ilişkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilişkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ağustos 2012 Pazar

Mektup

Birkaç hafta önce faturaları posta kutusundan toplarken Mercan pek de fikri olmayan bir konuda soru sordu. Onun hee sorusunu sarar saklarım....
 - Anne biz niye hiç mektup göndermiyoruz
 # Ah oğlum, önce evlerdeki telefonlar sonra ceplerimizde gezdirdiğimiz telefonlar yüzünden... Merak ettikmi arıyoruz, ulaşamazsak mesaj atıyoruz. Bunlar hızlı, mektup yavaş annecim..

 Dedim... Ama içime dert oldu sonra;

26 Aralık 2011 Pazartesi

Sevgilerle

Sesime kulak verdiğinden bu yana söylerim; "seni seviyorum" derim, seni seviyorum, seni seviyorum, seviyorum seni, seviyorum...

Bugüne kadar kimseye söylemediğim ve asla söyleyemeyeceğim kadar 'seni seviyorum'u 4,5 yıl boyunca oğluma söyledim. Sebebi, onu ne kadar sevdiğimi bilmesi değil, veya laf salatası olarak zikretmek değil. İlla ki seviyorum, her anne sevmez mi yavrusunu. Benim söyleme sebebim içten sessizce dışarıdan da fiilen sevildiğini hissettirmenin dışında kulağına küpe etmek aslında.

2 Aralık 2011 Cuma

Sözünün eri olmak...

Mercan'a bu sözünde durma olayını fazla mı işledim diye düşünürüm bazen.

Bugüne kadar ona verdiğim sözleri (sanırım hepsini) hep tuttum. Ne yaptım ne ettim, ama tuttum. Söz vermenin anlamını, verilen söz doğrultusunda karşımızdakinin bize duymak isteyeceği güveni ve güveni sarsmanın sonraki ilişkilerimize olumsuz etkilerini hep yaşatarak anlatmaya çalıştım.

17 Mart 2011 Perşembe

Tahammül V.0.3

Bazı fena huylarım var. Fena olmalarına karşın seviyorum aslında içten içe... Hatta bu huylarımı update ettiğimi bile söyleyebilirim. Mikrobik bir oğlak burcu özelliği olsa gerek. Biraz insan seçiyorum. Başlangıçta değil, ilerleyen zamanda kötü olarak nitelendirebileceğim özellikleri yüzünden üstünü çiziyorum.
Ve bunu bazen fazla kişiselleştiriyorum. Yani o kişinin tamamen kendi karizmasını ilgilendiren bir konuda kendim mesuliyet alabiliyorum.

6 Ekim 2010 Çarşamba

Din kültürü ve ahlak bilgisi...

Geçtiğimiz hafta Mercan'la aramızda geçen bir diyalog;

- ee neler yaptınız bugün aşkito
- yemek yedik, oyun oynadık, paymak boyası yaptık bide dua ettik
- ne duası
- dua ettik işteeee
- nasıl yani, ne dediniz peki

ellerini açıp fısı fısı birşeyler söyleyip 'amin' dedi.

Şimdi...

7 Eylül 2010 Salı

Gregorgia, Daniella, Fernando ve diğerleri....

Daniella, Fernando Jose Altamiano Del Kastro ile evlidir, çok kez istemesine rağmen çalışmasına izin vermemiştir Fernando. Biraz alkoliktir. Evde şiddet uygulamaz ancak iyi bir içicidir. Gel zaman git zaman Daniella ile Fernando'nun Antonio adında bir oğulları olur. Kendi hallerinde yaşar giderler. Ancak Fernando yapacağını yapar, gül gibi Daniella'yı aldatır. Aldatmakla kalmaz, kış kıyamet 4 yaşında bir çocukla bırakıp gider.

Daniella anadır. Gururludur. Zaten açıkçası bu utanç ile kimsenin kapısını da çalmak istememektedir. İş arar bir süre. Bu sırada kalıbı bozuk Fernando ise dava açar Daniella'ya ve boşanırlar..

7 Mayıs 2008 Çarşamba

Metan 1 yaşında :))


Mercan fotoğraflarda kendini görünce, gösterip; "Meetan" diyor artık :))

Ve işte 1 yıl geçti. 1 yıl önce bugün acı içinde sereserpe yatarken (sezeryan!) mışıl mışıl uyuyan oğlumu izliyordum. Ellerini ağız-burun bölgesine götürdüğünde hemen odadakileri ayaklandırıyordum "nefes alamaz, düzeltin" diye.

Hey gidi hey! Oğlum bugün derdini isteğini anlatan, karnı acıktığında yiyeceklerini nerede olduğunu bilerek giden ve isteyen, kiminle nasıl oyunlar oynandığını bilen, bizleri oyunlara sürükleyen, küsen, darılan, kuduran, tıpış tıpış yürüyen bir adam.

İyi ki varsın oğlum! Dilerim hayatın boyunca seni en az bizim kadar seven insanlarla, mutlu, umutlu, sağlıklı, bol kazançlı ve başarı dolu bir ömür geçirirsin. Her yaşgünün böyle coşku ve heyecanla kutlanır. Sevenlerinle.. Dilerim iyi dostların olur hayatta. İyi okullarda okur, başarılı olacağın bir meslek seçer ve bizleri gururdan gebertirsin.

Dilerim en az anneciğin kadar seni düşünen bir hayat arkadaşın olur. Sevgili, şefkatli, merhametli...

Sen doğmadan ben seni kimseyle paylaşamayacağımı düşünürdüm. Hala düşünüyorumda... 1 yaşına girdin bugün, yarın 10, sonra 20... Kim tutar seni?

İyi ki doğdun aşkım.

29 Nisan 2008 Salı

Unuttuğum şeyler...


Blogum 1 yaşını dolduralı zaman oldu, oğlum 1 yaşını dolduracak sayılı gün kaldı.
Bugün yine dün olduğu gibi hatırladım ki benim pöşkürebileceğim bir blogum vardı. Oğlumu anlattığım, dert yandığım.. bla

Oğlum; Mercan'ım 26 nisan cumartesi günü uzun zamandır beklenen dişlerinden birini nihayet patlattı. Aylardır hazır ve nazır orada sinsi sinsi bekliyorlardı. Biliyordum. Tuttuğunu yakalıyor, yakaladığını koparıyordu oğlum. Ve sonunda bir toplu iğne ucu gibi sivricik, beyazcık.. Miniğimin minik dişi çıktı işte.
Bugün de 2. dişi patladı. Oğlum durdu durdu peşi sıra patlatıyor sanırım artık.

Öyle sevindim, hüzünlendim (daha dün içimdeydi bu ne ara çıktı da diş çıkartıyo hüzünlenmesi bu) ve ağladım.
Ama blogumu açıp yazmayı unuttum. Bunu paylaşabileceğim bir yer olduğunu unuttum daha doğrusu.

Ayrıca unutulanlar söz konusu olunca, Mercan'lı hayatımızda unuttuklarım gün geçtikçe artıyor. Uyanınca 5 dk. olsun yatakta dönüp yuvarlanmayı gerinmeyi unuttum gibi birşey. Sakin sakin yemek yemeyi de unuttum. Hatta öyle unutmuşum ki masaya oturunca hup hup hup diye süpürüyorum önümdekileri.
Dizi veya filmlerin başından sonuna izlendiğinde anlam teşkil ettiğini unuttum. Sakin sakin alışveriş yapmayı, dolaşmayı...

Sakin sakin oturmayı
Kocimle sakin sakin vakit geçirmeyi
Sakin sakin yemek yapmayı, ihtiyaçlarımı gidermeyi, temizliği, ev işini..

Hızlı yaşıyoruz vesselam.
Ya acaba ben mi büyütüyorum? Siz blogger anneler... -hey sen dostum- Doğru mu?

Tabi benim hızlı yaşayış tarzıma, yakınlarda Mercan'a bakabilecek aile efradından birinin olmaması da zaman zaman tuz biber oluyor. 7/24 bir bebekle diyalog halinde olmak, ondan ayrılamamak, kopamamak devamında zaten kesinlikle bana acayip ihtiyacı olduğu ve benden başka hiç kimse ile 5 sn. yaşayamayacağı sonucunu doğuruyor benim için.
Bu kötü bir şey olsa gerek.
Ben demiştim vakti zamanında.. Annelik hastalıklı birşey!

Al işte. Atsan atılmaz satsan satılmaz. Tabi atan satan yok da en basitinden bir odadan bir odaya ayrı gidelim be oğlum!

Oğlum bazen beni boğuyor. Hatta mecazi anlamda boğmakla kalmayıp, bacağıma sarılıyor aşağı eğilmemi emrediyor ve saçımı başımı yoluyor.
Nedir bu?
Anne ile tırnak törpülenir mi, diş bilenir mi?

Hatırladım :)
Küçüktük.. Annem "ayy ömür törpüsüsünüz valla!" derdi.
Ne doğru söylermiş annecim.

Bende unutuyorum değerlerimi böyle zırt pırt konuşuyorum işte.
Törpüymüş..

Varsın kör makasla dalsın.. O benim oğlum
İşte hemen hemen her akşam bunu da unutuyorum. Sonra sabah oluyor hatırlıyorum.
Oğlum diyorum gözlerini kırpıyor bana (video göndereceğim bu konuda.. yakalarsam tabi)
Seviyorum...

5 Kasım 2007 Pazartesi

Uzun sessizlik

Vefalı bir insan evladı olaraktan sizi daha fazla merakta bırakmaya gönlüm elvermedi.

Taşındık, yerleştik iyiyiz. Ancak TT'deki grev nedeniyle henüz internetimiz -bırak interneti telefonumuz bile- yok. ?!+^$#£

Derya bugünlere kadar iyi geldi keyfi yerinde, aklı da tabi merak etmeyin. Mercan efendi kocaman
adam oldu artık meyve / sebze püresi yiyiyor. Ancak tatlı olanı deli gibi yerken, diğerlerini yedirene kadar akla karayı seçtiriyor. Baba olarak ben çabuk pes etsem de Derya sabırla kertik kertik yediriyor. - gıptayla bakıyorum - Diş çıkartmadı, emeklemiyor da paşam.
İşine geldi mi dönüyor sadece işine gelmedi mi milim kıpırdamıyor :) Ellerini çok iyi kullanıyor,
yeri geldiğine burnumuzu veya yüzümüzü yakaladı mı kanatmadan kurtulamıyoruz. :) Ha bir de babasının yegane öğrettiği, merhaba deyince önce elini veriyor sonra da zııt erenköy -onu diyemese de- der misali hızla geri çekiyor :)

Şimdilik yanımda yeni resimlerden yok ama yarın söz resim de eklerim. Siz şimdilik yandaki bu linkte resimlerine bakın çoğu kişi
görmemiş farkındayım ayıp oluyor ama..

Herkese sevgi ve selamlar.

16 Ağustos 2007 Perşembe

Mesajınız var!

Yazmak konuşmaya üşendiğimizde veya anlaşılabilme ihtimalimiz zayıf olduğunda tercih ettiğimiz birşey galiba. Anlamayacağını düşündüğünüz kişi defalarca okuyor ve sonunda "bingo! anladım" diyor.. Sizde "oh anladı" diyosunuz falan...

Bir dolma kalem veya bir klavye. Ne fark eder ki? Eskileri okuyunca.. Yazılanları, hissedilenleri, bulunan özenli kelimeleri, yanlış anlaşılmamak adına yapılan dolambaçlı anlatımları.

Eski birşeyleri okudum bugün. Ne yalan söyleyeyim hüzünlendim. Hemde bir hayli! Yeniden yazmak istedim, karşılığında da okumak. Ama korktum cevap gelmez diye, yada heyecanlanır da dökemem içimi diye.

Ya da....

Dökerim de döküldükleri ile kalırlar, toplayanı olmaz diye.

Keşke kalbim usb ile çalışsa, versem eline bilgisayarına takıp açsa baksa

Keşke takıleybıl söküleybıl olsa yada... Bir zarfa koyup gönderiversem.

Bir şiir buldum.

Eskilerdendi. Üzdü beni.
Nedenini bilmiyorum. Ama sanırım duruma uygun olsun diye aranıp bulunmuş ve gönderilmiş olmasındandır. Yoksa şairi ile aramızda yaş farkı fazlaca :))

Gülüyorum ağlanacak halime :)

Sağlıcakla...


Desem ki...
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen,
Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.

CAHİT SITKI TARANCI


10 Ağustos 2007 Cuma

Kaşık

Çok sevdiklerimiz gün aşırı bile olsa uzakta kalınca , bir kara delikten geçip sonsuzlukla buluşacağınız kadim hiçliğinde bir tabure bulup oturduğunuzda, evinizin onlarsız boş ve anlamsız koltuğuna işte o zamanlar farkına
varıyorsunuz kokonun da bir çok şeyi siz hatırlatabilmeye müktedir olduğunu.

Üstelik ömrünüzün her nefes aldığınız saniyesinde, tükettiğiniz her dakikasında, umutla veya
sevinçle veya hiçbiriyle uyandığınız her sabahında, koku alma yetinizin ne kadar yetersiz olduğunu
bile bile o ayrı zaman boşluklarında aradığınız kokuyu bir koltukta otururken veya bir çekmeceyi açarken, bir odaya girerken koku alma duyunuzun en derinliklerindeki hücrelerinden başlayıp tüm benliğinizi saran işte o kokuyu duyarsınız. ve işte o yokluğu tüm bedeniznide hissetmenize sebep olan da budur.


Bir kara delikten geçtim de geldim
Uçsuz bucaksız bir boşluk aman yarabbi
Bakın bir tabure,
oturdum
gözlerim kapalı
tanıdık birşeyler var havada
Evet evet tadık birşey bir koku
Geldiler mi yoksa
Oğlumun kokusunu da alıyorum

Gözlerimi açıyorum
evdeyim yalnız, sessiz
peki anladım siz gelmiyorsunuz
o halde bekleyin geliyorum