aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Şubat 2013 Cuma

Ailevi Akdeniz Ateşi (FMF) Hakkında Bilgi ve Örgütlenme Talebi

Sevgili Nehir İda'nın Bilinçlendirme ve Örgütlenme Çağrısıdır...


Otozomal resesif geçiş nedir? 
Hastalığın oluşabilmesi için hastanın her iki ebeveyninin de taşıyıcı olması gereklidir. Ülkemizde taşıyıcı sıklığının %20 olduğu bilinmektedir. Bu nedenle akraba evliliği olmasa bile iki ebeveynin de taşıyıcı olma olasılığı çok yüksektir.

15 Haziran 2012 Cuma

Qenqous*


Son 1 yılımı öfkeyle geçiriyorum. Defalarca yazıp sildiğim bir yazıdır bu. Hep kendi zihnimde aklımın duvarlarına vurduğum, arada bir kaldırıp üstünü başını düzelttiğim, bir köşeye çekip konuşup telkinde bulunduğum ama mütemadiyen patakladığım öfkem, kaybım, eksiğim.

Öyle birşey ki, düzeltilemez ve iyileştirilemez hayati bir hata. Zamana yayılmış bir trajedi veya tedavi edilmemiş bir cilt hastalığı gibi. Kaşınan, kaşıdıkça kanayan, büyüyen ve yayılan!

İçimin rahat ettiği tek şey; konuyla birinci dereceden ilgili olsam dahi olayların böyle gelişmesine etken olmayışım.

11 Nisan 2012 Çarşamba

Uygarlık, medeniyet.. Ne ola?


Birkaç ay evvel, hiç alakam olmadığı halde bir röportaj yapmış ve şöyle bir soru sormuştum muhattabıma;

"Ulaştırmaya verilen önemin, bir toplumun uygarlık düzeyine işaret ettiğini söyleyebilir miyiz?"

- Tabi ki... Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkeler var. Bunlara farklı açılardan baktığınız zaman ölçüyü görebilirsiniz. Ben şöyle bir örnek veriyorum; "zenginlik ölçüsü ne?" Milli gelir. 
.. şeklinde giden bir cevap vermişti.

23 Kasım 2010 Salı

moderen

Dün akşam inanılmaz güzel bir akşamdı.

Herşey yine bendenizin küçük yalanıyla başladı;
- televizyon arızalı hayatım (silinmiş bir kanalın karanlık arıza mesajlı ekranını göstererek) üzgünüm, olsun müzik dinler sohbet ederiz (ben10 izleyecek ardından da 'hayvanat bahçesi' diye tabir ettiği belgesellere dalacak çünkü) 
dedim..

Ve Mercan oğlum, kesinlikle itiraz etmeden, isyan bayraklarını açmadan kabul etti bunu. Sonra gururunu okşadım "hadi gel oğlumla mum ışığında şöyle güzel bir yemek yiyelim" dedim.

- nee mummu yakçaas?

6 Ekim 2010 Çarşamba

Din kültürü ve ahlak bilgisi...

Geçtiğimiz hafta Mercan'la aramızda geçen bir diyalog;

- ee neler yaptınız bugün aşkito
- yemek yedik, oyun oynadık, paymak boyası yaptık bide dua ettik
- ne duası
- dua ettik işteeee
- nasıl yani, ne dediniz peki

ellerini açıp fısı fısı birşeyler söyleyip 'amin' dedi.

Şimdi...

17 Eylül 2010 Cuma

Okulların açılmasından bize ne? mi ki ne?

Mini mini 1'ler okullu oldu, çalışkan 2'ler ve diğerleri ders başı yaptılar malum...

Yaklaşık 2-3 aydır, oğluma okul arıyorum. Kolej mi devlet mi diyorum, kolejlerin vaad ettikleri programlar ve eğitim planları "gel ha böle" diye çekerken kendi kendime "biz devlet okulunda büyüdük bi tarafımız da eksik değil, oğlum kolejli olunca başı göğe erer mi, bir çocuk 'almaya kapalı' ise yılda 20-30 bin lira sokuşturduğum kurumdaki insanlar ona ne verebilirdi?"

6 Ağustos 2010 Cuma

Belki alzheimer olursam..

Sabah saat 10 sularında ancak uyanabilmiştik. Geç kalmışlığın verdiği dayanılmaz hafiflikle elime geçen tası tarağı toplayıp bir çantaya attığımı ve evden çıktığımı hatırlıyorum. Oysaki kuaför randevum 11'de idi. Yanımda o zamanımın kankası, şimdinin tanımdağım insanı bir arkadaşım. Koştur koştur gittik, sanki yetişmemiz gereken birşey yokmuş gibi "biz geldiiik" diye daldık içeri. Ne o dizilerdeki gibi saç baş provası, ne de başka bir zırva. Gittim oturdum koltuğa. "Nasıl birşey yapalım" dedi, dedim "valla yap bişey işte geç kalıyoruz".

2 Ağustos 2010 Pazartesi

Mübarek gün

Cuma günü ayın 6'sı imiş...
Ne kadar müthişmiş.
Hem mübarek günmüş, hem bizi cumartesiye bağlarmış,
hem de 7'ye...



Tatil sonrası notlar;
- Hazır yemekten sonra mutfak inanılmaz sıkıcı, bayıcı ve yorucu. Hele bu sıcakta...
- Mercan duvara yapışma tehlikesi yaşıyor, sanırım bir kaç gün daha bu böyle sürecek. Alıştı çocuk ipini koparıp koşmaya...
- İşe gelirken giyinmek çok zor geldi bugün. "ne giycem beeğğn" böğüldemelerim baş gösterdi.
- ve birazdan çıkıp eve gitmeye çalışıyor olmak

3 Aralık 2009 Perşembe

****************
biy assan miyv dedi minik kedi korktu keyebek yeye düştüüü ayı ona ey verdi assan korktu yazık keyebeee anne ayı ona ey verdi atatüyk öyemezsin
*********




:)))

1 akşam önceki potporin buydu oğlum.

bir kaç saat öncesine kadar tüm şarkıları üsturuplu bir şekilde icra ederken, babana konser vermeni istediğimde tuttun hepsini birbirine soktun, sonunda da daha önce hiç ağzından duymadığım birşeyi söyledin..

'atatüyk öyemezsin'

sonrada katıla katıla güldün.

bence yaşına göre güzel yapıyorsun bu işi. yani şarkı-şiir ezberleme işini. çok hoşuma gidiyor senin gelip mutfakta bülbül gibi şakıman...

mikicim, büyüdün valla oğlum ya.

yani öyle bir şey ki, hani ayakkabını çıkartırken yerde gördüğün karıncayı ezip, sonra da "anneeeee bak gebeydi" diyosun ya.. aslında birisi için "geberdi" falan demen hoş olmasada söyleyiş tarzın, bıçkınlığın, delikanlı oluşun başımı döndürüyor.

veya hani sana "seni çok seviyorum" dediğimde, "hayıy ben daaa çok seviyoyum" diye lafı uzatman ve işi bir tür atışmaya çevirmen.

bu arada başım dönüyor demişken.. harbi başım çok dönüyor bu aralar, popomu kaldırıp doktora gitmem lazım ama malum geçirdiğim kötü tecrübeler yüzünden hastaneye gitmeye korkuyor, doktorlara şikayetlerimi anlatmaya tırsıyorum.

doğruya doğru.

doktora gitmedim ama sigarayı bıraktım.

dün.

senin için, benim için, baban için.

artık hayatımdan kesinlikle çıktı. hoş sen sigarayla aramızdaki ilişkiye zaten tanık olmadın çok şükür, hiç göstermedim sana kendimi elimde sigarayla, baban da göstermedi. ama vardı işte.. itiraf ediyorum. çok pis sigara içiyorduk miki. ama artık içmiyoruz. bak buraya da yazdım, hayatta sürmem ağzıma. su içiyim, çay içiyim meyve yiyim dimi annecim.

sen 20 yaşına geldiğinde sesimin travestiler gibi çıkmasını ve seninle gezip tozamamayı, hastalıklı 'yaşlanan' anne olarak evde oturmayı istemiyorum.

kesinlikle

seni seviyom beybi

bu çiçekler de bana olsun hadi :)))


6 Kasım 2008 Perşembe

İyiki Varsınlar....

Bir insanın ömrü ne kadardır ki? Yaşadığı kadar...

Kim bilir sonunu, nerede nasıl başladığını anlayamamışken, "öylesine" gelişmişken.

Anneler seçilmez, babalar seçilmez.. Aşk da ısmarlanmaz, gelir vurur dan diye kalbinden. Aşkınla sıcak yemekler pişirir, küçücük koltuklara sığar, soğuk odaları ısıtırsın.. Sonra çoğaltmak istersin aşkı, yayılsın, sana yeni öğretiler getirsin istersin.

Bir çocuk verir Tanrı. Gün yüzlü, güneş yüzlü, pamuklardan yumuşak, pırlantalardan parlak, bilmediğin ve kıyaslayamayacağın bir kokuda, 'cennetten geldi' dediğin yavrun.

Birlikte sarılırlar yine. Anne, baba ve çocuk. Çocukla çocuk olur baba, anne her ikisine anne. Birlikte sarılır ve uyurlar, soğuk odaları ısıtır, küçük tabaklarında sebzelerini yer, el ele tutuşup sütlerini içerler.
Yarın benim için apayrı güzel bir gün.
Hayat arkadaşımın yaş günü, hayatımın anlamının 18. ayının dolduğu gün.

18 ay mı yoksa 1,5 yaş demek mi daha kulağa dolu kestiremiyorum ama, kesinlikle içi dopdoluydu bu 1,5 yılın.

Hayatımdaki 2 erkeğin kesişen özel günü. Hayatımdaki "iyi ki doğdunuz" demekten mutluluk ve büyük bir haz aldığım 2 erkeğin günü.

İşbirlikçi, tembel, obur sevgililerim. Sizi çok seviyorum.

İyi ki doğdunuz.

24 Eylül 2007 Pazartesi

Bundan iyisi Şam'da Kayısı

Eh benzetmişim kendime :)) Tebrik ediyorum kendimi...




Taşınıyoruz...

Sevgiler