yanlış tanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yanlış tanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Kasım 2011 Salı

Peygamber Ocağı?

"Vicdani ret hükümetimizin gündeminde asla olmamıştır. Askerlik bu millet için en kutsal vazife olarak kabul edilmiştir. Askerimize Mehmetçik derken bunun bir anlamı var. Bu küçük Muhammed anlamında Mehmetçiktir. Biz askerliği peygamber ocağı olarak gördük." Recep Tayyip Erdoğan
Öyleyse neden 30.000 TL'ye satıyorsun?

21 Haziran 2011 Salı

dinlenmeye gidip, strese girmeyin...

Bu tatil işi çok fena ya... Hele koca yıl eşek gibi çalışıp hepi topu 1 hafta yapabiliyorsan! Benim başıma geldi, internetten beğenilip patatese bağlanan tatil.. Onun için geçtiğimiz ay yaptığımız otel fotoğraf çekimine istinaden kendime notlar almıştım. 

Yaz tatilini organize etmemiş olanlar, internetten otel bakıp gidecek olanlar, düzgün tavsiye alamayanlar... beni dinleyin!

17 Mart 2011 Perşembe

Tahammül V.0.3

Bazı fena huylarım var. Fena olmalarına karşın seviyorum aslında içten içe... Hatta bu huylarımı update ettiğimi bile söyleyebilirim. Mikrobik bir oğlak burcu özelliği olsa gerek. Biraz insan seçiyorum. Başlangıçta değil, ilerleyen zamanda kötü olarak nitelendirebileceğim özellikleri yüzünden üstünü çiziyorum.
Ve bunu bazen fazla kişiselleştiriyorum. Yani o kişinin tamamen kendi karizmasını ilgilendiren bir konuda kendim mesuliyet alabiliyorum.

28 Aralık 2010 Salı

Şaşırmadım da....

Pratikte, ücretsiz olarak; insanların çok emek harcadıkları ve bütün bir yıl yatıp onun gelirini yemeyi düşündükleri albümlerinin, veya hakkın rahmetine kavuşmuşunun, Türkiye'den afaroz edilmişinin, piyasada imkanı yok bulunmayanının, amatörünün, özentisinin, ankaralısının, doğusunun batısının, türküsünün, enstrümantalinin, kapı gıcırtısının, yaprak öttüreninin, konser kaydının, fenomeninin,

29 Ekim 2010 Cuma

Hükümet şeklini kutlayan bizim gibi başka alıklar var mı acaba?

Bugün kreş tatil, çoğu yerler gibi resmi tatil..Dolayısıyla ben de evdeyim.
Bugün herkes sosyal ağlarda birbirini parmaklayıp beğeniyor. O onun bayrağını bu bunun Atatürk'ünü..
Bugün zaten herkes sosyal ağlarda bayrak asıp, "ataaam ataaam" diyor.
Şu an tv'de bir program var, adı; Cumhuriyet Coşkusu!

Cumhuriyet'i farklı bir kulvarda savunmamız ve omuzumuzda taşımamız gerekirken, günübirlik bu coşkunun manası ne? Cumhuriyet resepsiyonlarla mı büyüyor, davet edileni edilmeyeni ve davete katılmayanıyla bu kadar meşgul ediliyoruz?

Ancak beyaz ekranlarda, renkli butonları tıklayarak sosyalleşebildiğimiz, artık okumaktan, anlamaya çalışmaktan ve popüler olanı gönül rahatlığıyla uygulamaktan çekincelerimiz olmadığı için artık şu tabloya bakıp hiç tereddütsüz bir şekilde kabul edebiliriz ki Türkiye üçüncü dünya ülkesidir. Gelişmekte olan falan da değil, üçüncü dünya ülkesi demek az gelişmiş demektir! bildiğin gelişmemiş hatta, gelişimini tamamlayamadığı gibi, tamamlayabilme çabası içinde de olmayan... bunu yapabilecek birlik, bütünlük ve hoşgörü içinde olamayan, saygıdan yoksun, millet olmanın getirebileceği muhtemel dürtülerden yoksun, yobaz, taşı toprağı peşkeş çeken insanlarca yönetilen; asla gelişemeyecek olan ülkedir.

Kimi profiline sonradan renklendirilmiş siyah beyaz atatürk fotoğrafı koyarak cumhuriyetimizi kutlar, biri tv'de keman falan eşliğinde böyle genç Türkiye Cumhuriyet'inin gençlik yıllarına ait böyle modern şarkılar, tangolar falan söyler, haber sunarken memeleri dışarı pöşküren kadınlar bugün münasebetiyle, nihayet kanun namına düzgün giyinebilirler... Bu kadarız biz çünkü. 

Bende istiyorum cumhuriyeti kutlamak, hatta yönetim biçimimizin pek iç açıcı olmamasına rağmen, başka türlü de olabileceği falan endişeleriyle kutlamayı istiyorum yine de... ama bir gün değil, başka günler de... Gurur duymayı, zorluklardan gelmişliği, büyük savaşlar vermiş olmayı ve sonunda Türkiye olmuşluğumuzu, "Türk ırkı" diye bir şeyin olmadığının farkına vararak kutlayabilmeyi isterdim.

Oysa ki..

Ne gururu? Kızın başına gelenlerin başka bir ülkede yaşıtı bir insanın başına gelmesi, üstelik eğitim yolunda; çok çok düşük bir ihtimaldir eminim ki. Ashley, erkenden başvurularını yapmış olmasına rağmen vizesini alamamış, uzun ve içinden çıkılamaz gibi görünen bir sürecin içine itilmiştir. Okumak için gidecekti oysa, vizesini alamadı, okullar açıldı, mağduriyetin yanı sıra 'tanrım ben nerede yanlış yaptım' durumları var şimdi. Hem bireysel, hem ailesel. Daha da acısı var ki, bunu nasıl bir cümleyle aktarsam bilemiyorum. 

Valla tuhaf ama gerçek ki; Ashley arkadaşımız üçüncü dünya ülkesi vatandaşı olduğu için aşağılanarak, neden türkiyedeki paralı bir okula başvuradığı konusunda ciddi ciddi azarlanmış.

Hemde; bir türk tarafından.

Paranla, dilinle, uyruğunla ancak bu ülkede bu kadar rencide edilirsin zaten.

Yaa..? işte buyrun gurur duyun



15 Ağustos 2007 Çarşamba

Renklerim geri gelin!

Mercan doğduğundan beri çok şey değişti hayatımda. Tüm saat, dakika ve saniyeler onun. Son sözü o söylüyor hep. Dinlenmek, gezmek, eğlenmek, yemek herşey onun ağzından çıkacak bir 'agu'ya bakıyor. Ve bu gidişat bazı şeyleri unutturuyor insana. Yapılacak işi değil, nasıl yapılacağını. Bunca zaman nasıl yapıldığını, nasıl başlandığını. Bunları saymayacağım tabi. Ama 'hadi bir post atayım' diye iç geçirdiğimde ne yazacağımı ve nasıl başlayacağımı bilemedim. Bodoslama girdim.
Nereden başlamalı ki?
Öncelikle bir önceki 'Kaşık' -neden kaşık, kaşık kim, nereden çıktı bilmiyorum- postu Mercan'ın Babası'na ait. Kafa karışıklığını bir tek kişinin dile getirebilmiş olmasına istinaden aydınlatmak istedim ki; o postu biz Mercan ile anneanneye kalmaya gittiğimizde sıkıntı ve yalnızlıktan atmış. İşte çocuk böyle birşey! Ne onunla ne de onsuz!!!

Bazen düşünüyorum, bir kaç annem baksa bende kafamı dinlesem diye. Sonra dr. kontrolü için onsuz kaldığım 1-2 saat aklıma geliyor. Ölüm gibi. Acaba uyandı mı, uyudu mu, ağladı mı, mamasını içti mi, huysuzluk ediyor mu, değişik sesler çıkarmış mıdır.. şeklinde.

İmkanı yok kafamı dinleyemem. Onsuzluğun içinde sorularla fazlasıyla içli dışlı oluyorum.

Kafam allak bulak. Bazen ne istediğimi ben bile bilemiyorum. Birşeyden emin oluyorum zaman zaman. 'Tamam budur' diyorum. Ama sonra yine fikir değiştiriyorum. Mutsuz oluyorum, umutsuz oluyorum. O zamanlarda da herşeyi kapkara görüyorum.

Karamsarlık!

Daha önce konu edilmiştir ki; hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Hoş bebekle yaşamak alışılabilir ve ayak uydurulabilir birşey. Herşey zamana bakıyor. Ebeveynlerin çocuğunun huyunu suyunu kavraması ile alakalı. Bir zaman sonra neyi neden yaptığını anlayabiliyorsun. 3 aylık bile olsa... Fakat çözülmesi zor olan kendine zaman ayırma kısmı. Kafayı boşaltma ve hafifleme. Bir süreliğine hiçbirşey düşünmeme veya düşünememe. Keşke diyorum; kafama darbe alsam ve bir süre hiçbirşey düşünmesem.
Aslında bugün çok güzel bir gün. Uzun bir aradan sonra dün Mercan'ı doyasıya kucağıma aldım, onu kucağımda uyuttum, evin içinde dolaşarak tüm objelere "aa bak bu neymiş" diye dakikalarca bakabildim oğlumla. Ve yine üzülerek söylüyorum ki bugün yine uzun bir aradan sonra ilk kez Mercan'ımı tek başıma yıkayabildim.

Bunlar basit şeyler değil mi?

Değil. 3 aylık anneliğinin neredeyse 2 ayını bitmek tükenmek bilmez bel ve sırt ağrıları ile geçiren, bu yüzden oğlunu kucağına alamayan, yatağına yatıramayan kullanması gereken ilaçlar yüzünden sütten kesen biri için hiç değil. Bu ayrı mevzu tabi...

Sözün özü... İşini bilmeyen bir doktor yüzünden boş yere ilaçlar kullandım, işe yaramadı süründüm durdum. Sonra bir başka doktor sayesinde sorunumun çok farklı birşey olduğunu öğrendim

Nokta.

Bugün oğluma banyo yaptırdım.

Tek başıma

Bugün güzel bir gün.

Peki ya yarın...

Yarın yüzümü asacak, içimi burkacak bir başka şey bulacağım. Düşünecek o kadar çok şey var ki, aradan bir tanesi illa bu işe yarar. Canımı sıkmak için yer mi arıyorum? Hayır hayır.. kesinlikle. Hayatta en önemli şeyin sağlık olduğunu anladım. Herşeyi değiştirir küçük bir yara. İstekleri, beklentileri, ilişkileri...

Yorgunum ve canım sıkkın. Kendiliğinden. Bahar temizliği gibi derin bir hava değişimine ihtiyacı var ruhumun.

Çığlık atmanın işe yarayacağını bilsem atacağım. Akan kanın kötü şeyleri de dışa atacağını bilsem bir yerimi keseceğim.

Cinsiyetime has bir özellik mi bazen küçük şeylerle iyileşememe?

Saçımızı da boyattık. Neye yaradı?

Mesela çalışmak istiyorum, çalışmaya ihtiyacım var, hep işe yarar. Ama çalışamıyorum, Mercan'ı bırakamıyorum, onu bırakmak için başka taşların yerini değiştirmem lazım, onların yerini değiştirmek demek başka şeyler demek.. of of of

Çok kötü fena dağılmışım farkında değilim. Yazmamaya çalıştığım şeylerden kaçarken hepsi birer birer sobeledi beni.

Günün geri kalanını kurtarmak için Mercan'ın agu, egi, anni, agaa ve hieaa'lardan başka bir ses çıkarması lazım.

Benden birşeyler gitti sanırım. Sahip olduğum veya sahip olduğumu sandığım. Böyle hissediyorum. Birşeyler eksik. Hani sanki evde birinin eksilmesi gibi. Onun sesini cismini ararsınız. Onunla yapılan ve yapılmış şeyleri düşünür hüzünlenirsiniz. Ararsınız işte. Hah işte ne güzel anlattım. Kesinlikle anlattım eminim. Böyle işte... Onlar geri gelse bende geri geleceğim sanki.
Duymaya, görmeye veya hissetmeye alıştığım şeyler geri gelin. Gelin de beni geri getirin!