eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Kasım 2012 Perşembe

Refresh üstüne refresh


Hislerim biraz karışık. 'Benim canım sıkıldı' şımarıklığımla Alaska'dan Himalaya'ya olan ani yolculuğumdandır herhalde.

İş yaşantımı birden değiştirdim. Oğlumu anaokulundan aldım; ki geçtiğimiz 1 hafta içinde kesinlikle iyi birşey yaptığımı düşünmeye başladık. Önceleri akşamdan akşama yemek yapmak gibi dünyanın en büyük sıkıntısı sandığım bir meşgalem varken; şimdi sabah öğle akşam farklı menüler hazırlamak, işimle ilgilenmek, Mercan'a çeşitli uğraşlar bulmak, oyun oynamak ve "höf yoruldum" diye kendimi bir kenara atmamak zorundayım.

1 Kasım 2012 Perşembe

Havadis

Sonuna gelmeden yazmadım, hatta herkese söylemedim bile; bir sürü "aaağ niye" sorusuna maruz kalmayayım diye.

Şimdi sonuna gelip, o eşikten atlamış bulunmaktayım. Bugün yeni hayatımın 1.günü..

18 Haziran 2012 Pazartesi

Firmamıza destek olun!!!


Cumartesi günü Mercan'ın anaokulunun yılsonu gösterisi vardı. Mercan'ın daha önce (önceki anaokulunda iken) 3 yıl sonu gösterisini izledim, en kötüsü buydu. Ve bu gösteriden sonra birşeyler daha öğrendim.

Ruhsuz, suratsız (ki o ruhsuzla önümüzdeki dönem mecburen yüzgöz olacağım) ve son derece sevimsiz; kağıttan okumalı bir sunumla başladı gösteri. Sakil bir sahne/çocuk/ses düzensizliği, kötü gösteri seçimleriyle devam etti.

28 Mayıs 2012 Pazartesi

İlkokul İçin 5buçuk Çok Erken

Bu yıl kurbanlık kuzu gibi okula başlatılmaya çalışılan, ülkenin 5,5 yaşındaki tüm güzel çocuklarının geleceği için imza topluyoruz.

Belirlenen bu okula başlama yaşışla ilgili herkes birşey söyledi. Evet avrupada olabilirdi, ama burası avrupa değildi. Okul öncesi eğitim alma oranının hala düşük olduğu bir ülkede, bunu zorunlu hale getirmektense ilkokula başlama yaşını düşürmek biraz korkak işiydi.

24 Mayıs 2012 Perşembe

Bence çocuğunuzu göndermeyin..



göndermeyin tabi, yolda mı buldunuz o güzel kokulu, ak-pak, akıl küpü şeyi?



Dün Mercan'ın anaokulu'nda çocukların özgüvenini arttırmak temalı bir oturum vardı. Pedagog aslında bildiğimiz ama itinayla unutabildiğimiz şeylere tekrar tekrar değildi. Ve bu tekrarı yapma amaçlarından biri gelecek eğitim döneminde ite kaka okula başlatılacak çocuklara

10 Mayıs 2012 Perşembe

Ben gözlerimi kısıp, yan yan bakıyorum!


Bakış açısı işte, kimisi 90 derecelik dik açıyla bakar, kimisi kafasını az sağa yatırır bakar, kimi koşarken bakar.. falan

Çok mu hin fikirliyim acaba, kendimden endişelendim biraz; şöyle bir bakıyorum, çocuklar okuldan çıkıp kursa gidiyor, haftasonu dershaneye gidiyor, dershaneye gitmiyorsa okulda etüde kalıyor falan.. Sürekli kucaklarında bir kitap öbeğiyle gezme hareketi.

11 Nisan 2012 Çarşamba

Uygarlık, medeniyet.. Ne ola?


Birkaç ay evvel, hiç alakam olmadığı halde bir röportaj yapmış ve şöyle bir soru sormuştum muhattabıma;

"Ulaştırmaya verilen önemin, bir toplumun uygarlık düzeyine işaret ettiğini söyleyebilir miyiz?"

- Tabi ki... Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkeler var. Bunlara farklı açılardan baktığınız zaman ölçüyü görebilirsiniz. Ben şöyle bir örnek veriyorum; "zenginlik ölçüsü ne?" Milli gelir. 
.. şeklinde giden bir cevap vermişti.

9 Nisan 2012 Pazartesi

Taare Zameen Par


Haftasonu tavsiye üzerine bir film izledik yine.

Taare Zameen Par / Küçük Yıldızlar veya Yeryüzündeki Yıldızlar olarak 2007'de Türkiye'de de vizyona girmiş.

Çok güzel ve özel bir Hint yapımı ve kesinlikle herkesin izlemesi gereken "en"lerden diyebilirim.

5 Nisan 2012 Perşembe

Pedagojik Formasyon*


Mercan birkaç gündür duygusala bağladı. 

Bir akşam ben ofisteyken, "seni istiyorum, özledim" diye telefonda ağladı
Sonra geçen gün de anaokulundaki bir yaşgünü partisinde "ben annemi istiyorum, annemi özledim" diye ağlamış,

Üzüldüm. Hele dün akşam eve gittiğimde daha da üzüldüm.

"Annem seni çok seviyorum" dedi, ve bana bir bardak su getirdi, masaya koydu.

23 Ocak 2012 Pazartesi

Meraklı Çocuklar, Düşünen Beyinler...

Süper çorap, hiç çıkmaz
bunlar ayaktan
Süper bir site keşfettim! Sürekli "deney yapalım mı anne" diyen ve fenle ilgili sorular yönelten, bazı sorularına ise sözel anlatımla kafi gelemediğini düşünen biri olarak bu siteden sonuna kadar faydalanmayı düşünüyorum.

30 Aralık 2011 Cuma

Yeni yıldan tutarlı şeyler isteyin, elinizden gelebilecek şeyler

Güzel şeylerde olmuştur belki ama o kadar boktan bir yıldı ki bu 2011; 2012'ye girdiğimiz anda bunların ertesi gün hatırlanmayacak, unutulacak şeyler olduğunu bilsem "defol git artık" derim ona.

28 Kasım 2011 Pazartesi

Okul öncesi eğitim hususu...

Geçtiğimiz ve benim kayda almadığım süreç içerisinde kayda değer en önemli hamle Mercan'ın kreşini değiştirmekti.

Başlayan yeni öğretim döneminde mevcut (şimdinin eskisi) kreşin, 5 yaş grubuna yönelik eğitim politikası ve yaklaşımı, sonracığıma 5 yaş grubunun öğrenme yetisine yaklaşımı, eğitim gereksinimlerini tespit yöntemi ve son olarak da bu gereksinimlere yanıt verme yöntemi beni ve sevgilimi biraz gerdi.

6 Ekim 2010 Çarşamba

Din kültürü ve ahlak bilgisi...

Geçtiğimiz hafta Mercan'la aramızda geçen bir diyalog;

- ee neler yaptınız bugün aşkito
- yemek yedik, oyun oynadık, paymak boyası yaptık bide dua ettik
- ne duası
- dua ettik işteeee
- nasıl yani, ne dediniz peki

ellerini açıp fısı fısı birşeyler söyleyip 'amin' dedi.

Şimdi...

17 Eylül 2010 Cuma

Okulların açılmasından bize ne? mi ki ne?

Mini mini 1'ler okullu oldu, çalışkan 2'ler ve diğerleri ders başı yaptılar malum...

Yaklaşık 2-3 aydır, oğluma okul arıyorum. Kolej mi devlet mi diyorum, kolejlerin vaad ettikleri programlar ve eğitim planları "gel ha böle" diye çekerken kendi kendime "biz devlet okulunda büyüdük bi tarafımız da eksik değil, oğlum kolejli olunca başı göğe erer mi, bir çocuk 'almaya kapalı' ise yılda 20-30 bin lira sokuşturduğum kurumdaki insanlar ona ne verebilirdi?"

24 Eylül 2009 Perşembe

Emzik ve kahve mevzusu

Ramazan Bayramı geçti (çocuuum geçtiğimiz hafta bayramdı yavrucuğum). Herkesin geçmiş bayramını kutlar gözünden öperiz.

Mercan bu bayramı yediği şeker ve çikolataları öğütmeye çalışmakla geçirdi çünkü gelen çocuklara vermek üzere aldığım şekerlerlemeler, kendime aldığım şekerlemeler, amcasının kendi için aldığı çikolatalar falan derken hedef büyüttü bir büyük torba alıp mahalleyi gezmesinden korkmaya başlamıştım. Yemesi hoşuma gidiyor ancak yedikleri şeker-çikolata olunca tedirgin oluyorum. Hele birde 'yeme' dememe rağmen 'yicem işte' deyip içi karamelli şeyleri ağzına atması!!! Dişine yapışıyor karameller, deli oluyor.. oluyorsun... yavrucuğum

Ve asıl haber. 

Çocuum ileride okuyup bana kızacaksın belki seni kandırdığım için bunu yapmak zorundaydım çünkü laftan anlamıyorsun bazen.

Tuvalet alışkanlığını edinmemiz ve beze veda etmemizden sonraki ilk büyük adımımız ise emziğimizi oyun dışı bırakmak oldu.

Kreşe giderken kapının ağzında 'abi du bi fırt daha çekiyim' edasıyla ağzına sokup coklattığı sonra dolabının üzerine koyduğu emziği, akşam eve geldiği vakip fellik fellik arıyordu bizim arkadaş. Ne diller, ne acı ama gerçekler anlattık. 

"oğlum o bebekler için", 
etrafımızdaki bebekleri örnek gösterip "bak bebekler yiyo onu, bırak aşkım sen abisin artık",
"aşkım ağzın yara olucak", 
"annem bitanem böceeem sen akllı bir çocuksun neden beni üzüyorsun, bebekmisin yavrum sen"

... falan böyle bıdı bıdı bıdı konuştum aylarca. Yani hiç şiddet içerikli, kısıtlamaya yönelten, engelleyen, karşı çıkan tavırlara girmedik. "zıtlaşmayalım" dedik. 

Oldu mu? Hayır.

Sonra çocuuuuuum

:))) üzgünüm annem, makasla kestim emziğini. Evet ben yaptım, kedi falan yemedi. Ve hiçbir mağaza görevlisi de sana "aaa senin dişin var, biz sana emzik veremeyiz" gibi bir diyaloğa giremez yenisini almaya gittiğimizde. Müşteri daima haklıdır, ve müşteri velinimettir çocuuuum.

İstemediğim yolla ancak kesin ve başarılı bir şekilde  oldu bu iş nasıl olduysa. Kesik emziğini de hala atmadım. Görüyor, bakıyor ki aynı kesik emzik. Sesini çıkarmadan kendi moduna giriyor. Ve emzik denen lanet lastikten kurtulduk kurtulalı iştahımız bi açıldı bi açıldı. Mutluyum, gururluyum. Kandırık yapıp atlattım çocuuumu, hehe duygularıyla oynadım.. ¶#~^!

Kötüsün Mercan. Hep senin yüzünden

Akşam kahve içmek istedik koci ile. Mercan:

- mende mende mende
- ne sende oğlum??
- kayfi istioğum
- hmmm

dumur. abi sana ne kahveden. otur sütünü iç, suyunu iç, meyve suyunu iç, yoğurt ye. yok illa soda içicek, kahve içicek......

koci inanılmaz yufka yürekli. o kadar yufka ki sinirimden fırına sıkıştırıcam kafasını bir gün farkında değil. 

tamam dedi, kahve yaptı. ikisi heyecanla kahveleri salona getirdiler, fincanları bıraktılar. Mercan yine o bitmek bilmez 'izzah etme' moduna girdi. Olayların, kişilerin, davranış gereksinimlerinin farkında olduğunu belirtmek istiyor bazen. Karşı koymuyorum. Koyamıyorum çok eğlenceli çünkü. Koymuyorum çünkü "o bir birey"*.



- bu babayın
- bu anneyin
- bu meycanın
- bu babanın
- bu anneeein
- bu meycanının
- bu meycanın
- bu babayın.

fincanları diziyior.

- bu babanın
- bu anneniiin
- bu babanın..

- tamam annecim içebilir miyiz?
- tamam ama bu babanın
- tamam yavyum
- bu da meycanın

içtik ama nasıl içtik tam hatırlamıyorum.

duruma istinaden kahve analizi:

kahveli süt içen ısrarcı boğa çocuğu, sütlü kahve içen yufka yürekli akrep babası, sek kahve içen despot oğlak anası.

11 Haziran 2008 Çarşamba

Kreşsel....

Okullu oğlum okula, anne-baba işe.

Mercan Deniz 15 mayıs çarşamba günü kreşte ilk gününü geçirdi. Bu geçiş ani olmasına karşın, olumlu neticelerini de ani alarak korktuğumuzun başına gelmemesini ummak çok peş peşe oldu dolayısıyla.

14 mayıs salı günü, bir tanıdık vasıtasıyla, daha önceleri hep gördüğüm ancak 3 yaş altına bakmadıklarını düşündüğüm kreşe görüşmek üzere gittik. Gezdik, yetkilileri ve öğretmenleri ile görüştük. Sevgi yumağına kapılıp döne döne evimize geldik o görüşmenin sonunda.

Kreş, çok katlı bir binadan ibaret. Bahçeli. Yaş gruplarına göre ayrılmış katlarda, uyku, oyun salonları ayrı. Her yavrunun yatağı, kendine özel eşyaların konacağı dolapları mevcut. Her yer temiz ve özenle döşenmişti. Bizi gezdiren öğretmen öyle sevindirik bir insandı ki, gezdirirken kreşi tanıtması bende, kreşteki günlük yaşamın videosunu izlemişim izlenimini verdi.

Ve ilk görüşmede herkese pas vermeyen oğluş Mercan, gülücük öpücük göz kırpma şeklinde herkese boncuk dağıtmaya başlamıştı.

Eğer Mercan bu şekilde kendini mutlu ve huzurlu hissetmeseydi o dakikalarda bu ani kararı veremezdik tabii. Oğlumuza güvendik ve yetkili ile anlaşarak, 15 mayıs çarşamba itibari ile kreşe başlamasına karar verdik.

Mercoş artık sabahları servis ile evinden alınıyor. "Aşkıııım günaydın, birtanem bebeğim" diyen gülen yüzler kucaklıyor onu serviste. İçim ısınıyor.

Tabi ilk günler biraz surat astı, mızmızlandı. Sabah sabah bir başka ele teslim edilmek huzursuzluk yarattı. Bende "acaba yanlış mı yaptık" diye bir düşünce belirdi. Ancak o ilk günün akşamı onu kreşten almaya gittiğimizde, gün içinde Mercan'ın oyunlara katıldığı, yemeğini yediği sadece uykuya dalarken sorun yaşadığı ancak günlerinin oldukça iyi geçtiğini öğrendim. Aslı olay evdeydi.

Eve gidip yemeğini hazırladık oğlumun. Ve Mercan inanılmaz bir şekilde, coşkuyla mama tabağını istedi, heyecanla yemeğe yumuldu. Çok mutluydu. Açlık değildi bu. Aç kalmışlıktan, bütün gün birşey yiyememiş olmaktan kaynaklı bir yemeğe yumulma durumu söz konusu değildi. Mercan değişmişti. Blı bla bla konuşup şarkılar söylüyor, dans ediyordu. Yüzü güleç, huzurlu, mutlu, sevilmeye doymuş, günü güzel geçmişti oğlumun.

1 yıldır yapamadığımız şeyi yaptık o gün. Güle oynaya, oyuncaklara veya maymunluğa gereksinim duymadan yemek yedik. Sonra biraz oyun oynadık ve güzelce uykuya daldık.

"ne doğru bir karar vermişiz, Mercan çok mutlu".

Ve bir düzenimiz oldu bu sayede. Zaten kreşlerin esası, düzen. Miş... Her sabah bahçede jimnastik yapıyor, ardından tüm çocuklar yemek salonunda kahvaltıya alınıyorlar. Sonra öğle uykusu. Uyanınca oyun salonlarında oyun, bahçede gezip hava almaca, öğle yemeği... derken..

Yalnız ilk haftasonumuz fiyaskoydu. Utanıyorum söylemeye ama Mercan ilk haftasonunda bizden ciddi ciddi sıkıldı. Kreşte olduğu gibi kapsamlı ve katılımın yüksek olduğu hareketli bir aktivitemiz olmadığı için baydık çocuğu. Söylendi, surat astı... Enerji fazlası vardı ve gece uyumadı. Sonra hafta başında tekrar düzene girdik.

Anladım ki, kreş veya oyun grubu gibi çocukların sosyalleşmesi konusunda katkısı olduğu söylenen kurumların gerçekten faydası büyük. Onlarla kurmaya çalıştıkları, veya kendilerine yönelik kurulmaya çalışılan iletişim yolları çocuğun kendini ifade etmesine büyük katkıda bulunuyor. Uyku ve beslenme gibi hayati önemi büyük kaliteli olması gereken zaman dilimlerinin saati saatine uygulanmasının da rolü oldukça büyük. Kesinlikle evde bizlerin -en azından benim-uygulamaya çalışıp da illa ki bir şekilde şaşmalara kurban giden düzenimize benzemiyor.

"Çocuklar rutini sever" diye bir makale okumuştum sanıyorum Meran daha doğmadan. Doğumundan itibaren de çok kez bazı rutinler oluşturmaya çalıştım. Ama hep kaynadı gitti. Ben mi istikrarsızdım, yoruldum mu yoksa çoğumuzun başına gelen bir ev halimiydi bu bilemiyorum. Ama oğlumun da büyük bir rutine ihtiyacı olduğunu anladım.

İmkanı olan herkese çocuklarını oyun gruplarına dahil etmelerini veya hatta ileri gidip kreşe bile vermelerini öneriyorum. Ancak kreş önemli. "Çocukları seviyorum" diye işe alınmış, ebeveynlere "öğretmen" olarak tanıtılan insanların barındığı çokça kurum vardır, inanıyorum.

Evet çocukları sevmesi esas o i kişinin. Fakat çocuk gelişimi eğitimi almış birilerinin olması şart. Onlar anne gibi şefkatli ve bizim -annelerin- olamayacağı kadar mantıklı oluyorlar.
Duyguları sömürülerek köpek edilen biz anneleriz. Çocuklar bu yolla yetişkinleri kullanmanın yollarını keşfediyorlar. Kreşteki öğretmenler buna fırsat vermiyorlar. Zaten fırsat vermeye kalmıyor çünkü çocuklar onları kullanmaya gerek görmüyorlar. Kreşte çocuklar da olmaları gerektiği kadar çocuk davranıyorlar, birer ömür törpüsüne dönüşmüyorlar. Dudak büküp, boyun eğip ezik ezik bakmıyorlar öğretmenlerine. Karnı açsa yemeğini yiyiyor, uyku saati geldiğinde giydirilip yatağına yatırıldığı vakit mışıl mışıl uyuyorlar. Gün içinde duygu istismarına uğratacakları adam bulamadıklarından da akşam ebeveynlerine fazla güçlük çıkarmıyorlar.

Kreşteki günlük yaşama ilişkin veya kreşin genel görünümünden fotoğraflar paylaşmak istiyorum, hemide çok!!! Ama malesef gün içinde çocukların ebeveynleri ile görüşmeleri yasak. Çünkü o vakit adaptasyonları bozuluyor ve biraz huysuzluk edebiliyorlarmış. Bizde buna uyuyoruz. Yani hiç "ben oğlumu görmek istiyorum, huzursuzluk yapmaz benim çocuğum, kendinize güvenmiyormusunuz" gibi bir diyaloğa girmedim çünkü zaten tüm gün internetten kreşi izleme imkanımız var :))

Teknik bir yazı olmasa da, bir annenin ağzından uygun bir kreş bulunduğu takdirde ne türden bir değişime girileceğine dair yol gösterici bir yazı oldu sanırım. Biz çok rahatız. Oğlum besleniyor, uykusunu uyuyor, oyun oynuyor. Eve mutlu geliyor.

Bir anne daha ne ister ki?

Birde malum yaz.. İstanbul çok sıcak. Erkek bebekler kafadan terleme problemli.
Oğlumun güzel saçlarını kestirdik :(
Alışması güç oldu. "Kimin çocuğu buuu!!??"