Geçtiğimiz hafta Mercan'la aramızda geçen bir diyalog;
psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 Ekim 2010 Çarşamba
8 Temmuz 2010 Perşembe
anneye bok atmak!
Akşam üstü olunca ben;
ne çalan telefon ne gelen mail, hiçbirşey iplemeden kopup çıkıyorum ofisten. Doğru eve, dağınıksa toplamaya, çamaşır, temizlik vs varsa onları halletmeye ve yemek yapmaya...
ne çalan telefon ne gelen mail, hiçbirşey iplemeden kopup çıkıyorum ofisten. Doğru eve, dağınıksa toplamaya, çamaşır, temizlik vs varsa onları halletmeye ve yemek yapmaya...
15 Haziran 2010 Salı
utanıyorum artık
Ya oğlumun son zamanlardaki kıro görüntüsünden gerçekten utanıyorum, bazen komik geliyor tamam ama.. insan içinde ve hatta sokakta yürürken, veya hoş bir tezgahtar kızla karşı karşıyayken....
elin apışaranda, pipini kavramandan ve kaçacakmış gibi asılmandan utanıyorum ! :) :((
komik ama ayıp yaaaa
hadi, "yapma-etme" diyerek olayın cazibesini arttırmayayım diyorum küçücük aklında. "oğlum, biryerin mi acıyor, neden tutuyorsun" diyorum "aşkım bi sorun varsa doktora gidelim" diyorum, "mercan öğretmenin yaptığın şeyin çok ayıp olduğunu söyledi" diyorum... tınnn
8-10 saniyeliğine bırakıyor, arkasını dönünce hooop yeniden avuçluyor. ah napıcaz bilmiyorum.
şu sıralar cinsiyetiyle öylesine övünüyor ki fotoğraf ekleyemiyorum hiçbiryere... ya eli orasında, ya da komple çıplak!!
Mesela haftasonunda terasa dedesinin aldığı şişme havuzu koyduk, su doldurduk, plastik balıklar falan.. vs..
"ben çıpyak giricem"
************************
ve tabi yaklaşan babalar günü..

her ne kadar memoya zorla kendime hediye aldırmış olsamda,
ve o mercan'a "oğlum annenin anneler gününü kutlayalım" demese, ve dedirtmesede, beni bundan mahrum bıraksada, yinede insanlık bende kalsın, çocuk yol-nizam görsün diye kibar olacağım.
Hatta kibarlığımdan öleyim diye oturdum tişört baskısı çalıştım, nadide bir müessese var, bastıracağım orada. Birde üstüne diğer hediyesini araştırıyorum, o da yetmez gibi adada güzel bir gün geçirelim diye organizasyon yapmaya çalışıyorum.
Birgün karşılığını alamayacağımı bile bile, bunları yapacağım evet :)
Sürekli indirim hep indirim yapan marrefoursa gibiyim.
elin apışaranda, pipini kavramandan ve kaçacakmış gibi asılmandan utanıyorum ! :) :((
komik ama ayıp yaaaa
hadi, "yapma-etme" diyerek olayın cazibesini arttırmayayım diyorum küçücük aklında. "oğlum, biryerin mi acıyor, neden tutuyorsun" diyorum "aşkım bi sorun varsa doktora gidelim" diyorum, "mercan öğretmenin yaptığın şeyin çok ayıp olduğunu söyledi" diyorum... tınnn
8-10 saniyeliğine bırakıyor, arkasını dönünce hooop yeniden avuçluyor. ah napıcaz bilmiyorum.
şu sıralar cinsiyetiyle öylesine övünüyor ki fotoğraf ekleyemiyorum hiçbiryere... ya eli orasında, ya da komple çıplak!!
Mesela haftasonunda terasa dedesinin aldığı şişme havuzu koyduk, su doldurduk, plastik balıklar falan.. vs..
"ben çıpyak giricem"
************************
ve tabi yaklaşan babalar günü..

her ne kadar memoya zorla kendime hediye aldırmış olsamda,
ve o mercan'a "oğlum annenin anneler gününü kutlayalım" demese, ve dedirtmesede, beni bundan mahrum bıraksada, yinede insanlık bende kalsın, çocuk yol-nizam görsün diye kibar olacağım.
Hatta kibarlığımdan öleyim diye oturdum tişört baskısı çalıştım, nadide bir müessese var, bastıracağım orada. Birde üstüne diğer hediyesini araştırıyorum, o da yetmez gibi adada güzel bir gün geçirelim diye organizasyon yapmaya çalışıyorum.
Birgün karşılığını alamayacağımı bile bile, bunları yapacağım evet :)
Sürekli indirim hep indirim yapan marrefoursa gibiyim.
31 Mayıs 2010 Pazartesi
yeni hafta
Haftaya çok güzel başladığım söylenemez. Sabah haberlerde üzücü şeyler gördüm, yolda radyoda duydum falan.... yine askerlere yönelik saldırı ve gazze'ye giden konvoydaki gemimize saldırı falan oldu israilce..
ulan bi bok yedin, bu neden???? dil, din, ırk ve mezhep çatışmalarının kan davasına dönüşmesini anlamadığım gibi böylesine kural tanıyamayacak kadar gözleri kör eden, ahlaksız eden hırsı hiç anlamıyorum. Ya ama harbiden anlamıyorum. vaad edilen topraklara yayılıcam diye kan döküp duruyorlar. yüzyılca barış içinde yahudisi, müslümanı, hristiyanı bir arada yaşamış o topraklarda. bir tekini bırakmayana kadar kan dökünce başına ne gelmesini bekliyosun ki? dünya ekonomisini yönetiyosun, arkandan ımerika'nın sonsuz (!) desteği.. belki dünyanın en büyük askeri gücü.... yaw ne şerefsiz bi millettir ya?
o katledilen çocuklar....... offffff ay içim darlandı yine
zaten haftasonu da oğlumun başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmedi. heryerini yara bere içinde bıraktı, heryerden düştü, heryere vurdu kendini! günü sırtını orta sehpaya vurarak sonlandırdı ki kalp spazmı geçirecektim kanım dondu oraya çarpınca. Çok şükür ki birşey olmadı ama günün sonunda haftasonu işkencesine maruz kalmış bir çocuk görünümüne büründü ve tabi akşamın bir saati evin şeklini değiştirdik. 2 senedir tehlike arz etmeyen masum beyaz sehpa şu an tamamen görüş alanımızdan uzak, kuytu izbe bir köşede sürgüne gönderildi.
haftasonu yoruldum. akşam terasta tıkındık, yedik içtik. hatta bütün haftasonu yedik. her zamanki gibi oğlum bir kaç kare poz çekti :)) yavrım.
şimdi tabi bu günden itibaren günde 1 saat değil, 2-3 saat salonda tepişmem gerektiğini düşünüyorum...
13 Nisan 2007 Cuma
Mı acaba?
Dönek bir ilk bahar sabahından merhaba...
Gökyüzü şu an gri, bulutlar dolanıyor. Uyku sersemi kuşlar günlük güneşlik bir hava varmış gibi cik cik ötüp duruyor ve insanı gereksiz bir heyecana itiyorlar.
Sanki sokaklarda fazla insan bile yok bugün?
Neler oluyor? Hava dolanıyor.
"Acaba yağsam mı yağmasam mı?" diye düşünüyor.
Bende yaklaşık yarım saat önce "bak ne güzel hava karanlık, uyusam mı uyumasam mı?" diye düşündüm. Tabi kararımı vermemde uyanan metabolizmanın ve bacaklarımın uyuştuğu sinyalini alan beyin olduğunu iddia eden şeyin payı büyüktür.
Bugün itibari ile 9. aya girmiş bulunuyormuşuz. Bense artık bir an önce çıkmak istiyorum. Bir zamanlar bitmesin istediğim büyülü ve mucizevi bir çok olayı barındıran şu dönemden...
Doğum sonrası depresyonun damarlarımdaki asil kanda dolaştığını hissediyorum. Hatta "doğum öncesi depresyon" olarak tarafıma kıyak geçtiğini bile düşünüyorum. Ki sonrasında kolay atlatayım...
Artık bir an önce Mercan'ımı görmek ve normal hayatıma normal bir şekilde devam etmek istiyorum. Ancak hiçbirşeyin eskisi kadar normal olamayacağı gerçeğinin de farkındayım.
Kendimle ilgili kısım kesip atmak istediğim fazladan bir uzuv gibi zaten.
Keşke gerçekten kesip atabilsem..
Fermuarını açarak üzerimden attığım sarı naylon bir tulum olsa yüzümü asan herşey.
Sonunda yeniden vitrinlerin önünden başımı önüme eğmeden geçebilsem..
(çok ezik gördüm kendimi)
Düşünmekle olmuyor ya bu işler, yine de iyiyi düşünerek iyiyi bulma çabasıyla herşeyin yavaş yavaş eski halini alacağını hayal ediyorum. Hayal değildir ama umarım.
Hayatımdaki tek değişim gerçekten bir aile olmuş olmak ve artık çalışıp çabalamak, en dandik günümde gülücükler saçmak için gerçek bir sebebimin olmuş olmasıdır. En azından böyle olmalı..
Bu kadar düşünmeye her gece rüyalarda doğumhane ziyareti yapılır, Mercan güler, Mercan ağlar, Mercan'ın saçları okşanır. Arasıra dj edasıyla Dr. da ortamda dolanır durur.
Fakat uyandığında eğer düşünmeyi akıl edebilirsen... Hayatta ondan başka mühim hiç bir şey yoktur ki. Baksana rüyalarında. Çünkü asıl sıkıntı elini koyarak hissetmeye çalıştığın bebeğinin özlemidir. Bir zaman sonra bunlar seni kesmez ve kucağına alarak eserini seyretmek istersin.
İsterse gecelerce ağlasın.
Sorun değil. Kendi oltama geldim.
Benim derdim kimi ne kadar seveceğim. Ve sevgimi ne kadar sunabileceğim. Saygıları yitirmeden...
Mercan babasına karşı! Inınınınn....
İzleyelim görelim diyorum
Gökyüzü şu an gri, bulutlar dolanıyor. Uyku sersemi kuşlar günlük güneşlik bir hava varmış gibi cik cik ötüp duruyor ve insanı gereksiz bir heyecana itiyorlar.
Sanki sokaklarda fazla insan bile yok bugün?
Neler oluyor? Hava dolanıyor.
"Acaba yağsam mı yağmasam mı?" diye düşünüyor.
Bende yaklaşık yarım saat önce "bak ne güzel hava karanlık, uyusam mı uyumasam mı?" diye düşündüm. Tabi kararımı vermemde uyanan metabolizmanın ve bacaklarımın uyuştuğu sinyalini alan beyin olduğunu iddia eden şeyin payı büyüktür.
Bugün itibari ile 9. aya girmiş bulunuyormuşuz. Bense artık bir an önce çıkmak istiyorum. Bir zamanlar bitmesin istediğim büyülü ve mucizevi bir çok olayı barındıran şu dönemden...
Doğum sonrası depresyonun damarlarımdaki asil kanda dolaştığını hissediyorum. Hatta "doğum öncesi depresyon" olarak tarafıma kıyak geçtiğini bile düşünüyorum. Ki sonrasında kolay atlatayım... Artık bir an önce Mercan'ımı görmek ve normal hayatıma normal bir şekilde devam etmek istiyorum. Ancak hiçbirşeyin eskisi kadar normal olamayacağı gerçeğinin de farkındayım.
Kendimle ilgili kısım kesip atmak istediğim fazladan bir uzuv gibi zaten.
Keşke gerçekten kesip atabilsem..
Fermuarını açarak üzerimden attığım sarı naylon bir tulum olsa yüzümü asan herşey.
Sonunda yeniden vitrinlerin önünden başımı önüme eğmeden geçebilsem..
(çok ezik gördüm kendimi)
Düşünmekle olmuyor ya bu işler, yine de iyiyi düşünerek iyiyi bulma çabasıyla herşeyin yavaş yavaş eski halini alacağını hayal ediyorum. Hayal değildir ama umarım.
Hayatımdaki tek değişim gerçekten bir aile olmuş olmak ve artık çalışıp çabalamak, en dandik günümde gülücükler saçmak için gerçek bir sebebimin olmuş olmasıdır. En azından böyle olmalı..
Bu kadar düşünmeye her gece rüyalarda doğumhane ziyareti yapılır, Mercan güler, Mercan ağlar, Mercan'ın saçları okşanır. Arasıra dj edasıyla Dr. da ortamda dolanır durur.
Fakat uyandığında eğer düşünmeyi akıl edebilirsen... Hayatta ondan başka mühim hiç bir şey yoktur ki. Baksana rüyalarında. Çünkü asıl sıkıntı elini koyarak hissetmeye çalıştığın bebeğinin özlemidir. Bir zaman sonra bunlar seni kesmez ve kucağına alarak eserini seyretmek istersin.
İsterse gecelerce ağlasın.
Sorun değil. Kendi oltama geldim.
Benim derdim kimi ne kadar seveceğim. Ve sevgimi ne kadar sunabileceğim. Saygıları yitirmeden...
Mercan babasına karşı! Inınınınn....
İzleyelim görelim diyorum
20 Mart 2007 Salı
Bekliyoruz
Artık bir beklemek kaldı
Gözlerimi kapayıp kokunu duymaya
Ellerinde ısınmaya
Gözlerinde yeniden doğmaya
Gecemi gündüzüme katmana
Ve verebileceğin her türlü acı ile hayatıma anlam katmana
11.03.2007
Gözlerimi kapayıp kokunu duymaya
Ellerinde ısınmaya
Gözlerinde yeniden doğmaya
Gecemi gündüzüme katmana
Ve verebileceğin her türlü acı ile hayatıma anlam katmana
11.03.2007
7 Mart 2007 Çarşamba
Mutluluğun kaynağı
Kiki teyze istek yapmış...
Sanırım ajandasına "bebek yapılacak" diye yazacak ama emin olmak için hamile kişinin duygu düşüncelerini öğrenmek istemiş, memnun kalırsa o notu düşecek :)))
E bende yemedim içmedim (yalan) ona cevap yetiştiriyorum..
Öncelikle belirtmeliyim ki, bu süreç insanı fazlasıyla yumuşatıyor. Yumuşacık pamuk pamuk oluyosun. Yumoş reklamlarındaki ayıyı düşün.. Aynı öyle. Sağa sola bakıp gülücükler saçar, gözlerinden lavanta, burnundan okyanus ferahlığı, kulaklarından da bahar tazeliği çıkartabilirsin!
Sinir bozucu ve kesinlikle 'aptal' ne kadar mahlukat var ise, yaradılışından ötürü tarafınca kabul görür bu dönemde. Mesela artık üst komşumu öldürmek veya kapımın önünden geçerken aniden kapıyı açarak ödünü patlatmak istemiyorum. Onunda bir anne olduğunu, kim bilir nelere göğüs germiş olduğu ve hatta gerdiği, evrendeki herkesin sahip olduğu mutlak sorunların yanında gerçekten kayda değer yaşama sebeplerinin de olduğunu düşünüyorum.
Yüzünü görmemeye çalışıyorum.. Oluyor.
Sonra korkak, içine kapanık tedavisi yarım kalmış akıl hastasına da dönebiliyorsun.
Belki günümüzde yaşananlar yüzünden...
Sahilde yalnız yürümeye korkar oluyorsun. Oysa bu her zaman yaptığın, taytını giyip ceylan gibi sekerek yaptığın olağan ruh okşayıcı bir tür aktivite!
Ona buna dalaşmaktan, laf sokmaktan, cevap yetiştirmekten, birşeyleri izzah etmeye çalışmaktan, açıklamalarda bulunmaktan, doğru yolu gösterme çabalarından vazgeçiyorsun.
Çünkü hassassın. Bir küçük bakış seni foşur foşur ağlatır!
Çok çok hassassın. Her konuda.
Gece kırk kere uyanıp "amanın oğluşumu ezmiş olabilirmiyim" diye yanındaki vatandaşın uykusunu rezil edecek kadar :)
Gün içinde kek, börek, çikolata yiyip sonrada "ama bunlar faydalı şeyler değillerdiiiiii" diyerek 2 bardak süt, 2 portakal ve faydalı olduğuna inandığın ne varsa yiyip midenin yanmasına sebebiyet verecek kadar!
Minibüste ayakta kaldığımda her frene basıldığında karnımla oturanlara zor anlar yaşatacak kadar
Son olarak da restoran gördüğün her yerde kocinin gözlerinin içine ezik ezik bakacak kadar :))
Bunlar şakayla karışık gerçekler. Ya da şakalaştırılmaya çalışılmış acı ama gerçekler..
Yastığa sarılmak gibi, her dişinin kendine has duygular ve eylemlerle sürdüreceği ve yaşayacağı bir dönem bu.
Fakat dikkatimi çeken, çoğu şeyde yaptığımız gibi kafamızda oluşan kurgular bu dönemde pek tutturulamıyor.
Ben "hamileliğimde yan gelir yatar, bol bol naz piyaz yaparım" diyordum. Yan yatmak ne kelime, 10 dk. dan fazla aynı şekilde oturamaz oldum. Koşullar veya sağlık sorunları değil buna sebep. Alışık olmadığım bir şeydi ve bunu gerçekleştiremedim!
Yine sabah 07:30' da kalktım, yine gazetemi okudum, sigara içemediğim için tıkındım durdum.
Bol bol müzik dinleyip dinlettim.
Ne kazak ördüm ne atkı.
Ben örmeyi beceremem, becermeyi geç bilmem :)
Yine çalıştım, işim olmadığında kendime iş yarattım.
Yani yan yatmaca yapamadım.
Ama akşamları bol bol naz yaptım :)
Fakat gel gelelim şu haftalardan itibaren artık, "ne yapsamda çevremdekilere benim hamile olduğumu dannn diye anımsatsamda acı çektirsem" diye düşünür oldum.
Oğlum kocaman oldu.
Elimi koyuyorum dinliyor, seslenirsem hareketleniyor
Her gün düzenli bir programla yaşarsan bebeğin de sana uyuyor.
Bir sabah uyuyasın tutsa, o zorla uyandırıyor
Müzik dinleme saatini biliyor.
Annesinin suyu ne kadar çok sevdiğini biliyor.
Öyle ki lavaboya akıtılan suyun sesini ayırt edebildiğini düşünüyorum hareketlerinden
Bunlar çok özel, güzel ve kaçırılmaması gerekilen anlar.
Bebeğim doğduktan sonra, onu herkes sevecek ve benim dışımda başkaları onu anlamaya çalışacak. Oğlum benden başkalarının yaptıklarına da tepkiler verecek.
Ama şu an, sadece birbirimize aitiz.
Birlikte yorulup birlikte neşeleniyoruz. Ben gülünce o hareketlenir, ben üzgünsem o da sıkıntıdan uyur..
Ve sadece ikimize ait iletişim yollarımız var. Onun rahatsız olduğunu benden başka kim anlayabilir ki? Elini ayağını, poposunu ordan oraya kaydırırken, onu gözlerinin önünde en güzel kim canlandırabilir ki?
Mercan sürpriz yaptı "hey ordakiler ben geliyorum haberiniz olsun" diye.
Bir bebek, yada ben? Bir bebek ve ben? Benim hayatım düzensizdi, bir bebeğin ne işi vardı?
Ama gördüm onu, dr.'un tanıdığı bana göre ise tanımlanamayan cisim olan bebeğimi.
Kararını vermiş, gelesi var. Ve daha güzeli bana böylesine güzel, kıymetli bir armağan sunulmuş. Nasıl geri çevirebilirdim ki?
Herşeye tamam dedim.
Gel.
Hadi...
Sanırım ajandasına "bebek yapılacak" diye yazacak ama emin olmak için hamile kişinin duygu düşüncelerini öğrenmek istemiş, memnun kalırsa o notu düşecek :)))
E bende yemedim içmedim (yalan) ona cevap yetiştiriyorum..
Öncelikle belirtmeliyim ki, bu süreç insanı fazlasıyla yumuşatıyor. Yumuşacık pamuk pamuk oluyosun. Yumoş reklamlarındaki ayıyı düşün.. Aynı öyle. Sağa sola bakıp gülücükler saçar, gözlerinden lavanta, burnundan okyanus ferahlığı, kulaklarından da bahar tazeliği çıkartabilirsin!
Sinir bozucu ve kesinlikle 'aptal' ne kadar mahlukat var ise, yaradılışından ötürü tarafınca kabul görür bu dönemde. Mesela artık üst komşumu öldürmek veya kapımın önünden geçerken aniden kapıyı açarak ödünü patlatmak istemiyorum. Onunda bir anne olduğunu, kim bilir nelere göğüs germiş olduğu ve hatta gerdiği, evrendeki herkesin sahip olduğu mutlak sorunların yanında gerçekten kayda değer yaşama sebeplerinin de olduğunu düşünüyorum.
Yüzünü görmemeye çalışıyorum.. Oluyor.
Sonra korkak, içine kapanık tedavisi yarım kalmış akıl hastasına da dönebiliyorsun.
Belki günümüzde yaşananlar yüzünden...
Sahilde yalnız yürümeye korkar oluyorsun. Oysa bu her zaman yaptığın, taytını giyip ceylan gibi sekerek yaptığın olağan ruh okşayıcı bir tür aktivite!
Ona buna dalaşmaktan, laf sokmaktan, cevap yetiştirmekten, birşeyleri izzah etmeye çalışmaktan, açıklamalarda bulunmaktan, doğru yolu gösterme çabalarından vazgeçiyorsun.
Çünkü hassassın. Bir küçük bakış seni foşur foşur ağlatır!
Çok çok hassassın. Her konuda.
Gece kırk kere uyanıp "amanın oğluşumu ezmiş olabilirmiyim" diye yanındaki vatandaşın uykusunu rezil edecek kadar :)
Gün içinde kek, börek, çikolata yiyip sonrada "ama bunlar faydalı şeyler değillerdiiiiii" diyerek 2 bardak süt, 2 portakal ve faydalı olduğuna inandığın ne varsa yiyip midenin yanmasına sebebiyet verecek kadar!
Minibüste ayakta kaldığımda her frene basıldığında karnımla oturanlara zor anlar yaşatacak kadar
Son olarak da restoran gördüğün her yerde kocinin gözlerinin içine ezik ezik bakacak kadar :))
Bunlar şakayla karışık gerçekler. Ya da şakalaştırılmaya çalışılmış acı ama gerçekler..
Yastığa sarılmak gibi, her dişinin kendine has duygular ve eylemlerle sürdüreceği ve yaşayacağı bir dönem bu.
Fakat dikkatimi çeken, çoğu şeyde yaptığımız gibi kafamızda oluşan kurgular bu dönemde pek tutturulamıyor.
Ben "hamileliğimde yan gelir yatar, bol bol naz piyaz yaparım" diyordum. Yan yatmak ne kelime, 10 dk. dan fazla aynı şekilde oturamaz oldum. Koşullar veya sağlık sorunları değil buna sebep. Alışık olmadığım bir şeydi ve bunu gerçekleştiremedim!
Yine sabah 07:30' da kalktım, yine gazetemi okudum, sigara içemediğim için tıkındım durdum.
Bol bol müzik dinleyip dinlettim.
Ne kazak ördüm ne atkı.
Ben örmeyi beceremem, becermeyi geç bilmem :)
Yine çalıştım, işim olmadığında kendime iş yarattım.
Yani yan yatmaca yapamadım.
Ama akşamları bol bol naz yaptım :)
Fakat gel gelelim şu haftalardan itibaren artık, "ne yapsamda çevremdekilere benim hamile olduğumu dannn diye anımsatsamda acı çektirsem" diye düşünür oldum.
Oğlum kocaman oldu.
Elimi koyuyorum dinliyor, seslenirsem hareketleniyor
Her gün düzenli bir programla yaşarsan bebeğin de sana uyuyor.
Bir sabah uyuyasın tutsa, o zorla uyandırıyor
Müzik dinleme saatini biliyor.
Annesinin suyu ne kadar çok sevdiğini biliyor.
Öyle ki lavaboya akıtılan suyun sesini ayırt edebildiğini düşünüyorum hareketlerinden
Bunlar çok özel, güzel ve kaçırılmaması gerekilen anlar.
Bebeğim doğduktan sonra, onu herkes sevecek ve benim dışımda başkaları onu anlamaya çalışacak. Oğlum benden başkalarının yaptıklarına da tepkiler verecek.
Ama şu an, sadece birbirimize aitiz.
Birlikte yorulup birlikte neşeleniyoruz. Ben gülünce o hareketlenir, ben üzgünsem o da sıkıntıdan uyur..
Ve sadece ikimize ait iletişim yollarımız var. Onun rahatsız olduğunu benden başka kim anlayabilir ki? Elini ayağını, poposunu ordan oraya kaydırırken, onu gözlerinin önünde en güzel kim canlandırabilir ki?
Mercan sürpriz yaptı "hey ordakiler ben geliyorum haberiniz olsun" diye.
Bir bebek, yada ben? Bir bebek ve ben? Benim hayatım düzensizdi, bir bebeğin ne işi vardı?
Ama gördüm onu, dr.'un tanıdığı bana göre ise tanımlanamayan cisim olan bebeğimi.
Kararını vermiş, gelesi var. Ve daha güzeli bana böylesine güzel, kıymetli bir armağan sunulmuş. Nasıl geri çevirebilirdim ki?
Herşeye tamam dedim.
Gel.
Hadi...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)