sürünmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sürünmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Aralık 2011 Salı
Yavşaklık Senfonisi
Anlamaya çalışmak zordur bazen. İnsan, genel olarak herhangi bir konuda düşünmeyi, merak etmeyi, ona öğretileni ve dikte edileni yaşamayı seçmenin kolaylığından olsa gerek lüzumsuz görür.
Öyle ya, durup bir an düşününceye kadar tüm bireyler ailelerinden ve çevrelerinden edindikleri gündelik bilgilerle hayatlarını sürdürebilirler. 'Acaba', 'nasıl' gibi soruları sorulmadığı vakit; edinilmiş bilgilerin temellerine inilmezse ve en önemlisi 'seçebilme' özgürlüğü kullanılmazsa kişiler büyük ihtimalle anne-baba hükümdarlığından çıktıklarında da öğrenmiş oldukları kurallarla yaşarlar.
25 Mart 2008 Salı
Mercan'dan haber var!!!!

Uzun ama upuzun sessizliğimiz inanmayacaksınız ama hala TürkTelekom yüzünden. Ekim ayında taşındığımız binaya henüz geçtiğimiz hafta hat çekildi ve bu seferde kabloları sağlam çekmedikleri için telefon ve internetten mahrumuz.
Özetle özürüm bu....
Mercan çok güzel, Mercan çok iyi, Mercan çok tatlı, Mercan büyümede... Fırsat buldukça yazmaya ve fotoğraf paylaşmaya çalışacağım...
5 Kasım 2007 Pazartesi
Uzun sessizlik
Vefalı bir insan evladı olaraktan sizi daha fazla merakta bırakmaya gönlüm elvermedi.
Taşındık, yerleştik iyiyiz. Ancak TT'deki grev nedeniyle henüz internetimiz -bırak interneti telefonumuz bile- yok. ?!+^$#£
Derya bugünlere kadar iyi geldi keyfi yerinde, aklı da tabi merak etmeyin. Mercan efendi kocaman
adam oldu artık meyve / sebze püresi yiyiyor. Ancak tatlı olanı deli gibi yerken, diğerlerini yedirene kadar akla karayı seçtiriyor. Baba olarak ben çabuk pes etsem de Derya sabırla kertik kertik yediriyor. - gıptayla bakıyorum - Diş çıkartmadı, emeklemiyor da paşam.
İşine geldi mi dönüyor sadece işine gelmedi mi milim kıpırdamıyor :) Ellerini çok iyi kullanıyor,
yeri geldiğine burnumuzu veya yüzümüzü yakaladı mı kanatmadan kurtulamıyoruz. :) Ha bir de babasının yegane öğrettiği, merhaba deyince önce elini veriyor sonra da zııt erenköy -onu diyemese de- der misali hızla geri çekiyor :)
Şimdilik yanımda yeni resimlerden yok ama yarın söz resim de eklerim. Siz şimdilik yandaki bu linkte resimlerine bakın çoğu kişi
görmemiş farkındayım ayıp oluyor ama..
Herkese sevgi ve selamlar.
Taşındık, yerleştik iyiyiz. Ancak TT'deki grev nedeniyle henüz internetimiz -bırak interneti telefonumuz bile- yok. ?!+^$#£
Derya bugünlere kadar iyi geldi keyfi yerinde, aklı da tabi merak etmeyin. Mercan efendi kocaman
adam oldu artık meyve / sebze püresi yiyiyor. Ancak tatlı olanı deli gibi yerken, diğerlerini yedirene kadar akla karayı seçtiriyor. Baba olarak ben çabuk pes etsem de Derya sabırla kertik kertik yediriyor. - gıptayla bakıyorum - Diş çıkartmadı, emeklemiyor da paşam.
İşine geldi mi dönüyor sadece işine gelmedi mi milim kıpırdamıyor :) Ellerini çok iyi kullanıyor,
yeri geldiğine burnumuzu veya yüzümüzü yakaladı mı kanatmadan kurtulamıyoruz. :) Ha bir de babasının yegane öğrettiği, merhaba deyince önce elini veriyor sonra da zııt erenköy -onu diyemese de- der misali hızla geri çekiyor :)
Şimdilik yanımda yeni resimlerden yok ama yarın söz resim de eklerim. Siz şimdilik yandaki bu linkte resimlerine bakın çoğu kişi
görmemiş farkındayım ayıp oluyor ama..
Herkese sevgi ve selamlar.
3 Eylül 2007 Pazartesi
Geri Dönüyorum
Dönüşüm muhteşem olsa...
Ohh bugün ne tatlı. Güneş yok. Soluk bir İstanbul'a uyandık. Dün yeni lenslerimi taktığım için görüntü kalitem de 2 misli iyiydi ki sevdim. O ne öyle? Gözüme giren güneşten kaçmalar... Birde yağmur yağdı mı tamamdır. Güzel bir müzik, bir fincan sade kahve, Mercan'la oyunlar, pencereden giren yağmur kokusu.
Güne böyle güzel hissiyatlarla uyanınca zihnimin bir kenarına itiverdiğim diğer güzellikleri de hatırladım. Daha da mutluyum şimdi.
Kısa -ve biraz uzun- bir zaman sonrasında yeniden işime döneceğim. Nasıl ve ne zaman yapacağımı bilemediğim şeyi biricik sefkilim sayesinde kafama soktum. Kabul ettim, geri döneceğim. Tez vakitte!
Ve bu kararın üstüne akla gelmez heyecanlara kapıldım. Sanki öss'ye gireceğim. Yada evleneceğim, yada doğuma gideceğim.. Ne bileyim. Öyle büyük bir şeydi sanki! Ki uzun bir zaman uzak kaldıysan aslında büyük bir adımdır. Hele hele tasarımcı iseniz korkularınızın olması muhtemeldir. "Acaba ben eskidim mi, köreldim mi?" gibi düşünceler kaçınılmazdır. Zaten kaçamadım uzun bir süre sektörle ilgili forum, site ve blogları karıştırıp kurcalayıp durdum. Yapılanları, konuşulanları, eleştirilenleri görmek heyecanımı hem arttırdı hem bastırdı. Arttırdı çünkü çok güzel işler çıkartan insan var! Bastırdı; çünkü malesef son yıllarda Türkiye'de bir çeşit mezarcı işveren ve "ne versen olur abii" diyen tasarımcının yandan yemişinden grup türedi bu da harbi tasarımcıyı zora soktu. Zira herkes ucuza iş yaptırmak, ucuza eleman çalıştırmak ister halde. Bunları desteklercesine de iki program öğrenip ortalıkta "tasarımcıyım" diye gezinen şuursuzlar eklenince seyreyleyin gümbürtüyü.
2005 senesinde 20$'a logo tasarımı yaptığını söyleyen biri yüzünden potansiyel müşteri ile birbirimize girmiştik. Adamcağız ise olaya o kadar basit bakıyordu ki benim bastırmalarım karşısında "yaa ben bi logo istiyorum" deyiverdi.
Daha uzatmayayım.
Geri döneceğim.

Önce biraz çalışmak lazım tabi. Yeni programlar girmiş gündeme.. Yeni uygulamalar ortalıkta dönmekte.
İçimde fışkırmaya hazır bir sürü şey var. Bunları fışkırtacağım bir ajans bulacağım
Ve geri döneceğim. Renklerime :)
Ohh bugün ne tatlı. Güneş yok. Soluk bir İstanbul'a uyandık. Dün yeni lenslerimi taktığım için görüntü kalitem de 2 misli iyiydi ki sevdim. O ne öyle? Gözüme giren güneşten kaçmalar... Birde yağmur yağdı mı tamamdır. Güzel bir müzik, bir fincan sade kahve, Mercan'la oyunlar, pencereden giren yağmur kokusu.
Güne böyle güzel hissiyatlarla uyanınca zihnimin bir kenarına itiverdiğim diğer güzellikleri de hatırladım. Daha da mutluyum şimdi.
Kısa -ve biraz uzun- bir zaman sonrasında yeniden işime döneceğim. Nasıl ve ne zaman yapacağımı bilemediğim şeyi biricik sefkilim sayesinde kafama soktum. Kabul ettim, geri döneceğim. Tez vakitte!
Ve bu kararın üstüne akla gelmez heyecanlara kapıldım. Sanki öss'ye gireceğim. Yada evleneceğim, yada doğuma gideceğim.. Ne bileyim. Öyle büyük bir şeydi sanki! Ki uzun bir zaman uzak kaldıysan aslında büyük bir adımdır. Hele hele tasarımcı iseniz korkularınızın olması muhtemeldir. "Acaba ben eskidim mi, köreldim mi?" gibi düşünceler kaçınılmazdır. Zaten kaçamadım uzun bir süre sektörle ilgili forum, site ve blogları karıştırıp kurcalayıp durdum. Yapılanları, konuşulanları, eleştirilenleri görmek heyecanımı hem arttırdı hem bastırdı. Arttırdı çünkü çok güzel işler çıkartan insan var! Bastırdı; çünkü malesef son yıllarda Türkiye'de bir çeşit mezarcı işveren ve "ne versen olur abii" diyen tasarımcının yandan yemişinden grup türedi bu da harbi tasarımcıyı zora soktu. Zira herkes ucuza iş yaptırmak, ucuza eleman çalıştırmak ister halde. Bunları desteklercesine de iki program öğrenip ortalıkta "tasarımcıyım" diye gezinen şuursuzlar eklenince seyreyleyin gümbürtüyü.
2005 senesinde 20$'a logo tasarımı yaptığını söyleyen biri yüzünden potansiyel müşteri ile birbirimize girmiştik. Adamcağız ise olaya o kadar basit bakıyordu ki benim bastırmalarım karşısında "yaa ben bi logo istiyorum" deyiverdi.
Daha uzatmayayım.
Geri döneceğim.

Önce biraz çalışmak lazım tabi. Yeni programlar girmiş gündeme.. Yeni uygulamalar ortalıkta dönmekte.
İçimde fışkırmaya hazır bir sürü şey var. Bunları fışkırtacağım bir ajans bulacağım
Ve geri döneceğim. Renklerime :)
15 Ağustos 2007 Çarşamba
Renklerim geri gelin!
Mercan doğduğundan beri çok şey değişti hayatımda. Tüm saat, dakika ve saniyeler onun. Son sözü o söylüyor hep. Dinlenmek, gezmek, eğlenmek, yemek herşey onun ağzından çıkacak bir 'agu'ya bakıyor. Ve bu gidişat bazı şeyleri unutturuyor insana. Yapılacak işi değil, nasıl yapılacağını. Bunca zaman nasıl yapıldığını, nasıl başlandığını. Bunları saymayacağım tabi. Ama 'hadi bir post atayım' diye iç geçirdiğimde ne yazacağımı ve nasıl başlayacağımı bilemedim. Bodoslama girdim.
Nereden başlamalı ki?
Öncelikle bir önceki 'Kaşık' -neden kaşık, kaşık kim, nereden çıktı bilmiyorum- postu Mercan'ın Babası'na ait. Kafa karışıklığını bir tek kişinin dile getirebilmiş olmasına istinaden aydınlatmak istedim ki; o postu biz Mercan ile anneanneye kalmaya gittiğimizde sıkıntı ve yalnızlıktan atmış. İşte çocuk böyle birşey! Ne onunla ne de onsuz!!!
Bazen düşünüyorum, bir kaç annem baksa bende kafamı dinlesem diye. Sonra dr. kontrolü için onsuz kaldığım 1-2 saat aklıma geliyor. Ölüm gibi. Acaba uyandı mı, uyudu mu, ağladı mı, mamasını içti mi, huysuzluk ediyor mu, değişik sesler çıkarmış mıdır.. şeklinde.
İmkanı yok kafamı dinleyemem. Onsuzluğun içinde sorularla fazlasıyla içli dışlı oluyorum.
Kafam allak bulak. Bazen ne istediğimi ben bile bilemiyorum. Birşeyden emin oluyorum zaman zaman. 'Tamam budur' diyorum. Ama sonra yine fikir değiştiriyorum. Mutsuz oluyorum, umutsuz oluyorum. O zamanlarda da herşeyi kapkara görüyorum.
Karamsarlık!
Daha önce konu edilmiştir ki; hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.
Hoş bebekle yaşamak alışılabilir ve ayak uydurulabilir birşey. Herşey zamana bakıyor. Ebeveynlerin çocuğunun huyunu suyunu kavraması ile alakalı. Bir zaman sonra neyi neden yaptığını anlayabiliyorsun. 3 aylık bile olsa... Fakat çözülmesi zor olan kendine zaman ayırma kısmı. Kafayı boşaltma ve hafifleme. Bir süreliğine hiçbirşey düşünmeme veya düşünememe. Keşke diyorum; kafama darbe alsam ve bir süre hiçbirşey düşünmesem.
Aslında bugün çok güzel bir gün. Uzun bir aradan sonra dün Mercan'ı doyasıya kucağıma aldım, onu kucağımda uyuttum, evin içinde dolaşarak tüm objelere "aa bak bu neymiş" diye dakikalarca bakabildim oğlumla. Ve yine üzülerek söylüyorum ki bugün yine uzun bir aradan sonra ilk kez Mercan'ımı tek başıma yıkayabildim.
Bunlar basit şeyler değil mi?
Değil. 3 aylık anneliğinin neredeyse 2 ayını bitmek tükenmek bilmez bel ve sırt ağrıları ile geçiren, bu yüzden oğlunu kucağına alamayan, yatağına yatıramayan kullanması gereken ilaçlar yüzünden sütten kesen biri için hiç değil. Bu ayrı mevzu tabi...
Sözün özü... İşini bilmeyen bir doktor yüzünden boş yere ilaçlar kullandım, işe yaramadı süründüm durdum. Sonra bir başka doktor sayesinde sorunumun çok farklı birşey olduğunu öğrendim
Nokta.
Bugün oğluma banyo yaptırdım.
Tek başıma
Bugün güzel bir gün.
Peki ya yarın...
Yarın yüzümü asacak, içimi burkacak bir başka şey bulacağım. Düşünecek o kadar çok şey var ki, aradan bir tanesi illa bu işe yarar. Canımı sıkmak için yer mi arıyorum? Hayır hayır.. kesinlikle. Hayatta en önemli şeyin sağlık olduğunu anladım. Herşeyi değiştirir küçük bir yara. İstekleri, beklentileri, ilişkileri...
Yorgunum ve canım sıkkın. Kendiliğinden. Bahar temizliği gibi derin bir hava değişimine ihtiyacı var ruhumun.
Çığlık atmanın işe yarayacağını bilsem atacağım. Akan kanın kötü şeyleri de dışa atacağını bilsem bir yerimi keseceğim.
Cinsiyetime has bir özellik mi bazen küçük şeylerle iyileşememe?
Saçımızı da boyattık. Neye yaradı?
Mesela çalışmak istiyorum, çalışmaya ihtiyacım var, hep işe yarar. Ama çalışamıyorum, Mercan'ı bırakamıyorum, onu bırakmak için başka taşların yerini değiştirmem lazım, onların yerini değiştirmek demek başka şeyler demek.. of of of
Çok kötü fena dağılmışım farkında değilim. Yazmamaya çalıştığım şeylerden kaçarken hepsi birer birer sobeledi beni.
Günün geri kalanını kurtarmak için Mercan'ın agu, egi, anni, agaa ve hieaa'lardan başka bir ses çıkarması lazım.
Benden birşeyler gitti sanırım. Sahip olduğum veya sahip olduğumu sandığım. Böyle hissediyorum. Birşeyler eksik. Hani sanki evde birinin eksilmesi gibi. Onun sesini cismini ararsınız. Onunla yapılan ve yapılmış şeyleri düşünür hüzünlenirsiniz. Ararsınız işte. Hah işte ne güzel anlattım. Kesinlikle anlattım eminim. Böyle işte... Onlar geri gelse bende geri geleceğim sanki.
Duymaya, görmeye veya hissetmeye alıştığım şeyler geri gelin. Gelin de beni geri getirin!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)