gündelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gündelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ocak 2014 Perşembe

Bir şey olsun.. sevilesi

Yaklaşık 1 yıldır kedi arıyoruz ailecek. Eve bir kedi... Ama petshoptan ordan buradan değil, sokaktan.. Hani annesinden alınmış da terkedilmiş, bakıma ilgiye sevgiye muhtaç bir kedicik. Lakin yok! Bulamadık o kediyi. 

Aradan zaman geçti. Kedi olan evi pis ve tiksindirici bulan iğrenç insanların "kedi alırsanız hayatta gelmem"lerine inat aramaya devam ettik. Zaten çokta umrumuzdaydı açıkçası! Fakat tüm ısrarlarımıza rağmen bulamadık. 

Bulamadık, bulamadık ama birşey farkettik. Aradığımız şey, kolay yoldan "kedi" diye sıfatlandırdığımız aslında teorik olarak aileye katılacak yeni bir sevgi öğesiydi. 

Yani sevilecek 'bir şey daha' idi.

31 Ekim 2013 Perşembe

Selam verip kaçmak

deryamercani.blogspot.com adresinin başkası tarafından alındığını görünce hüzünlendim. Salak kafam, madem blogu taşıdın adresi boşta bırakmasana!

Zaten deryamercanı'nın içeriğini taşıma işi sürekli oğlana dair yazamamaktan veya "velevki yarın öbür gün başka bir çocuğum olsa ona da ayrı blog mu açacağım yahu?" düşüncesinden çıkmıştı.

Kararsızım işte hala kararsız, o blog kalsaydı kendi saçmalamalarıma başka blogmu açaydım diye düşünür dururum. Sonra artık oturup yazamadığımı, nereye veya neden yazdığımı sorgular haldeki gidiş gelişlerimi hatırlar geçer giderdim.

4 Nisan 2013 Perşembe

Mission: Impossible

Bira bardağını suluboya yaparken kullanmak mı hata
Yoksa uzun zamandır bira içmediğini bile bile o bardaktan medet ummakmı?

* * *

Basit bir şekilde işim bittiğinde bardağı boşaltarak oluşabilecek dalgınlığa bağlı kazaları önleyebilirdim.

Neyse ölen veya yaralanan yok.

* * *

Gelir bahar ayları gevşer gönül yayları derler de, baharın bozduğu ender insanlardan biriyim sanırım. 3 gündür bitmek tükenmek bilmeyen başağrısı, sabah yataktan kalkamayan beden, tembelleşmiş, üşengeç kişilik...!

20 Mart 2013 Çarşamba

Kuşlarım özgürlüğüm olsa...?


Günler deli gibi geçiyor. Ofis yaşantısını bırakalı beri biraz hengamenin altında biraz boşlukta hissettim kendimi. Hengamenin adı "ev"di. Okula çocuk teslimi, ev (yaşayan organizma)in gündelik işleri, az-çok kendi masa başı işlerim, okuldan çocuk teslimi, okulda doymamış çocuğu doyurma (eğitsel anlamda) girişimleri, etkinlik, deney vs. araştırmaları (arada okuma yazmayı öğrettim bu arada Mercan'a), yemek hazırla, ay orası tozlanmış vah burası lekelenmiş tripleri, her akşam minimum 3 hikaye okuma faslı ve nihayet 21:00 itibariyle sadece ben. 

E ne yapayım ben?

10 Temmuz 2012 Salı

Kuş Kadınlar

Bunu çizerken çok sabit birşey düşünmemiştim açıkçası, zaten bazen düşünmeden yapılan şeylere yüklenen anlamlar cazip olmazmı? Sallamış olabilirim

Sonra aklıma aşağıda alıntıladığım yazı geldi; ve işte düşünmeden yapılan birşeye, bir anlam gelip yüklenivermiş oldu..

6 Temmuz 2012 Cuma

"Hayır" deyip duran annenin içindeki fırtınalar


Araba (akülü) istiyor, "hayır" diyorum; boyun uzadı zaten sığmayacaksın yakında onların içine. 

Silah istiyor (okuldaki mikrop çocuklar!), "hayır" diyorum; "sana defalarca anlattım oğlum, silahtan oyuncak olmaz. silah öldürmeye yarar. böyle kötü birşeyden oyuncak olur mu?"

Kaykay istiyor, "hayır" diyorum; henüz küçüksün.

Cüzdan istiyor, "hayır" diyorum; kumbaran var, cüzdanı ne yapacaksın? büyüyünce…

22 Haziran 2012 Cuma

Tencere? Dibin kara..!

Birkaç hafta evvel, evdeki teflon tencere tavaları emekli etme kararı aldım. Zaten çizilmişlerdi, emeklilikleri çoktan gelmişti. Sonra herşeyi google'a soranlardan biri olarak tabi ki yeni alacağım tencerelerin nasıl olması gerektiğini de sordum. Seramiği var, şusu var busu var... Teferruata girmeyeceğim.

26 Nisan 2012 Perşembe

Mart, Nisan, Mayıs


Rüyamda 3 çocuğum olduğunu gördüm. Kısa süreyle oldular nasıl olduysa. İsimileri Mart, Nisan ve Mayıs'tı. Nisan bir kızdı. Mart'ın ismini ise çocuk 2 yaşlarına geldiğinde sorgulamaya başladık. "Mart diye isim olurmuydu?". İnternet de yoktu rüyamda, kütüphane gibi bir yerlere gidip koca koca ciltleri araştırdık durduk.

Sonra uyandım

Tek ve ismi makul çocuğumun öpücüğüyle.

28 Mart 2012 Çarşamba

update

Bugün GSM operatörümü değiştirdim, numaramı taşıdım yani. Nedense çok heyecanlandım, ayrıca kolay olduğu için sevindim, "oh bu da aradan çıktı, iyi oldu" falan dedim. Sanırım uzun zamandır küçük heyecanlara muhtaç bir şekilde yaşıyorum ki bu numara taşıma işi bile midemde kelebeklerin uçuşmasına sebep oldu.

10 Şubat 2012 Cuma

Arrrghhhh!!!!!


Bugün Mercan'ın okulunda aile katılımlı etkinliğin aktörü ben olacaktım.

Ebru yapacaktım, hani provasını yapmıştık Mercan ile...

Ah nasıl bir fiyasko oldu, başıma neler geldi, nasıl kahroldum!

3 Şubat 2012 Cuma

Karı gördük!

Karsız büyüyen bir çocuk olacağından korkarken, karlar üzerinde çekilmiş bir tek kare fotoğrafı olamayacağını düşünürken, 'oh' dedim, "karlara yat"!

13 Aralık 2011 Salı

Yavşaklık Senfonisi





Anlamaya çalışmak zordur bazen. İnsan, genel olarak herhangi bir konuda düşünmeyi, merak etmeyi, ona öğretileni ve dikte edileni yaşamayı seçmenin kolaylığından olsa gerek lüzumsuz görür.

Öyle ya, durup bir an düşününceye kadar tüm bireyler ailelerinden  ve çevrelerinden edindikleri gündelik bilgilerle hayatlarını sürdürebilirler. 'Acaba', 'nasıl' gibi soruları sorulmadığı vakit; edinilmiş bilgilerin temellerine inilmezse ve en önemlisi 'seçebilme' özgürlüğü kullanılmazsa kişiler büyük ihtimalle anne-baba hükümdarlığından çıktıklarında da öğrenmiş oldukları kurallarla yaşarlar.

8 Aralık 2011 Perşembe

yeni bir başlangıç, yeni umutlar, yeni evlilik hayalleri, yeni heyecanlar....

Oğlum yeni bir aşk yaşıyor :))

Bazı sabahlar evden çıkarken, karpuz aromalı sakız alır Mercan... Bu sabah 1 tane daha aldı, "bunu da Ayça'ya veriyim bari" dedi :)

- Tamam oğlum ama diğer arkadaşların görmesin, onlar da isterler sadece 1 sakızın var
+ Yok yok, Ayça'nın çantasına atarım ben bunu, kimse görmez
- E bari söyle çantasına sakız koyduğunu nereden bilecek kız?
+ Kulağına söylerim ben anne üfff, sen düşünme!


2 Aralık 2011 Cuma

Sözünün eri olmak...

Mercan'a bu sözünde durma olayını fazla mı işledim diye düşünürüm bazen.

Bugüne kadar ona verdiğim sözleri (sanırım hepsini) hep tuttum. Ne yaptım ne ettim, ama tuttum. Söz vermenin anlamını, verilen söz doğrultusunda karşımızdakinin bize duymak isteyeceği güveni ve güveni sarsmanın sonraki ilişkilerimize olumsuz etkilerini hep yaşatarak anlatmaya çalıştım.

3 Aralık 2009 Perşembe

****************
biy assan miyv dedi minik kedi korktu keyebek yeye düştüüü ayı ona ey verdi assan korktu yazık keyebeee anne ayı ona ey verdi atatüyk öyemezsin
*********




:)))

1 akşam önceki potporin buydu oğlum.

bir kaç saat öncesine kadar tüm şarkıları üsturuplu bir şekilde icra ederken, babana konser vermeni istediğimde tuttun hepsini birbirine soktun, sonunda da daha önce hiç ağzından duymadığım birşeyi söyledin..

'atatüyk öyemezsin'

sonrada katıla katıla güldün.

bence yaşına göre güzel yapıyorsun bu işi. yani şarkı-şiir ezberleme işini. çok hoşuma gidiyor senin gelip mutfakta bülbül gibi şakıman...

mikicim, büyüdün valla oğlum ya.

yani öyle bir şey ki, hani ayakkabını çıkartırken yerde gördüğün karıncayı ezip, sonra da "anneeeee bak gebeydi" diyosun ya.. aslında birisi için "geberdi" falan demen hoş olmasada söyleyiş tarzın, bıçkınlığın, delikanlı oluşun başımı döndürüyor.

veya hani sana "seni çok seviyorum" dediğimde, "hayıy ben daaa çok seviyoyum" diye lafı uzatman ve işi bir tür atışmaya çevirmen.

bu arada başım dönüyor demişken.. harbi başım çok dönüyor bu aralar, popomu kaldırıp doktora gitmem lazım ama malum geçirdiğim kötü tecrübeler yüzünden hastaneye gitmeye korkuyor, doktorlara şikayetlerimi anlatmaya tırsıyorum.

doğruya doğru.

doktora gitmedim ama sigarayı bıraktım.

dün.

senin için, benim için, baban için.

artık hayatımdan kesinlikle çıktı. hoş sen sigarayla aramızdaki ilişkiye zaten tanık olmadın çok şükür, hiç göstermedim sana kendimi elimde sigarayla, baban da göstermedi. ama vardı işte.. itiraf ediyorum. çok pis sigara içiyorduk miki. ama artık içmiyoruz. bak buraya da yazdım, hayatta sürmem ağzıma. su içiyim, çay içiyim meyve yiyim dimi annecim.

sen 20 yaşına geldiğinde sesimin travestiler gibi çıkmasını ve seninle gezip tozamamayı, hastalıklı 'yaşlanan' anne olarak evde oturmayı istemiyorum.

kesinlikle

seni seviyom beybi

bu çiçekler de bana olsun hadi :)))


6 Haziran 2009 Cumartesi

Kırmızı cumartesi


Bugün kırmızı...
Bazen mekanların ve olayların Mercan'a göre renk değiştirdiğini düşünüyorum. O kırmızıydı bugün, kırmızı başka şeyler gözüme çarptı. Yarın yeşil olur Mercan, sonra laci...

Mercan evin her türlü ölü bölgesini kullanıp değerlendirmeye başladı. Poposunun girdiği her yere gidip yerleşiyo bi güzel. Bu da bugünkü.. 
Hiç aklıma gelmezdi. Çocuk oturdu kitap okudu orada. "Aman oğlum" dedim... "Sen yeter ki oku"

22 Nisan 2008 Salı

...Uyurken...

Oh...

Kendime ait nadir alanlarımdan birine kavuştum nihayet! Ve bir yabancılık... Uzak kalmanın verdiği dışlanmışlık hissi :( böhüü

Mercanım Denizim hızla büyüdü tabii bu süre zarfında. Büyüdü ama ne büyümek. Hiç emeklemedi, oturduğu yerden tutunarak kalmayı (ellerimiz hariç) istemedi, uğraşmadı, dişlerini patlamadı gitti, tv kumandası incik-boncuk türevi objelerin bulunduğu alanlar haricinde sıralamaya yeltenmedi.

Rahat benim oğlum.
Geniş
Cool :))

İşi düşünce anne diyor ama. Hatta "annieeeeee" diyor. Gel, ver, ı-ıhhhgh (gösterme eylemi ses dosyası), baba, memmem (emzik), mamamamam (açlık) diyor. Ve evrendeki herkeş için DEDE diyoruz. Herkes dede, herşey dede bizim hayatımızda.
Çekmece, dolap karıştırmada (gerçek anlamda karıştırıyor, çünkü içeriklerinin yerlerini değiştiriyor) bir numarayız. Emzik, bisküvi, günün gözde oyuncağı da o dolaplardan birine bırakılıveriyor. Kaybolunca bütün evi değil, çekmece ve dolapları araştırıyoruz.

Oğlum çok yakışıklı oldu ayıptır söylemesi. Çok da akıllı. Bebekler 2 yaşından sonra cinsiyet kavramı edinirlermiş. Blah! Oğlum kız tavlama peşinde. Dışarıya çıktığımız zaman, veya eş-dost ortamları, ev gezmeleri... 10-28 yaş arası; fiziği düzgün, kendine güvenen, güler yüzlü, sohbet etmeyi seven kızlara; gülücük, dil çıkarma, bisküvisini uzatma gibi yollarla yanaşıyor, kendini kucağa aldırıp, öptürüyor, koklatıyor, kucaklatıyor.. 18 aylık olmadan bizim yüzümüzü kızartmayı başarabilen bu insan yavrusu 18 yaşına geldiğinde neler yapar?!

Bendeniz de ev kuşu... Halen iş bulabilmiş değilim. Bu konuyla ilgili içimde fokurdayan bir tencere süt var, önümüzdeki günlerde postlarıma pöşkürtürüm. Emin olduğum veya ciddi ciddi düşünmeye başladığım şey; oğlum Türkiye'de yaşayacaksa birden fazla meslek edinmeli. Zira açıkta kalabilme ihtimali %50'nin üzerinde.

Ön muhasebeden anlayan bir grafik tasarımcı olur mu ya hiç? tövbe ya, gidip portfolyomla dövecem bu mezarcıları.


20 Haziran 2007 Çarşamba

Nefes aldım da geldim!

Dakikalar önce Mercan Deniz uykuya daldı, gıdısından derin bir oh çektim "oh dünya varmış" dedim de geldim.

Oysa sabah saat 04:30 sularında zıvanadan çıkmış vaziyetteydik.

Doğsun diye gün saydığım, gelişinin bana neler getireceğini hiçbir zaman tam olarak bilemeyeceğimi düşündüğüm ancak gelişiyle hayatıma fazlaca anlam katan oğlum 1,5 aylık oldu. Ve ilk kez dün gece "doğmadan önce daha iyiydi yaa" diye düşündüm.

Ağzı ve dili olan, ancak derdini anlatamayan yardıma muhtaç olmak ne zormuş!

Neden ağladığına mı yanmalı, anne olarak nedenini anlayamamaya mı yoksa bir şekilde onu yatıştıramamaya mı?

Çaresizliğe mi?

Zor geçen bir gecenin ve sebepsiz ağlamaların suçlusunu havanın sıcaklığına bağladım en sonunda. Bizleri rahatsız eden hava koşulunda minik adamlarında huysuzlaşması normal sanırım.

Geçen 1,5 ayda anne-baba olmanın getirdiği dayanılmaz sorumluluklarla bir bir tanıştık tokalaştık.


Gaz neden nasıl oluşur, nasıl üstesinden gelinir öğrendik.

Taze babacım gaz çıkarma teknikleri üzerine kitap yazacak kıvama geldi. Hatta gaz çıkarma işiyle öyle özdeşleşti ki Mercan onun kucağına gider gitmez gazını çıkartabiliyor.

Uykunun hayatımızdaki önemini kavradık.

Birbirimize yardım etmeyi daha gönülden istedik ve çok faydasını gördük.

Sapına kadar anne-baba olduk işte.

O hıçkırmaya başladığında dehşet içinde açılmış gözlerini görüp tüylerimizi dikecek kadar!


Mercan çok serseri, keyif düşkünü, inatçı ve gayet akıllı.

Anne-babasının sesini ayırt ederek kime ne şekilde naz yapacağını kesinlikle çok iyi biliyor. Zira benim sesimi duyunca birden karnı acıkıyor, babasının sesini duyunca ağlayası geliyor.. Ki kucağa alınıp sohbet edilsin kendileriyle...

İnanılmaz yorucu bir şeymiş. İlk günlerde "aa bu mudur yani hiç zor değil" diye düşünüyordum ki hiç de öyle değilmiş. Dünya'da geçirdikleri hergünde beklentileri artıyor. Beklentilere alışma sürecimizde bazen iplenmediğini düşünerek yaygarayı basıyor.

Ancak o mutlu olduğunda benim hissettiğim şey mutlu olmak kadar tekil ve sade değil. Daha bi kaşarlı, sucuklu, ketçaplı.. falan :)


1,5 ay az değil evet, ancak benim için hala dündür bu 1,5 ayın başı... Yani dün doğmuştur Mercan. O yüzden hala alışma sürecindeyiz. Daha düzenli bir hayat için...







Yakında yine ben burada..


Bu arada;Tarafımdan test edilip onaylanmıştır:

Anne karnında dinletilen müziklere dünaya geldiklerinde tepki veriyor bebekler. Bilim adamları doğru söylemiş. Varsayım değil gerçek yani.

Aylarca dinlediğim ve dinlettiğimi düşündüğüm Baby Einstein serisi ninnilerine tepki veriyor Mercanım. Yani susuyor, dinliyor. Yoğun ağlama krizlerinde onu yatıştırmak için kullandığım bir yöntem oldu dolayısıyla.


Sevgiler...