarını çekiştirmeyeceğim. Onlar oğlumu çok mutlu etti, tamam hepiniz kabulümsünüz.

16 Eylül 2009 Çarşamba

Huzur doluyum....

- Nuyan'ı öptün mü annecim
- hı hııı



Mutluyum, dün nuyan'a küçük bir de hediye aldım. Gönlünü almak için. Kadın duygu patlaması yaşadı. Bu arada o kadının öksüz büyüdüğünü de öğrenmiştim. O yüzden onu üzdüğümüz için içim içimi yiyordu. Biraz olsun hafifledi şimdi. Birde Mercan ona koala gibi asılmış vaziyette geldi dün akşam servisle. O kare de görülmeye değerdi. Aralarının iyi olduğuna sevindim.
***
Yarın ofiste ağır bir müşteriyi ağırlayacağız bu arada. Hem gururluyum hemde ezik. Çünkü bizim ofis onların toplantı odası kadar :)))

Aman ne yapalım canım. Önemli olan boyu değil işlevi zaten :) Yaptığımız sunumla 5 ajanstan son ikiye kalmayı başarmış insanlarız sonuçta. Yarın da kafalarsak iş bizim. Gelsin paralar :)



Ve bu sabah sevgili komşum kumru kuşumun yuvasında yavrularını bırakıp gittiğini gördüm. Çok üzüldüm. Mercan'a, "yavrularına yemek almaya gitmiş annecim" dedim inşallah lohusa bunalımından gezmeye çıkmıştır ve döner. Yoksa kargalar yer o yavrucukları yaa. Yazık çok üzüldüm valla.

6 Haziran 2009 Cumartesi

Kırmızı cumartesi


Bugün kırmızı...
Bazen mekanların ve olayların Mercan'a göre renk değiştirdiğini düşünüyorum. O kırmızıydı bugün, kırmızı başka şeyler gözüme çarptı. Yarın yeşil olur Mercan, sonra laci...

Mercan evin her türlü ölü bölgesini kullanıp değerlendirmeye başladı. Poposunun girdiği her yere gidip yerleşiyo bi güzel. Bu da bugünkü.. 
Hiç aklıma gelmezdi. Çocuk oturdu kitap okudu orada. "Aman oğlum" dedim... "Sen yeter ki oku"

3 Eylül 2007 Pazartesi

Geri Dönüyorum

Dönüşüm muhteşem olsa...

Ohh bugün ne tatlı. Güneş yok. Soluk bir İstanbul'a uyandık. Dün yeni lenslerimi taktığım için görüntü kalitem de 2 misli iyiydi ki sevdim. O ne öyle? Gözüme giren güneşten kaçmalar... Birde yağmur yağdı mı tamamdır. Güzel bir müzik, bir fincan sade kahve, Mercan'la oyunlar, pencereden giren yağmur kokusu.

Güne böyle güzel hissiyatlarla uyanınca zihnimin bir kenarına itiverdiğim diğer güzellikleri de hatırladım. Daha da mutluyum şimdi.

Kısa -ve biraz uzun- bir zaman sonrasında yeniden işime döneceğim. Nasıl ve ne zaman yapacağımı bilemediğim şeyi biricik sefkilim sayesinde kafama soktum. Kabul ettim, geri döneceğim. Tez vakitte!

Ve bu kararın üstüne akla gelmez heyecanlara kapıldım. Sanki öss'ye gireceğim. Yada evleneceğim, yada doğuma gideceğim.. Ne bileyim. Öyle büyük bir şeydi sanki! Ki uzun bir zaman uzak kaldıysan aslında büyük bir adımdır. Hele hele tasarımcı iseniz korkularınızın olması muhtemeldir. "Acaba ben eskidim mi, köreldim mi?" gibi düşünceler kaçınılmazdır. Zaten kaçamadım uzun bir süre sektörle ilgili forum, site ve blogları karıştırıp kurcalayıp durdum. Yapılanları, konuşulanları, eleştirilenleri görmek heyecanımı hem arttırdı hem bastırdı. Arttırdı çünkü çok güzel işler çıkartan insan var! Bastırdı; çünkü malesef son yıllarda Türkiye'de bir çeşit mezarcı işveren ve "ne versen olur abii" diyen tasarımcının yandan yemişinden grup türedi bu da harbi tasarımcıyı zora soktu. Zira herkes ucuza iş yaptırmak, ucuza eleman çalıştırmak ister halde. Bunları desteklercesine de iki program öğrenip ortalıkta "tasarımcıyım" diye gezinen şuursuzlar eklenince seyreyleyin gümbürtüyü.

2005 senesinde 20$'a logo tasarımı yaptığını söyleyen biri yüzünden potansiyel müşteri ile birbirimize girmiştik. Adamcağız ise olaya o kadar basit bakıyordu ki benim bastırmalarım karşısında "yaa ben bi logo istiyorum" deyiverdi.

Daha uzatmayayım.

Geri döneceğim.























Önce biraz çalışmak lazım tabi. Yeni programlar girmiş gündeme.. Yeni uygulamalar ortalıkta dönmekte.

İçimde fışkırmaya hazır bir sürü şey var. Bunları fışkırtacağım bir ajans bulacağım

Ve geri döneceğim. Renklerime :)

7 Mart 2007 Çarşamba

Hormonların gücü adına!!!

30. haftanın keyfini sürdüğümüz şu sıralarda küçük sevgilimin minik, minicik çamaşırlarını itinayla ütüledim. Evet ben ütüledim :)

Eldivenden, önlüklerin bağcıklarına kadar her bir parçayı, itina ile ütüledim. Ömrü hayatında beni ütü ile birlikte görmeyen annem tabi ki inanamadı bu duruma, gömleklerini ütülemeye neredeyse para isteyeceğim zavallı eşim ise kıskançlıkla izledi.

Bunu salgıladığım hormonlara bağlıyorum, kendimi Alien gibi hissetsemde bazen onları bende seviyorum. Beni daha çok işe yarar kılıyorlar :))

Geçtiğimiz hafta da Mercan efendinin odasını boyadık, bol bol vakit öldürdük ve fotoğraf çektik. Hatta ileride "bak senin için ne kadar uğraştık" diyebilmek için midir bilinmez hemen hemen her ayrıntının fotoğrafını çekmişiz. Şarkı türkü ve "Mercaaan papucu yarııım"larla geçen hazırlık aşamasından sonra nihayet mobilyalarımız geldi, artık sakin sakin yerleştiriyorum.




Çünkü yerleştirme hususunda aceleci davranırsam oğluşumun da aceleci davranabileceğini düşünüyorum. Yada belki sayılı haftaların tadını tadını doyasıya çıkarmak içindir..

Bilinmez.

Bildiğim tek şey Mercan'ın çok şanslı bir çocuk olacağı.

5 Şubat 2007 Pazartesi

Takvimdeki çizgiler


Eveeet artık geri sayım başladı. Mesela bugün geri sayımın 2. günü. Yani 98 gün var oğluşumun -sabırlı davranırsa- dünyamı aydınlatmasına.

Artık hissetmekle kalmıyor onu görüyor olmam da geri sayma işini çabuklaşıracak sanırım. Bugün 98 iken yarın bir bakmış olacağım ki 18 gün var...!

Kadıköy'de bir büfeden alınmış -sözde- çift kaşarlı tostu dışından kemirmek ve sonunda gerçek kaşarlı kısmını, yani ortasını yemenin zevkine varırken kağıt ile burun buruna kalmak gibi.

Hamilelik şimdi daha güzel. Okşuyorum yanıt veriyor, düzgün oturmazsam uyarıyor, yüksek seslere hiiiç gelemiyor. İşte tam da şimdi yüzümde güller açıyor.

Ama gel gelelim bu günler kısa. Giysilerini ütüle, odasını yerleştir derken buda geçip gidiverecek.

Hiç bitmemesini istediğim ilk dans gibi. Yada yazın kumların üzerine sere serpe uzanmışken içine akan sıcağın, dalgaların kıyıya vururken çıkardığı sesin, çocukların çığlıklarının bitmemesini dilerken yanıp ıstakoza dönmek gibi.

Doğmasını, yüzünü görmeyi, sesini duyup uykulardan uyanmayı çok istiyorum. Ama Mercan'ım bu haliyle tam bir Derya Mercan'ı. Sadece bana ait, bana muhtaç. Ben de ona.

Ve işte bir anne hastalığı! Kıskançlık!!

Zaman geçtikçe anne oldum. Daha da oluyorum. Huyum suyum değişti. "Ben bu hallere düşecek adam mıydım" dememi gerektirecek kişisel kayıplarım! Ancak emin olduğum bir şey var ise oğlumu başkalarının sevmesi, ona "ah yavrum", "ah canım" demeleri, teyzelerinin, büyük annelerinin veya herhangibir dişinin onu "ah annem" diye sevmesi fikri bana inanılmaz itici geliyor şu sıralar. Annelik mertebesine erişmiş olabilirsin, ama benim oğluma "annecim" diyemezsin! Ona sadece ben annecim diyebilirim.

Ve korkarım ileride oğlumu bir başka dişiyle paylaşmak fikri de pek çekici değil...

Sanırım senelerce inkar ettiğim "kıskançlık" damarlarımda dolaşan asil kanda mevcutmuş!! Dişiyim ve sapına kadar da kıskancım. Ama oğlum büyüdüğünde kız arkadaşlarını benimle tanıştırması için elimden geleni yapacağım. Umarım bol bol flörtü olur ve günün birinde evlendiğinde gelinimi kıskanmama gerek kalmaz :)) malum oğluşum elini sallasa ellisi ve o güne kadar sallamış zaten.. şimdi tutup bi gelini kıskanmak ayıp olur.

Belki beynimin büzüklüğündendir, belki geçer.. Ama günün 24 saati kendin dahil kimseye bir faydan dokunmayacak şekilde, boş boş oturup karnını izlemene sebebiyet verecek kadar hastalık bir şey!

Bu blog işini ne kadar devam ettirebilirim kendim de merak ediyorum. Ayrıca birilerinin okuyup okumaması da çok önemli değil. Oğluma ve oğlumlu hayatıma dair seyir defterimi tutmak isterken yaşadığım üşengeçlikten doğmuştur bu. Ve buradan geçip selam çakanlar bir gün bu yazılanları okuyacak Mercan'ıma yadigar; merak uyandıran kişiler olarak kalacaklar. Oğluşumun bir sürü sanal teyze ve dayıları olacak :))

Yaşasın blog! Yaşasın nutella ve fındık ezmesi!