Mercan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mercan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Kasım 2012 Perşembe

Refresh üstüne refresh


Hislerim biraz karışık. 'Benim canım sıkıldı' şımarıklığımla Alaska'dan Himalaya'ya olan ani yolculuğumdandır herhalde.

İş yaşantımı birden değiştirdim. Oğlumu anaokulundan aldım; ki geçtiğimiz 1 hafta içinde kesinlikle iyi birşey yaptığımı düşünmeye başladık. Önceleri akşamdan akşama yemek yapmak gibi dünyanın en büyük sıkıntısı sandığım bir meşgalem varken; şimdi sabah öğle akşam farklı menüler hazırlamak, işimle ilgilenmek, Mercan'a çeşitli uğraşlar bulmak, oyun oynamak ve "höf yoruldum" diye kendimi bir kenara atmamak zorundayım.

19 Ekim 2012 Cuma

Havuçla imtihan


Mercan'a doğumundan itibaren erkek ve kız bebeklerin maruz kaldığı "kıza pembe, erkeğe mavi" sendromundan uzak tutup, turuncuya abanmamız yüzünden mi bilinmez; turuncu rengi pek sever. Çocuğun tulumundan eldivenine, arabasından eldivenine çoğu şey turuncuydu.

Sonrasında bu turuncu aşkı; diş çıkarma dönemlerinde kaşıması için eline verdiğim havuçla bütünleşti ve "turuncu & havuç aşkı" meydana geldi. Havuç halen Mercan'ın en sevdiği atıştırmalıktır. Öyle bir dönem dedesinin verdiği japon balığına havuç adını vermişti. Zaten balığı isteme sebebi de turuncu oluşuydu…

Farkında olmadan ona bu rengi kodlamış olabiliriz. Halen turuncuyu çok seviyor oluşu da aidiyet ve güven duygusuyla alakaladır büyük ihtimalle…

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Olanları unutalım...


Dün akşam üzeri Mercan scootera binmek istedi, çıktık…

Bir süre bindikten sonra parktaki çocukların kaymalı, koşmalı, tepişmeli park oyunları daha cazip geldiği için tam da tahmin ettiğim gibi yanıma geldi ve;

"Anne bu söylediğim hiç hoşuna gitmiycek amaaaa….-Ağzını elleriyle tuttu- Ben şey, parkta oynayabilir miyim"

Ne zaman bisiklet veya scooterla dışarıya çıksa aynı şeyi yaptığı için sıkça kızabiliyorum çünkü. "Parka oynayacaksan boşu boşuna bu aletleri taşımayalım" diyebiliyorum hatta yaklaşık 10 dk. uzattığım bile oluyordur.

16 Ağustos 2012 Perşembe

Bayram dediğin..


Bayram ritüelimiz, aile büyüklerini nezaketen ziyaretlerimizle veya telefonlaşmalardan ibaret olduğundan Mercan'ın da bayram bilinci renkler, kokular, olaylar veya vesairelerle bezeli değildir. Ama anahtar kelimeleri ilişkilendirmeyi bilir.

Yine geçen akşam haberlerde, bu aralar pek pataklamak istediğim haber programlarından birinde "ramazan bayramı yaklaşıyor, vatandaş alışverişe akın ediyor, esnaf kan ağlıyor…" hölölü bir haber vardı. Haberi yapan, bir mağazaya girmiş "o ne kadan, bu ne kadan" diye eteklere ceketlere bakarken, Mercan soruyu yapıştırdı;

- Yaşasın kostüm mü giyicez

+ (adece değişik, farklı, veya yeni kıyafet giymeden bahsettiğini varsayarak) olabilir, illa yeni almaya gerek yok ama, evimizdeki yeni gibi, temiz düzgün kıyafetleri de giyebiliriz.

- Yeni kostüm alalım!!!

+ (farklı birşeyden bahsettiğini o zaman anladım) heee yok oğlum öyle kostüm değil, normal kıyafetlerden bahsediyor haberde…

- Cadılar bayramı ne zaman gelecek?


gülmeyece, yarılmaca...

8 Mayıs 2012 Salı

Pinyata çılgınlığı

Yeni bir pinyata ile karşınızdayım. Bu ecnebi işi eğlenceye neden sardık bilmiyorum, ama bu yaşına kadar yaşgünlerini "hediye günü" olarak belletmemeye çalışmış biri olarak bu tuhaf eğlenceliği hazırlarken eğlendiğimden olabilir; bu yılda yine uyuz gibi kaşınarak bir pinyata hazırladım.

Geçen yıl olduğu gibi yine kaplama sürecini fotoğraflamayı unuttum. Ama kısaca; şişirilmiş bir adet balonun, un ve su karışımına bulanmış gazete kağıtı parçaları ile kaplanmasından ibaret. 2-3 kat gazete kaplayabilirsiniz. Kuruduğu zaman aşağıdaki şekli alıyor.

Küçük bir adamın 5. yaşgünü

Bu yıl 2 kere kutladık Mercan'ın yaşgünün. Biri okulda kutlanacaktı, diğerini de kendi istedi. Hayatta maddi çok az şey istediği için, hatta çevreme bakınca hiç istemediği için bu isteğini kırmadık.

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Ömrümün 1825 günü


Hep diyorum sana poz vermek istemediğinde; "oğlum fotoğraflar çok önemlidir, bugün sen nasıl benim çocukluk fotoğraflarımı görüp şaşırıyorsan, birgün seninde bu fotoğraflarına bakıp şaşıracak birileri olacak. Bunlar bizim anılarımız, hatıralarımız.."

10 Şubat 2012 Cuma

Arrrghhhh!!!!!


Bugün Mercan'ın okulunda aile katılımlı etkinliğin aktörü ben olacaktım.

Ebru yapacaktım, hani provasını yapmıştık Mercan ile...

Ah nasıl bir fiyasko oldu, başıma neler geldi, nasıl kahroldum!

8 Aralık 2011 Perşembe

yeni bir başlangıç, yeni umutlar, yeni evlilik hayalleri, yeni heyecanlar....

Oğlum yeni bir aşk yaşıyor :))

Bazı sabahlar evden çıkarken, karpuz aromalı sakız alır Mercan... Bu sabah 1 tane daha aldı, "bunu da Ayça'ya veriyim bari" dedi :)

- Tamam oğlum ama diğer arkadaşların görmesin, onlar da isterler sadece 1 sakızın var
+ Yok yok, Ayça'nın çantasına atarım ben bunu, kimse görmez
- E bari söyle çantasına sakız koyduğunu nereden bilecek kız?
+ Kulağına söylerim ben anne üfff, sen düşünme!


2 Aralık 2011 Cuma

Sözünün eri olmak...

Mercan'a bu sözünde durma olayını fazla mı işledim diye düşünürüm bazen.

Bugüne kadar ona verdiğim sözleri (sanırım hepsini) hep tuttum. Ne yaptım ne ettim, ama tuttum. Söz vermenin anlamını, verilen söz doğrultusunda karşımızdakinin bize duymak isteyeceği güveni ve güveni sarsmanın sonraki ilişkilerimize olumsuz etkilerini hep yaşatarak anlatmaya çalıştım.

3 Mayıs 2011 Salı

4'e 3 kala

Sanırım en ses getiren yaşgünleri serisinin ilkini yaşıyoruz. Malum Mercan bir kreş yaşantısı sürdüğünden haftada bazen 1 bazen 2 çocuğun yaşgünü partisinin içinde buluyor kendini. Ve yaklaşık 4-5 aydır buna takmış bir şekilde "anne benim yaşgünüm ne zamaaaağğğn" diye ümitsizce sorular sorup duruyor. Bu vesileyle mart nisan ve mayıs aylarını ezberledi. Yani haftanın günlerinden sadece 3'ünü sırasıyla doğru biliyordu, buna 3 ayı ekledik.

Bıraktığım yerden...

23 Nisan'ı not etmek istiyorum buraya. Kötü organizasyon ve talihsizlikler silsilesi bir yana (kişisel gelişimimi tamamlıyorum, kızmıyorum artık bunlara, zaten bana göre 4 yaşındaki çocuklara 23 Nisan'ı kutlatmak da saçma. Bir kaç gün içinde dans öğretmeler, şiir ezberletmeler falan.. çocuğumu bunlara muhatap ettiğim için üzülmeme rağmen ses çıkartamıyorum çünkü her ses edişimde bana zubi gözüyle bakıyolar olan da çocuğa oluyor... 'onun çocuğu'... sanki.. neyse... veya çocuğa laf geçiriyolar hissediyorum 'senin annen istemedi yavrum' diye.. kuruntu mu? olabilir, ay çarpmış bi oğlak dişisi olarak minimalize ettiğim kuruntularımı seviyorum) oğlumun kendine ait sosyal çevresi günün en güzel gösterisiydi.

5 Şubat 2011 Cumartesi

aktif

Ofiste sabahlamalı, koltuk tepelerinde tünemeli, mercansız, sevimsiz, tek renk bir haftanın ardından elimde önceden oluşturulmuş 'haftasonu neler yapılabilir' listesi olması gerektiğini düşündüm. 

Yatmalı mı, oyun mu oynamalı, gezmeli mi ne yapmalı valla bilmiyorum. Salonda bir köşede 4 kitabın üst üste durduğunu farkettim. Son bir ayda kitap alma konusunda haddimi aşmışım sanırım, kiminin ilk bölümü, kiminin ilk 20-30 sayfası kiminin önsözünü anca okumuşumdur. Şimdi bu postu gönderdikten sonra gözümü kapatıp elimi atacağım ilk şanslı kitabı sonuna kadar okuyup bitirmek üzere akşam açmayı unuttuğum şarabımı açıp and içeceğim.

29 Kasım 2010 Pazartesi

son zamanların en yapışık, en kokulu ve renkli haftasonusu..!

Bir vakit kitap alışverişi yapasım gelmişti yine. Hani kuaföre gidesi, ayakkabı alası, eve gelince "ben bunu niye aldım" diyesi gelir ya kadın insanının. Öyle işte... benim de kitap alasım geliyor bazen. Tabi aradan zaman geçiyor ve bakıyorum "ben bunu alırken neremle okudum" diyorum.

'Kertenkele Tatil köyüne hoş geldiniz' isimli bir kitap almışım mesela Mercan'a. Almışım diyorum ama aldığımı hatırlıyorum. Sadece internetten bakıp edip ellemeden, koklamadan sayfalarını çevirmeden aldığım için 'almışım' diyebilirim çünkü algı kapalıydı büyük ihtimalle o anda.

23 Kasım 2010 Salı

moderen

Dün akşam inanılmaz güzel bir akşamdı.

Herşey yine bendenizin küçük yalanıyla başladı;
- televizyon arızalı hayatım (silinmiş bir kanalın karanlık arıza mesajlı ekranını göstererek) üzgünüm, olsun müzik dinler sohbet ederiz (ben10 izleyecek ardından da 'hayvanat bahçesi' diye tabir ettiği belgesellere dalacak çünkü) 
dedim..

Ve Mercan oğlum, kesinlikle itiraz etmeden, isyan bayraklarını açmadan kabul etti bunu. Sonra gururunu okşadım "hadi gel oğlumla mum ışığında şöyle güzel bir yemek yiyelim" dedim.

- nee mummu yakçaas?

30 Ekim 2010 Cumartesi

sepet değil, poşet çay

istediğim bir fincan yeşil çaydı, tarçınlı....

- annneeeee o ne sepetçaymı?



reklamlar ve çocuklarımıza attach ettikleri konulu bir yazı yazasım geldi, alee aağğoğğlu, çay reklamları, birde geçenlerde yayına giren bol bacaklı çorap reklamı gündemimizden düşmüyor...ama şimdi değil, parka gidip dondurma olacakmışız.

19 Ekim 2010 Salı

birbirimizi değil, annemizin önümüze koyduklarını yiyelim

Pazartesi günleri, pazartesi sendromunda olan Mercan'ı mutlu etmek için genelde çok faydalı olmayan akşam yemekleri hazırlıyorum hatta yemek yerken çizgi film izliyoruz birlikte okulda neler yaptığından bahsedip gülüyoruz, o akşam onu daraltmamaya özen gösteriyorum. Dün akşam da yine patates kızarması ve çiçek sosisler hazırladım. Sonra bu geldi mutfağa;

- anneeee bugün yemekte ne var?.. dedi