dandik annelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dandik annelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2012 Cuma

Qenqous*


Son 1 yılımı öfkeyle geçiriyorum. Defalarca yazıp sildiğim bir yazıdır bu. Hep kendi zihnimde aklımın duvarlarına vurduğum, arada bir kaldırıp üstünü başını düzelttiğim, bir köşeye çekip konuşup telkinde bulunduğum ama mütemadiyen patakladığım öfkem, kaybım, eksiğim.

Öyle birşey ki, düzeltilemez ve iyileştirilemez hayati bir hata. Zamana yayılmış bir trajedi veya tedavi edilmemiş bir cilt hastalığı gibi. Kaşınan, kaşıdıkça kanayan, büyüyen ve yayılan!

İçimin rahat ettiği tek şey; konuyla birinci dereceden ilgili olsam dahi olayların böyle gelişmesine etken olmayışım.

13 Mayıs 2012 Pazar

Anneler günü


Yeni bir tüketim gününe hepiniz hoşgeldiniz.

Bildiğiniz gibi antik çoğu tanrı ve tanrıçanın annesi Rhea için, veya Kibele için ilkbahar aylarında, farklı tarihlerde festival tadında kutlanan bir günü kutluyoruz bugün. Ancak sonraları kafalı bazı insanların tek tanrı fikrini geliştirmesi ve özellikle bu kadar çok tanrıyla başa çıkılmasının güçleşmesi, kurban yetiştirilememesi falan derken "tanrıların anası" olgusu da zamanla tüketilmiş oldu.

10 Şubat 2012 Cuma

Arrrghhhh!!!!!


Bugün Mercan'ın okulunda aile katılımlı etkinliğin aktörü ben olacaktım.

Ebru yapacaktım, hani provasını yapmıştık Mercan ile...

Ah nasıl bir fiyasko oldu, başıma neler geldi, nasıl kahroldum!

11 Ocak 2011 Salı

10 gramlık anne de var, 1000 gramlıkta...

Anneannem derdi bu sözü, ona da annesi söylermiş; "anneler gram gramdır kızım, 10 gramlık da anne var, 1000 gramlıkta" diye..

Ne güzel bi sözdür bu gerçekten de.

26 Ekim 2010 Salı

Uyku problemimiz var mı acaba?

Geçtiğimiz haftasonu kreşin veli toplantısı vardı. Tabi yine geleneksel olarak "acaba ne isteyecekler" sorusu akıllardaydı...

Mikinin bulunduğu yaş grubunun öğretmeni dj G, o malum soruyu sorduğu anda birden atmosfer değişti..

- evet sayın veliler, öncelikle sizlerin sormak istedikleri şeyler varsa onlarla başlayalım

kalabalık;
- kaçta uyutuyosunuz bu çocukları, kaç saat uyuyo bu çocuklar, ay bizimki evde hiç uyumuyo...

19 Ekim 2010 Salı

birbirimizi değil, annemizin önümüze koyduklarını yiyelim

Pazartesi günleri, pazartesi sendromunda olan Mercan'ı mutlu etmek için genelde çok faydalı olmayan akşam yemekleri hazırlıyorum hatta yemek yerken çizgi film izliyoruz birlikte okulda neler yaptığından bahsedip gülüyoruz, o akşam onu daraltmamaya özen gösteriyorum. Dün akşam da yine patates kızarması ve çiçek sosisler hazırladım. Sonra bu geldi mutfağa;

- anneeee bugün yemekte ne var?.. dedi

4 Mart 2009 Çarşamba

Ne olduğu belirsiz, karaktersiz post

Sevgili Edanik önceki postuma yorum olarak bir soru bırakmasaydı, blogun varlığını unutmuştum sanırım.
Pardon.
Kimden...?

Hala takip eden varmı acaba, takip edilecek birşeyi kalmayan blogumu.

Kendime ve oğluma pardon. Hani oğluşum kazık kadar olunca okuyacaktı bunları, hani beraber okuyacaktık, hüzünlenecektim ben foldur foş ağlayacaktım oğlum da "amaaan" diyecekti. Ne oldu?

Yalan oldu yalan.

Çok iş çok güç.. Aslında edanik bana "2 yaş sendromumuzu" sormuş ama anne "çalışan anne" sendromundan bahsetmek üzere yol alıyor onu fark ediyorum. 

Ya ben çok yorgunum artık. Kaşımı alacak, saçımı tarayacak vaktim yok. O kadar vaktim yok ki, öyle kör bir rutine girdim ki anlatamam. Tuvalete gidemiyorum bazen gün içinde. Sonra çık (tabi çıkabilirsen) koştur koştur eve git. 

Ve kapıda seni karşılayan büyük soru işareti!

- hı hı oğlunla mı olacaksın, ütü masasıyla mı? hıa-ha ha ha"
- eee şey. şimdi mercan'la biraz oynasam, sonra "hadi oğlum bana yardım et" ayağına çocuğu da olaya dahil edip ütüye başlasam, mercan da ayağımın dibinde... ...hmm ütüyü sevmiyo mercan. benim gibi

- hadi cevap bekliyorum. mercan mı, ütü mü? mutfak mı, silinmeyi bekleyen 1 parmak toz oluşmuş raflar mı, yarının yemeği mi, duş mu, kocan mı, mercan mı, evde hallederim dediğin işin mi, varlığını unuttuğun insanlar mı, mercan mı? yoksaaaa... ne olsa yağmur yağıyo diye önemsemediğin camlar mı. hıaaaa ha ha ha evet hadi söyle mercan mı, ev mi, sen mi, kim 

- tamam şimdi ben 2 dk.da mutfağı biraz toparlıyım, sonra ocağa bişeyler koyar salonu toparlarım, arada mercandan kaçıyomuş gibi oyun yaparım ama aslında ocağa yetişmeye çalışıcam muhtemelen, katlanmış çamaşırları mercana veririm o odasına götürür ama alakasız yerlere koyar, olsun problem değil, doğru yerlerini gösterirken onunla konuşur ilgilenmiş olurum (!), koridorda rastlarsam kocaya selam çakarım, birisi mail bekliyorsa da ona da "adslde arıza var galiba" derim, her zaman işe yarar ne olsa, sonra jimnastik yapalım diye mercanla biraz yere yatarım, hatta sırtımı çiğnetirim çok ağrıyo heryerim, o sırada onun uyku saati gelir, mercana bir biberon süt + yastık, kocaya kumanda, bana da ütü düşer. ama film bitmez.

hayal ürünü olmayan günlük koşturmam. Zaten en erken 8'de varabildiğim evimde, 21:30 da uyuyan oğluma, yaşayan organizma evime, severek aldığım kocama, bakım onarım gerektiren bilimum yerime nasıl ne şekilde zaman ayırabilirim. nasıl oluyor bu doğru kurguyu yapabilen varsa gelsin retouch yaparken onu dinleyip aynı anda da akşam yemeği düşünebilirim. 

bu ne bu? mercan mükemmel bir şekilde büyüyor. güzelliklerini pozlayacak vaktim bile yok. Anlatılmayı bekleyen, buraya yazmamı gerektiren öyle enteresan şeyler yapıyor ki, yazamamama çok üzülüyorum. Güzel yavrum, her annenin güzel yavrusu gibi mükemmel, eşsiz güzellikte. 

Ve ben hayalini kurduğum o 20'li yaşlarında koluna takmak istemeyeceği birine dönüşüyorum sanırım. İnsan bu kadar mı vakitsiz olur, bakıma gitsem hurdaya çekerler kesin!

Tabi nerden girdim nereden çıktım yine :) 

Mercan 2 yaşına yaklaşırken.... Bahane üretmeyi, kandırmayı, kendisini kabul ettirmeyi öğrenmiş ve uygulamakla meşgul. Zaman zaman kendisini kabul ettirmek adına yerlere yatıp ağlamaya başlasada asla ama asla onunla çatışmıyoruz. Yani ne "ağlama oğlum" diye üstüne gidiyoruz ne de görmezden geliyoruz. Bazen çok basit ve yerinde olan o sıradan soruyu sorarak durumu çözebiliyoruz. 

"Ne oldu Mercan, sorun ne"

Öyle şaşkın, öyle afallamış bakıyor ki. "ne biliyim bende bilmiyorum, du ya niye ağlıyorum ben" şeklinde kalıyor öylece.

Yapmak istemediği işlere toslayınca "ağrıyo" diye bacağını gösterip koltuğa uzanmayı, kulağında kulaklık varmışda duymuyormuş, hatta bayağı bi heavy metal dinliyormuş gibi kafa sallamayı da biliyor. Bu 2 yaş sendromu tam olarak ne aslında tanımlayamıyorum pek. Yani bu tür gülüp geçebileceğim inkar etmeler mi yoksa önüne geçilemeyen ağlama krizleri falan mıdır bu 2 yaş krizi. 

2 yaşına yaklaştığımız şu dönemde Mercan'ın sinirimi bozacak düzeyde bir diretmesi yok herhangibir konuda. O yüzden tanımlayamıyorum ve-veya konduramıyorum. Belki ısrarla ama ısrarla oyuncak tencere tavalar yerine mutfaktan getirilen tava ve cezvelerde yemek pişirmek istemesi de 2 yaş sendromu denilebilecek bir üstelemedir. "Oğlum seninkiler burada" dememe rağmen benim çatal kaşığımı istemesi, sokağa, yatağa, banyoya heryere peluş ev ayakkabılarıyla gitmek istemesi şu bizim sendromun bir parçasıdır belki. Eğer öyleyse bile sinirimi bozmadığına göre sorun yok :) çünkü biraz araştırdım 2 yaş sendromuzedeler "bu satırları yazarken elim ayağım titriyor" veya "sanırım 2.5 yaşındaki kızım bizi öldürmek istiyor" gibi şeyler yazmışlar. Bende şu satırları yazarken bu akşam neyi nasıl idare etsem, kime, neye ne şekilde öncelik versem, vasiyet yazmaya başlasam mı diye düşünüyorum. Çok dandik anneyim ben yaaaaaaaa üf :((


16 Ağustos 2008 Cumartesi

Çok sözde anneyim bu aralar....

Nihayet haftasonu geldi! Hoş o bunu hep yapıyor ama ben haftasonlarını hep kaçırıyorum. Birazdan ofisten çıkarak evime yollanacağım. Oğluma sarılıp koklaşacağız, oyun oynayacağız. Ayy nasıl içim sıcacık oluyor düşününce. Nasıl üzülüyorum eve geç gittiğim vakitler.

Burnumun direği sızlıyor. Sanki oğlum kapının eşiğinde üstü başı pis, burnundan sümükler akarak beni bekliyor, ağlıyor, salya sümük birbirine girmiş gibi geliyor. Ama alakası yok. Ama onu ihtimal ettiğimi düşünmem bunları da beraberinde düşünmeme sebebiyet veriyor. Oysa onu ihmal de etmiyorum ki, çalışırken ihmal etmiş bulunuyorum. Ya bilmiyorum...

2 gündür masa başındayken bir takım işlemleri beklerken eski postlarımı okuyorum. Nedense onları okuma gereği duydum, sanki oğluma olan sevgimi hatırlatmak mı istedim kendime, veya "bak eskiden ne kadar düşkündün, nasıl özlemle beklendin onu, nelerini paylaştın burada, şimdi de şu haline bak" diye kendimi yermek için mi?

Hatta uzun zamandır blogun formatını farklılaştırma işini de bu yüzden erteliyorum. Grafik tasarım alanında yazmak, yeni ve temiz işleri paylaşmak, bilgi paylaşımlarında bulunmak istiyorum. Ama sırf oğlumla yeterince vakit geçiremediğim için birde burada mesleki anektodlara yer vererek "aaa bak iyice bıraktı oğlunu, kariyer uğruna çocuğunu 2. plana attı" sözlerini işitmek ihtimalinden kaçıyorum. Yersiz kuruntular mı bunlar? Boşa mı suçluyorum kendimi?

İnsan hem mesleki başarıyı hemde çocuğunu layığınca büyütmeyi nasıl becerir? "Çocukta yaparım kariyerde" bir şarkı sözünden ibaret midir? İnsan hem çocuğuna doyup hem işlerini bitirmeyi nasıl becerir?

Uzun süre işimden uzak kaldığım için ben mi abartıyorum çalışma hayatını? Oğlum benden uzaklaşacak mı gerçekten? Adı anne olan, aynı evde yaşayan ama onun için fazla anlam ifade etmeyen biri mi olacağım onun için? Onu nasıl sevdiğimi, nasıl beklediğimi, nasıl düşündüğümü, nasıl her anımda aklımda kırmızı bir ampül gibi yanıp söndüğünü, baktığım her yerde hep ama HEP ona dair şeyler gördüğümü, onu çok çok çok sevdiğimi bilemeyecek mi?

Ona her kavuştuğumda burnumun direğinin nasıl sızladığını, gözlerimin dolduğunu, vücudumdaki her bir zerreciğin nasıl hopladığını anlayamayacak mı?

Biri bana söylesin...

12 Ağustos 2008 Salı

Nerelerde miyim yine?

Yorgunluk, bıkkınlık, koşuşturma, telaş ve neticesinde büyük özlem ve kayıp hissiyatlarının pençesiydeyim.

3 haftadır ne olduğunu anlamadan enteresan bir kaosun ortasında debelenip duruyorum. İş...
"İş olsunda..." deriz biz bizim İstanbul'da, çünkü işsizlik sorunu vardır, insan işi olduğuna şükür etmeli falan. Hamdolsun. Da; yine biz Türklere has "amaaan hallederiz" halleri yüzünden (ben demem asla) iş döner dolaşır şemsiye misali açılır münasip yerlerimizde. Zira yine böyle oldu. Ama problem bendemidir benim dışımda kalan kesimde mi bilinmez, haricimde kimse kendini kesinlikle kasmıyor ve ben deli danalar gibi sağa sola koşup kafamı yorup duruyorum, niye bunu yapıyorum bilmiyorum. Erken saatlerde oğluma veda edip, muhtemelen o uyuduğunda kapsama alanına giriyorum. İşte işin en yıkıcı yanı bu. 2 haftadır sadece pazar günlerimi ona verebildim. Ama kendimi ona ve evin işlerine vermeye çalıştığım için tabiki tatmin olamadım.

Yani yorgun, bıkkın, sıkkın hasret yüklüyüm.

Kreşten gelen Mercan'ı babası karşılıyor, birlikte yemek yiyip, sahile yürüyüşe çıkıyorlar. Onlara ölesiye özeniyorum. Mükemmel veya mükemmele yakın bir baba-oğul ilişkileri oluşmaya başladı. Bu oluşumda mükemmel olamayan bendenizin rolü yok. Değil yardımcı oyuncu, figüran bile olamadığım fikrindeyim. Üzülüyorum.. Kaçırdığım için. İçim rahat.. Babası ile mutlu oldukları için.

Bu arada Mercan artık net bir şekilde "anne-baba" diyor. Ama ihtiyacı olduğunda yada bir kabahat işlediğinde. Buna da şükür, cismimi hepten unutmadı yani.

Oğlumu görürsem yeni fotoğraflarını çekip ekleyeceğim :( Bu yazın 2. saç traşını oldu oğlum, hatta ensesinde bir küçük de kuyruk bıraktık :)) fırlamacığım.

Seni çok seviyorum