mutluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mutluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Kasım 2012 Perşembe

Havadis

Sonuna gelmeden yazmadım, hatta herkese söylemedim bile; bir sürü "aaağ niye" sorusuna maruz kalmayayım diye.

Şimdi sonuna gelip, o eşikten atlamış bulunmaktayım. Bugün yeni hayatımın 1.günü..

3 Mayıs 2011 Salı

31 Aralık 2010 Cuma

Hep gelen ama hiç gitmeyen şey....

Bizim hayatımızın bir kısmında birikip duran şey, geldin yine, ne getirdin bize?

Aman, biz iki kadeh birşey içip dostlarla tıkınacağız, rica ediyorum tadımı tuzumu kaçırma, verdiklerin dursun yerinde de, sadece verdiklerine elleşme...

Başka bir dileğim yok, ha bir de ne isterim? iyilik, sağlık, huzur...

6 Ağustos 2010 Cuma

Belki alzheimer olursam..

Sabah saat 10 sularında ancak uyanabilmiştik. Geç kalmışlığın verdiği dayanılmaz hafiflikle elime geçen tası tarağı toplayıp bir çantaya attığımı ve evden çıktığımı hatırlıyorum. Oysaki kuaför randevum 11'de idi. Yanımda o zamanımın kankası, şimdinin tanımdağım insanı bir arkadaşım. Koştur koştur gittik, sanki yetişmemiz gereken birşey yokmuş gibi "biz geldiiik" diye daldık içeri. Ne o dizilerdeki gibi saç baş provası, ne de başka bir zırva. Gittim oturdum koltuğa. "Nasıl birşey yapalım" dedi, dedim "valla yap bişey işte geç kalıyoruz".

22 Ağustos 2007 Çarşamba

Başlıksız




















Zamanın birinde (nasıl bir zaman anlatımıdır anlamam)bir varmış bir yokmuş (deeermişim)...

Tamam suyunu çıkarma!

Adamın biri boş boş oturmaktan baymış kendi kendini.. Hayatın anlamını bulmaya takmış.

Bulduğu (daha doğrusu bulamadığı) hiçbir cevap onu tatmin etmemiş ve başka cevaplar bulmak için herkese sormaya başlamış hayatın anlamını. Ama aldığı cevaplarda ona yetmemiş, ancak elbet bir cevabı vardır diye vurmuş kendini yollara ve köy köy, kasaba kasaba dolaşmış.

Umutlarını yitirecekken bir köyde konuştuğu insanlar ona bu sorunun yanıtını ancak bir kişininin verebileceğini söylemişler. Dağları tepeleri gösterip "aha bu tepenin arkasında" şeklinde biryeri işaret etmişler. Resmen posta koymuşlar.

Amcam söz konusu bilgenin evine vardığında içeri girmiş ve ona da hayatın anlamının ne olduğunu sormuş. Bilge de -bilge ya!- "sana bunun cevabını söylerim ancak önce bir sınavdan geçmen lazım" demiş...
Adam kabul etmiş.

Bilge bir çay kaşığı vermiş adamın eline, içine de silme zeytinyağı doldurmuş. Ne saçma!

"Şimdi çık bahçede bir tur at ve geri gel, yalnız zeytinyağımı dökme, bakıcam kontrol edicem" demiş.

Adam gitmiş geri gelmiş. Gerçekten de bir damla dahi eksilmemiş kaşıktan. Çünkü gözlerini kaşıktan ayırmadan yürümüş geri dönmüş..

Bilge bakmış. Zeytinyağı tam... "Bahçe nasıldı?" diye sormuş adama.

Adam bön bön bakmış tabi. "Ben kaşıktan gözümü ayırmadım..?!?!"
Bunun üzerine bilge; "o zaman tekrar bahçeye çık, bir tur at gel. Ancak bu kez bahçeyi gez, gör. Oradaki güzellikleri gör" demiş.

Adam gezmiş görmüş geri gelmiş biraz sonra. Bilge ona sormuş "bahçe nasıldı" diye.. Adam bahçede gördüğü güzelliklere duyduğu hayranlıktan bahsetmeye başlamış. Kaşığa bakmışlar. Zeytinyağından eser yok.

Bilge gülmüş..
"Hayat senin bakışınla anlam kazanır, ya sadece bir noktayı görürsün hayatın akıp gider sen farkına varmazsın, ya da görebileceğin tüm güzelliklerin ortasında hayatı yaşarsın, akıp giden zamanın da anlam kazanır" demiş.

"Hayatın anlamı senin bakışlarında gizli"


Ne yapmaya çalıştığımı, neler yaptığımı, neler yapapileceğimi sorguluyorum bazen. Yolu yürüsem mi, şuradan bir taksi mi çevirsem?...

ve anladım ki (daha önce de anlamıştım ancak karmaşadan unuttum, bir süreliğine unutmamak üzere yeniden hatırladım-herkese olur-) hayat acayip güzel. Hayat kocaman bir sürpriz, facia, fiyasko ve rüya...

Hayat hergün ayrı bir renk. Dün turuncu idi. Bugün yeşil, yarın mor... Ara sıra siyah, bazen gri. Ama neticede apayrı.

Hayatın anlamı bugün benim için Mercan'ın gülüşüydü. 1 sn. olsun ağlatmamak. Kaşınan diş etlerini kaşıyarak onu rahatlatmak, uykusunu alabilmesi için bu sıcakta koltuğa mıhlanıp 1,5 saat onu sallayarak uyutmak. Pilim bitene kadar...

Dün de hayatın anlamı "mutlu et kendini" idi. Omuzlarım her öne eğildiğinde, içim darlandığında omurgamı dikleştirip yüzüme iki şaplak attım. Canlan, uyuma!

İnsan harcadığı kadar enerji üretiyor. Biraz kestireyim dersen, bütün gün uyuklar durursun. Deli danalar gibi koşturup şarkılar söylersen günün öyle cıvıl cıvıl geçer.

Pozitif düşünmeye yöneldim. Kendimi kandırmaya, olumlu düşünerek mutlu olmaya sevk ettim.
Belki çakan olmuştur kişisel gelişime yönelik bir kitap okuyorum :) Nlp'ye sardım. Uygulama henüz sıfır, ancak okuyarak kendimi gaza getiriyorum. Belki farkına varmadan uyguluyorum.

Nlp yemek yapmıyor, Mercan'la oyun oynayamıyor.
Bu durumda Mercan'a nlp teknikleri öğretmek gerekiyor.

Anne de ağlayacak, biraz az ağla.
Anne top atsan uyanmaz hale geldi, en iyisi gece uyanma.
Anneye ihtiyacın yok, mama biberonda.
Anne agu egi demekten konuşmayı unutacak, tez vakitte anne veya baba de kadın paralanmasın.

Teknikleri öğrenmeli.

Şimdilik kullandığı yegane teknik ağlamak, nedenleri sayısız

a) Açım
b) Uykum var
c) Canım sıkıldı
d) Oyun oynamak istiyorum
e) Gezmek istiyorum
f) Dişlerim kaşınıyor
g) Çok sıcak bayılıcam, yelle beni
h) Ben cücük bir bebekim, kucağına al okşa beni
i) Gıcıklık olsun diye ağlıyorum
j) Emziğimi verin ulan!
k) Hepsi
l) Joker hakkımı kullanmak istiyorum

Yani hep o, hep o. Al işte nereden nereye.. Hayatın anlamı çocuuum. Çocuuumun günlük macera ve beklentileri. Bugünü, yarını.

Tutup ağzına sokmaya çalıştığı ayakları, meyve sularını afiyetle içerek beni mest etmesi.

Oysa ne yumuk, ne sessiz, ne sakin.. Ne bebek bir şeydin sen...

14 Şubat 2007 Çarşamba

Valentinus!.. Toprağın Bol Olsun!





























Bir güle en az 30 YTL bayılınan, kırmızı dondan kırmızı atkıya bereye, fincana, ayıya börtüye böceğe herşeyin üstünüze üstüneze geldiği şu gün aslında Aziz Valentinus'un öldürüldüğü gündür.


Hani eceliyle de ölmemiş, kıtır kıtır kesmiş veya öyyk diye boğmuşlar.

Yavuklusu Julia'da gömüldüğü yere gider pembe çiçekler açan badem ağacı diker! Ama tabi Valentinus'un ölümüne dek geçen olaylar bu ölümü özel ve anılmaya değer kılmıştır.

Çünkü zamanın denyosu Roma İmparatoru II. Claudius kadın erkek ilişkisine öyle bir zalimce yaklaşıyormuş evlenmeyi bile yasak etmiş. Onun için varsa yoksa savaş. Hadi gelin asalım keselim...

Tüm erkekler askere gitsin, kadınlarda artık salatalık yetiştirsin!

Neyse..

Yani aslında birbirimize hediye almamızı gerektirecek hiçbirşey yok bunda. Oturup fatiha falan okunabilir belki.

Zaten olayın özüne bakacak olursak sağı solu kırmızı görüyor olmamız işin hangi boyutlara ulaştığını gözler önüne serer.

Julia pembe çiçekler açan badem ağacı ektiyse ve bu yüzden dostluk ve sevginin simgesi badem ağacı ise kırmızı kalp taşıyan ayılar neden?

Ben beni ilgilendiren kısmına bakarım :)

Minik sefkilime bol meyve, biraz baby einstein serisinden melodiler, bol bol okşanıp sevilmeler...

Ve kucak dolusu öpücük oğlum. Seni hiçbir zaman bırakmayacak olan sevgilinden..